🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. A harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

antique
[ænˈtiːk]
eski; antik; nostaljik

Antique örnek cümleler:

  • She is a trader who specializes in antique items.
    O bir antika eşyalar konusunda uzmanlaşmış bir tüccardır.
  • She admired the intricate patterns in the wood of the antique table.
    Antika masanın ahşabındaki karmaşık desenlere hayran kaldı.
antiques
[ænˈtiːks]
eski eşyalar; antikalar; nostaljik şeyler

Antiques örnek cümleler:

  • He specializes in the trade of rare and valuable antiques.
    O, nadir ve değerli antikaların ticareti konusunda uzmandır.
  • She decided to hunt for treasure in the old attic, looking for hidden antiques.
    Eski tavan arasında gizlenmiş antikaları arayarak hazine avına çıkmaya karar verdi.
anxiety
[æŋˈzaɪ.ə.ti]
endişe; kaygı; huzursuzluk

Anxiety örnek cümleler:

  • His anxiety disappeared after the doctor gave him some advice.
    Doktorun ona bazı tavsiyelerde bulunmasından sonra kaygısı kayboldu.
  • She felt anxiety before the exam.
    Sınavdan önce kaygı hissetti.
anxious
[ˈæŋk.ʃəs]
endişeli; kaygılı; sabırsız

Anxious örnek cümleler:

  • The mere thought of losing made him anxious.
    Yenilme düşüncesi bile onu endişelendirdi.
  • The uncertainty of the situation made everyone anxious.
    Durumu belirsizliği herkesin endişelenmesine neden oldu.
any
[ˈɛni]
herhangi bir; herhangi; her şey

Any örnek cümleler:

  • Do you have any food?
    Yemek var mı?
  • I don’t have any money.
    Hiç param yok.
anybody
[ˈɛn.iˌbɒd.i]
herhangi biri; biri; kim olsa

Anybody örnek cümleler:

  • Is anybody here?
    Burada kimse var mı?
  • Anybody can join the game, it's free.
    Herhangi biri oyuna katılabilir, ücretsizdir.
anyone
[ˈɛniˌwʌn]
herhangi biri; birisi; herhangi birisi

Anyone örnek cümleler:

  • Can anyone help me with this problem?
    Birisi bu konuda bana yardımcı olabilir mi?
  • Is there anyone at the door?
    Kapıda biri var mı?
anything
[ˈɛniˌθɪŋ]
herhangi bir şey; her şey; herhangi bir şey

Anything örnek cümleler:

  • Do you need anything from the store?
    Mağazadan bir şey ihtiyacın var mı?
  • She can do anything if she works hard enough.
    Çok çalışırsa her şeyi yapabilir.
anyway
[ˈɛn.iˌweɪ]
her halükarda; bir şekilde; yine de

Anyway örnek cümleler:

  • I don't feel like going, but I will go anyway.
    Gitmek istemiyorum ama yine de gideceğim.
  • It was raining, but we went for a walk anyway.
    Yağmur yağıyordu ama yine de yürüyüşe çıktık.
anywhere
[ˈɛniˌwɛr]
her yerde; herhangi bir yerde; herhangi bir yer

Anywhere örnek cümleler:

  • You can sit anywhere in the classroom.
    Sınıfta istediğin yere oturabilirsin.
  • I can go anywhere I want.
    İstediğim her yere gidebilirim.
apart
[əˈpɑːrt]
ayrı; uzakta; uzak

Apart örnek cümleler:

  • We are sitting apart in the classroom.
    Sınıfta ayrı oturuyoruz.
  • The two pieces came apart easily.
    İki parça kolayca ayrıldı.
apartment
[əˈpɑːrt.mənt]
daire; apartman; konut

Apartment örnek cümleler:

  • This is my new apartment, and I love it.
    Bu benim yeni dairem ve onu çok seviyorum.
  • The apartment has a small kitchen and a bathroom.
    Dairede küçük bir mutfak ve banyo var.
apologize
[əˈpɒl.ə.dʒaɪz]
özür dilemek; af dilemek

Apologize örnek cümleler:

  • She personally called to apologize.
    Şahsen özür dilemek için aradı.
  • I think you should call her and apologize.
    Bence onu aramalı ve özür dilemelisin.
apologized
[əˈpɒl.ə.dʒaɪzd]
özür diledi; af diledi

Apologized örnek cümleler:

  • She publicly apologized for her mistake.
    Hatası için halka açık bir şekilde özür diledi.
  • He apologized for being late to the meeting.
    Toplantıya geç kalması için özür diledi.
apology
[əˈpɒl.ə.dʒi]
özür; af; mazeret

Apology örnek cümleler:

  • Please accept my apology for the mistake.
    Lütfen hatam için özürlerimi kabul edin.
  • She gave a sincere apology for her mistake.
    Hatası için içtenlikle özür diledi.
app
[æp]
uygulama; program; araç

App örnek cümleler:

  • The new app requires a code to log in.
    Yeni uygulama giriş yapmak için bir kod gerektiriyor.
  • This app works well on both phones and tablets.
    Uygulama hem telefonlarda hem de tabletlerde iyi çalışıyor.
apparatus
[ˌæp.əˈræt.əs]
cihaz; aygıt; ekipman

Apparatus örnek cümleler:

  • The apparatus is used for measuring temperature.
    Bu cihaz sıcaklığı ölçmek için kullanılır.
  • The machine is part of the apparatus in the laboratory.
    Bu makine laboratuvar ekipmanının bir parçasıdır.
apparent
[əˈpær.ənt]
açık; belirgin; görünür

Apparent örnek cümleler:

  • His happiness was apparent.
    Onun mutluluğu açıktı.
  • The mistake was apparent to everyone.
    Hata herkes için açıktı.
apparently
[əˈpær.ənt.li]
açıkça; görünüşe göre; muhtemelen

Apparently örnek cümleler:

  • Apparently, it's raining.
    Görünüşe göre yağmur yağıyor.
  • Apparently, she's tired.
    Görünüşe göre o yorgun.
appeal
[əˈpiːl]
itiraz; çekicilik; başvuru

Appeal örnek cümleler:

  • She made an appeal for help.
    Yardım istedi.
  • The movie will appeal to young people.
    Film gençlere hitap edecek.
appealing
[əˈpiːlɪŋ]
çekici; etkileyici; yalvaran

Appealing örnek cümleler:

  • The chef carefully prepared each dish, ensuring it was both delicious and visually appealing.
    Aşçı, her yemeği özenle hazırladı ve hem lezzetli hem de görsel olarak çekici olmasını sağladı.
  • They collaborated on the design of the new website to ensure it was user-friendly and visually appealing.
    Yeni web sitesinin tasarımında kullanıcı dostu ve görsel olarak çekici olmasını sağlamak için iş birliği yaptılar.