arrest [əˈrɛst] tutuklama; gözaltı; durdurma Arrest örnek cümleler: She was arrested for stealing. O, hırsızlık nedeniyle tutuklandı. The police made an arrest yesterday. Dün polis bir tutuklama gerçekleştirdi.
arrested [əˈrɛs.tɪd] tutuklanmış; gözaltına alınmış; durdurulmuş Arrested örnek cümleler: The police arrested a terrorist. Polis, bir teröristi tutukladı. They were arrested for illegal parking. Yasadışı park nedeniyle tutuklandılar.
arrival [əˈraɪ.vəl] ulaşma; geliş; varış Arrival örnek cümleler: His arrival was unexpected. Onun gelişi beklenmedikti. The arrival of the train was on time. Trenin gelişi zamanındaydı.
arrive [əˈraɪv] ulaşmak; varmak; gelmek Arrive örnek cümleler: We will arrive soon. Yakında varacağız. We will arrive at the hotel by noon. Öğleye kadar otele varacağız.
arrived [əˈraɪvd] ulaştı; vardı; geldi Arrived örnek cümleler: They arrived early, thus securing good seats. Erken geldiler, bu yüzden iyi yerler aldılar. She is a newly arrived student at the school. O, okula yeni gelen bir öğrencidir.
arrives [əˈraɪvz] ulaşır; varır; gelir Arrives örnek cümleler: The train arrives at the terminal. Tren terminale varıyor. Give this to whoever arrives first. Bunu ilk gelen kişiye ver.
arriving [əˈraɪvɪŋ] ulaşan; varan; gelen Arriving örnek cümleler: The train is arriving at platform number 5. Tren 5 numaralı perona geliyor. I wouldn’t bet on him arriving on time. Onun zamanında geleceğine bahse girmem.
arrow [ˈær.oʊ] ok; işaretçi; yön oku Arrow örnek cümleler: The archer hit the target with his arrow. Okçu, hedefi okuyla vurdu. The arrow indicates the correct direction. Ok doğru yönü gösteriyor.
art [ɑːrt] sanat; beceri; resim Art örnek cümleler: She likes to draw in art class. Sanatta dersinde resim yapmayı seviyor. Art can make people feel happy. Sanat insanları mutlu edebilir.
arthritis [ɑːrˈθraɪ.tɪs] eklem iltihabı; artrit; gut Arthritis örnek cümleler: She has arthritis in her knees. Dizlerinde artrit var. Arthritis can cause pain. Artrit ağrıya neden olabilir.
article [ˈɑːr.tɪ.kəl] makale; eşya; madde Article örnek cümleler: This article is about learning English. Bu makale İngilizce öğrenme hakkında. Did you enjoy the article about dogs? Koşuklar hakkındaki makaleyi beğendiniz mi?
articles [ˈɑːr.tɪ.klz] eserler; makaleler; eşyalar Articles örnek cümleler: He writes articles for the local newspaper. O, yerel gazete için makaleler yazıyor. I often read articles online to stay informed about current events. Genellikle çevrimiçi makaleler okuyarak güncel olaylar hakkında bilgi sahibi olurum.
artifact [ˈɑːr.tɪ.fækt] sanat eseri; el yapımı; obje Artifact örnek cümleler: The artifact was left to rest in a secure vault. Eser, güvenli bir kasada bırakıldı. The artifact was hidden inside an ancient stone vault. Eser, eski bir taş kasanın içinde gizlenmişti.
artifacts [ˈɑːr.tɪ.fækts] sanat eserleri; el yapımı objeler Artifacts örnek cümleler: The museum has a collection of ancient artifacts. Müze, antik eserlerden oluşan bir koleksiyona sahiptir. The museum has many cultural artifacts on display. Müzede birçok kültürel eser sergileniyor.
artificial [ˌɑːr.tɪˈfɪʃ.əl] yapay; doğal olmayan; sahte Artificial örnek cümleler: The cake was decorated with artificial flowers. Pasta, yapay çiçeklerle süslenmişti. Artificial light helps plants grow in greenhouses. Yapay ışık, sera içinde bitkilerin büyümesine yardımcı olur.
artisans [ˈɑːr.tɪ.zənz] zanaatkâr; usta; el işçisi Artisans örnek cümleler: The woman led the initiative to empower local artisans. Kadın, yerel zanaatkârları destekleme girişimini yönetti. Travelers often watch local artisans at work to learn about traditional crafts. Seyahatçiler, geleneksel zanaatlar hakkında bilgi edinmek için yerel zanaatkârları iş başında sıklıkla izler.
artist [ˈɑːr.tɪst] sanatçı; yaratıcı; oyuncu Artist örnek cümleler: The artist painted a beautiful picture. Sanatçı güzel bir resim çizdi. She is an artist who loves to paint nature. O doğayı resmetmeyi seven bir sanatçıdır.
artist's [ˈɑːr.tɪsts] sanatçının; yaratıcı; oyuncunun Artist's örnek cümleler: The artist's brush stroke was very soft and delicate. Sanatçının fırça darbesi çok yumuşak ve nazikti. The artist's reproduction of the famous painting was perfect. Sanatçının ünlü tablonun reprodüksiyonu mükemmeldi.
artistic [ɑːrˈtɪs.tɪk] sanatsal; artistik; estetik Artistic örnek cümleler: She is very artistic. O çok sanatsal. He has artistic talent. Onun sanatsal yeteneği var.
artists [ˈɑːr.tɪsts] sanatçılar; yaratıcılar; oyuncular Artists örnek cümleler: This painting is from the era of great artists. Bu tablo büyük sanatçılar çağından. The cooperation between artists and engineers led to the creation of a unique exhibit. Artistler ve mühendisler arasındaki işbirliği, benzersiz bir serginin yaratılmasına yol açtı.
artist’s [ˈɑːr.tɪsts] sanatçının; yaratıcı; oyuncunun Artist’s örnek cümleler: The artist’s work is a combination of visual and emotional elements. Sanatçının eseri, görsel ve duygusal unsurların bir kombinasyonudur. The female artist’s work was featured in an international exhibition. Kadın sanatçının eseri uluslararası bir sergide yer aldı.