baby [ˈbeɪ.bi] bebek; çocuk; yeni doğmuş Baby örnek cümleler: The baby is sleeping in the crib now. Bebek şimdi beşiğinde uyuyor. The baby is sleeping now. Bebek şimdi uyuyor.
baby’s [ˈbeɪ.biz] bebeğin; çocuğun; küçüğün Baby’s örnek cümleler: The baby’s cognitive skills are developing. Çocuğun bilişsel yetenekleri gelişiyor. The baby’s sensitive skin needed gentle soap. Bebek cildinin çok hassas olduğu ve nazik sabuna ihtiyaç duyduğu söylenmiştir.
back [bæk] sırt; geri; arkada Back örnek cümleler: I am back. Geri döndüm. We are back home. Eve döndük.
backed [ˈbækt] desteklenmiş; teminatlı; sponsorlu Backed örnek cümleler: He backed up the data, otherwise it could be lost. Verileri yedekledi, aksi takdirde kaybolabilirdi. He struggled to prove his point in the debate, but his arguments were backed by reliable data. Tartışmada görüşünü kanıtlamaya çalıştı, ancak argümanları güvenilir verilerle desteklendi.
background [ˈbæk.ɡraʊnd] arka plan; geçmiş; bağlam Background örnek cümleler: His background in science helped him solve the problem. Bilimsel geçmişi sorunu çözmesine yardımcı oldu. I come from a simple background. Ben basit bir geçmişten geliyorum.
backgrounds [ˈbæk.ɡraʊndz] arka planlar; geçmişler; bağlamlar Backgrounds örnek cümleler: People from different ethnic backgrounds attended the festival. Farklı etnik kökenlerden insanlar festivale katıldı. He can easily relate to people from different backgrounds. O, farklı geçmişlere sahip insanlarla kolayca ilişki kurabilir.
backpack [ˈbæk.pæk] sırt çantası; sırt çantası Backpack örnek cümleler: He was happy with his selection of a new backpack. Yeni sırt çantasını seçtiği için mutluydu. The backpack can contain all the essentials for hiking. Sırt çantası, yürüyüş için gerekli tüm temel eşyaları içerebilir.
backyard [ˌbækˈjɑːrd] arka bahçe; bahçe; bölge Backyard örnek cümleler: We have a small greenhouse in our backyard. Bahçemizde küçük bir sera var. I found a treasure in my backyard yesterday. Dün arka bahçemde bir hazine buldum.
bacteria [bækˈtɪə.ri.ə] bakteriler; mikroplar; mikroorganizmalar Bacteria örnek cümleler: Yogurt contains good bacteria that help with digestion. Yogurt, sindirimde yardımcı olan iyi bakteriler içerir. Bacteria are everywhere, but not all of them are harmful. Bakteriler her yerde, ancak hepsi zararlı değildir.
bad [bæd] kötü; bozuk; zararlı Bad örnek cümleler: The milk smells bad because it went sour. Süt kötü kokuyor çünkü ekşi oldu. He had a bad headache after working too long. Çok uzun süre çalıştıktan sonra başı ağrıdı.
bag [bæɡ] çanta; torba; poşet Bag örnek cümleler: She carries a bag. Onun bir çantası var. He has a big bag. Onun büyük bir çantası var.
bags [bæɡz] çantalar; torbalar; paketler Bags örnek cümleler: A robot helped me carry the bags. Robot çantaları taşımama yardımcı oldu. I need to pack my bags for the trip. Seyahat için valizlerimi toplamam gerekiyor.
bake [beɪk] fırında pişirmek; kızartmak; pişirmek Bake örnek cümleler: She gave me advice about how to bake a cake. Bana kek yapmanın nasıl yapılacağına dair tavsiyelerde bulundu. They used a traditional method to bake the bread. Ekmek pişirmek için geleneksel bir yöntem kullandılar.
baked [beɪkt] fırında pişmiş; kızarmış; pişmiş Baked örnek cümleler: She baked a big cake for her birthday. Doğum günü için büyük bir pasta yaptı. She baked a delicious pie for the party. Parti için lezzetli bir turta pişirdi.
bakery [ˈbeɪ.kər.i] fırın; pastane; ekmekçi Bakery örnek cümleler: The bread from the bakery is always fresh. Fırından ekmek her zaman tazedir. The bakery sells bread locally every morning. Fırın her sabah yerel olarak ekmek satar.
baking [ˈbeɪ.kɪŋ] fırıncılık; pişirme; kızartma Baking örnek cümleler: The kitchen was full of flour powder after baking. Pişirme sonrası mutfak un tozuyla doluydu. The kitchen smells great because of the baking bread. Mutfak, pişmiş ekmek nedeniyle harika kokuyor.
balance [ˈbæl.əns] denge; balans; oran Balance örnek cümleler: They try to balance their time between work and fun. Zamanlarını iş ve eğlence arasında dengelemeye çalışıyorlar. She keeps her balance while riding a bike. Bisiklet sürerken dengesini korur.
balanced [ˈbæl.ənst] dengeli; uyumlu; dengelenmiş Balanced örnek cümleler: The object is balanced in equilibrium. Nesne dengededir. His health is highly dependent on regular exercise and a balanced diet. Sağlığı büyük ölçüde düzenli egzersiz ve dengeli bir diyete bağlıdır.
balances [ˈbæl.ən.sɪz] dengeler; bakiyeler; kalıntılar Balances örnek cümleler: A successful athlete balances training, rest, and mental focus. Başarılı bir sporcu antrenman, dinlenme ve zihinsel odaklanmayı dengeler. The painting’s composition carefully balances colors and shapes to create a peaceful scene. Resmin kompozisyonu, huzurlu bir sahne oluşturmak için renkleri ve şekilleri dikkatlice dengeledi.
balancing [ˈbæl.ən.sɪŋ] dengelenme; denge sağlama; uyum sağlama Balancing örnek cümleler: He began to recognize the importance of balancing work and personal life for his well-being. Çalışma ve kişisel hayat arasındaki dengeyi, refahı için anlamaya başladı. Balancing consumption and preservation in popular tourist destinations requires careful planning. Popüler turistik yerlerde tüketim ve koruma arasındaki denge, dikkatli bir planlama gerektirir.
balcony [ˈbæl.kə.ni] balkon; teras; galeri Balcony örnek cümleler: They decided to rent a cozy apartment with a balcony overlooking the city park. Şehir parkına bakan balkonlu, rahat bir daire kiralamaya karar verdiler. We had a delicious breakfast with fresh bread, fruit, and hot tea on the balcony. Balkonda taze ekmek, meyve ve sıcak çay ile lezzetli bir kahvaltı yaptık.