autonomous [ɔːˈtɒn.ə.məs] özerk; bağımsız; otonom Autonomous örnek cümleler: He wants to be autonomous in his work. İşinde bağımsız olmak istiyor. The car can drive autonomously. Araba otonom olarak hareket edebilir.
autonomy [ɔːˈtɒn.ə.mi] özerklik; bağımsızlık; öz yönetim Autonomy örnek cümleler: The new law gives the city more autonomy to make decisions. Yeni yasa, şehre karar alma konusunda daha fazla özerklik tanıyor. She values her autonomy and enjoys making decisions for herself. Kendi özerkliğine değer verir ve kararları kendisi almayı sever.
autumn [ˈɔː.təm] sonbahar; güz; mevsim Autumn örnek cümleler: Autumn leaves fall. Sonbahar yaprakları dökülür. Autumn is cold. Sonbahar soğuktur.
availability [əˌveɪ.ləˈbɪl.ɪ.ti] kullanılabilirlik; erişilebilirlik; hazır olma Availability örnek cümleler: The availability of the book is low. Kitabın erişilebilirliği düşük. Check the availability of tickets. Biletlerin mevcut olup olmadığını kontrol edin.
available [əˈveɪ.lə.bəl] mevcut; erişilebilir; var Available örnek cümleler: The book is available. Kitap mevcut. They are available for help. Onlar yardım için müsait.
average [ˈæv.ər.ɪdʒ] ortalama; sıradan; ortalama Average örnek cümleler: The average temperature in July is very high. Temmuz ayındaki ortalama sıcaklık çok yüksektir. He scored above average on the test. Testte ortalamanın üzerinde bir puan aldı.
aviation [ˌeɪ.viˈeɪ.ʃən] havacılık; hava taşımacılığı; uçuşlar Aviation örnek cümleler: He wants to study aviation. O, havacılığı öğrenmek istiyor. My father works in aviation. Benim babam havacılık sektöründe çalışıyor.
avoid [əˈvɔɪd] kaçınmak; uzak durmak; önlemek Avoid örnek cümleler: Please avoid touching the wet paint on the wall. Lütfen duvardaki taze boyaya dokunmaktan kaçının. He turned left to avoid the traffic jam. Trafik sıkışıklığından kaçınmak için sola döndü.
avoided [əˈvɔɪ.dɪd] kaçındı; uzak durdu; önledi Avoided örnek cümleler: The family avoided debt by spending wisely. Aile, paralarını akıllıca harcayarak borçlardan kaçındı. He avoided inflammatory comments in the discussion. Tartışmada kışkırtıcı yorumlardan kaçındı.
avoiding [əˈvɔɪ.dɪŋ] kaçınan; uzak duran; önleyen Avoiding örnek cümleler: The cat ran quickly across the street, narrowly avoiding the car. Kedi hızla caddeden geçti ve arabadan kıl payı kurtuldu. In a crisis, it’s crucial to stay calm and rational, avoiding hasty decisions. Krizde sakin ve mantıklı kalmak, aceleci kararlar almaktan kaçınmak çok önemlidir.
awaited [əˈweɪ.tɪd] beklenen; yaklaşan; beklenilen Awaited örnek cümleler: Fans eagerly awaited the release of the latest book in the fantasy series. Hayranlar, fantastik serinin en yeni kitabının çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorlardı. The auditorium was full, and everyone eagerly awaited the start of the concert. Auditoryum doluydu ve herkes konserin başlamasını sabırsızlıkla bekliyordu.
awake [əˈweɪk] uyanık; uyanmış; dikkatli Awake örnek cümleler: The lecture was boring, I couldn't stay awake. Ders sıkıcıydı, uyanık kalamadım. The strong coffee helped me stay awake during the long meeting. Güçlü kahve, uzun toplantı sırasında uyanık kalmama yardımcı oldu.
award [əˈwɔːrd] ödül; mükâfat; takdir Award örnek cümleler: She won an award. O bir ödül kazandı. He received an award. O bir ödül aldı.
awarded [əˈwɔːr.dɪd] ödüllendirildi; verildi; layık görüldü Awarded örnek cümleler: The silver medal was awarded to the second-place winner. Gümüş madalya ikinci sıradaki kazanana verildi. They awarded her the prize for best student in the class. Sınıfın en iyi öğrencisi olarak ödül aldı.
awards [əˈwɔːrdz] ödüller; mükâfatlar; takdirler Awards örnek cümleler: He has many academic awards. Birçok akademik ödülü var. She is a talented writer and won many awards. O, yetenekli bir yazar ve birçok ödül kazandı.
aware [əˈwɛər] farkında; bilgili; dikkatli Aware örnek cümleler: I am aware of the rules for this game. Bu oyunun kurallarını biliyorum. Are you aware that it will rain tomorrow? Ha, yarın yağmur yağacağını biliyor musun?
awareness [əˈwɛər.nəs] bilinç; farkındalık; bilgi Awareness örnek cümleler: They launched a campaign to raise awareness about environmental issues. Çevresel sorunlar hakkında farkındalık yaratmak için kampanya başlattılar. The team decided to raise awareness about the importance of clean water. Ekip, temiz suyun önemi hakkında farkındalık yaratmaya karar verdi.
away [əˈweɪ] uzakta; gitmiş; ayrılmış Away örnek cümleler: The dog ran away. Köpek kaçtı. They walked away. Onlar gitti.
awe [ɔː] hayranlık; korku; şaşkınlık Awe örnek cümleler: The rich landscapes of the island, with its vibrant forests and clear waters, left them in awe. Adanın zengin manzaraları, canlı ormanları ve berrak suları onları hayrete düşürdü. The love and dedication of the team were evident in every detail of the event, leaving the guests in awe of their hard work. Ekibin sevgisi ve bağlılığı etkinliğin her detayında belirgindi ve misafirler onların özverili çalışmalarına hayran kaldı.
awe-inspiring [ˈɔː.ɪnˌspaɪr.ɪŋ] ilham verici; hayranlık uyandırıcı; büyüleyici Awe-inspiring örnek cümleler: The astronaut described the vastness of space as both terrifying and awe-inspiring during the lecture. Astronot, konferans sırasında uzayın enginliğini hem korkutucu hem de hayranlık uyandırıcı olarak tanımladı. Watching the waterfall’s powerful rush was both humbling and awe-inspiring, reminding them of nature’s majesty. Şelalenin güçlü akışını izlemek hem alçakgönüllü hem de ilham vericiydi, onlara doğanın görkemini hatırlatıyordu.