🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. A harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

a
[eɪ]
bir; harf A; bir tane; herhangi; belirli

A örnek cümleler:

  • Scientists are trying to find a cure for cancer.
    Bilim insanları kanser için bir tedavi bulmaya çalışıyor.
  • The weather made me feel a bit depressed today.
    Bugün hava beni biraz depresif hissettirdi.
a.m
[eɪ.ɛm]
yarimdan önce; sabah

A.m örnek cümleler:

  • Registration starts at 9 a.m. sharp.
    Kayıt tam olarak sabah 9'da başlar.
  • The sun will rise at 6 a.m. tomorrow.
    Yarın sabah saat 6'da güneş doğacak.
abandon
[əˈ.bæn.dən]
terk etmek, bırakmak, vazgeçmek

Abandon örnek cümleler:

  • Don't abandon your friends when they need you.
    Arkadaşlarının sana ihtiyacı olduğunda onları terk etme.
  • The dog was abandoned on the street.
    Köpek sokakta terk edildi.
abandoned
[əˈ.bæn.dənd]
terkedilmiş, sahipsiz, metruk

Abandoned örnek cümleler:

  • The dog was abandoned on the street.
    Köpek sokakta terk edildi.
  • The ship was abandoned after the storm damaged it.
    Fırtına zarar verdikten sonra gemi terk edildi.
abilities
[əˈbɪl.ɪ.tiz]
yetenekler; beceriler; kapasiteler

Abilities örnek cümleler:

  • She is confident in her abilities.
    O, yeteneklerine güveniyor.
  • He is known for his intellectual abilities.
    Entelektüel yetenekleriyle tanınır.
ability
[əˈbɪl.ɪ.ti]
yetenek; beceri; kapasite

Ability örnek cümleler:

  • She showed great ability in painting as a child.
    Çocukken resim yapma konusunda büyük bir yetenek gösterdi.
  • This game tests your ability to think fast.
    Bu oyun, hızlı düşünme yeteneğinizi test eder.
able
[ˈeɪ.bəl]
yetenekli; yapabilir; ehil

Able örnek cümleler:

  • I am able to help.
    Ben yardım edebilirim.
  • She is able to run.
    O koşabilir.
abnormal
[æbˈ.nɔː.məl]
anormal, garip, tuhaf

Abnormal örnek cümleler:

  • The weather is abnormal today.
    Bugün hava anormal.
  • She felt abnormal after the long trip.
    Uzun yolculuktan sonra kendini anormal hissetti.
abolition
[ˌæ.bəˈ.lɪʃ.ən]
fesih, kaldırma, lağvetme

Abolition örnek cümleler:

  • The abolition of slavery was a pivotal moment in history.
    Köleliğin kaldırılması tarihte önemli bir dönüm noktasıydı.
  • The abolition of slavery didn't erase its societal scars, and efforts to heal and repair those wounds continue to this day.
    Köleliğin kaldırılması, toplum üzerindeki izlerini silmedi ve bu yaraları iyileştirme çabaları bugün de devam ediyor.
abortion
[əˈ.bɔː.ʃən]
düşük, kürtaj, çocuk aldırma

Abortion örnek cümleler:

  • Some people have strong opinions about abortion.
    Bazı insanlar kürtaj hakkında güçlü görüşlere sahiptir.
  • She heard about abortion in class.
    Derste kürtaj hakkında duydu.
about
[əˈbaʊt]
hakkında; yaklaşık; ilgili

About örnek cümleler:

  • We talk about the weather.
    Hava hakkında konuşuyoruz.
  • He speaks about his job.
    İşi hakkında konuşuyor.
above
[əˈbʌv]
yukarıda; üstünde; daha fazla

Above örnek cümleler:

  • The painting hangs above the fireplace.
    Resim şöminenin üstünde asılı.
  • He looked above to see the stars at night.
    Geceleri yıldızları görmek için yukarıya baktı.
abroad
[əˈbrɔːd]
yurtdışında; yurtdışına; her yerde

Abroad örnek cümleler:

  • They traveled abroad for their vacation.
    Tatil için yurtdışına seyahat ettiler.
  • He lives abroad in Spain.
    İspanya'da yurtdışında yaşıyor.
absence
[ˈæb.səns]
yokluk, devamsızlık, bulunmama

Absence örnek cümleler:

  • Her absence from class was noticed by the teacher.
    Derslerdeki yokluğu öğretmen tarafından fark edildi.
  • The absence of rain caused the plants to dry out.
    Yağmurun olmaması bitkilerin kurumasına neden oldu.
absent
[ˈæb.sənt]
yok; dalgın; eksik

Absent örnek cümleler:

  • She was absent from class.
    O derste yoktu.
  • He is absent today.
    O bugün yok.
absolute
[ˈæb.sə.luːt]
mutlak, kesin, mutlak surette

Absolute örnek cümleler:

  • The room was in absolute silence.
    Oda mutlak sessizlik içindeydi.
  • She has absolute confidence in her abilities.
    Kendi yeteneklerine mutlak güveni var.
absolutely
[ˌæb.səˈluːt.li]
kesinlikle; tamamen; mutlaka

Absolutely örnek cümleler:

  • I absolutely agree with your decision.
    Kararınızla tamamen aynı fikirdeyim.
  • The view from the mountain was absolutely beautiful.
    Dağdan manzara kesinlikle harikaydı.
absorb
[əbˈ.zɔːb]
emmek, içine çekmek, soğurmak

Absorb örnek cümleler:

  • The sponge can absorb water.
    Sünger suyu emebilir.
  • He will absorb the information quickly.
    O bilgiyi hızlıca özümsüyor.
absorbs
[əbˈ.zɔːbz]
emiyor, çekiyor, soğuruyor

Absorbs örnek cümleler:

  • The plant absorbs water from the soil.
    Bitki, topraktan su emer.
  • A tree absorbs carbon dioxide and produces oxygen.
    Bir ağaç karbondioksiti emer ve oksijen üretir.
absorption
[əbˈ.zɔːp.ʃən]
emilim, soğurma, çekme

Absorption örnek cümleler:

  • The sponge absorbs the water quickly.
    Sünger suyu hızlıca emer.
  • The plant absorbs water from the soil.
    Bitki, topraktan su emer.
abstract
[ˈæb.strækt]
soyut; özet; teorik

Abstract örnek cümleler:

  • She painted an abstract picture.
    O soyut bir tablo çizdi.
  • His idea was abstract.
    Fikri soyuttu.