🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. B harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

borrowed
[ˈbɒr.oʊd]
sıkıldı; bıktı; deldi

Borrowed örnek cümleler:

  • He promised to return the borrowed money soon.
    O, borç aldığı parayı yakında geri ödeyeceğini vaat etti.
  • She borrowed money and is now in debt to her friend.
    Arkadaşıdan borç para aldı ve şimdi ona borçlu.
boss
[ˈbɒr.oʊd]
sıkıldı; bıktı; deldi

Boss örnek cümleler:

  • She is my boss.
    O benim patronum.
  • The boss is in the office.
    Patron ofiste.
both
[boʊθ]
her ikisi de

Both örnek cümleler:

  • We both like ice cream.
    İkimiz de dondurmayı seviyoruz.
  • They both play soccer.
    İkisi de futbol oynuyor.
bottle
[ˈbɒt.əl]
şişe; şişe; kap

Bottle örnek cümleler:

  • There is a bottle on the table.
    Masada bir şişe var.
  • She drinks from a blue bottle.
    O mavi bir şişeden içiyor.
bottom
[ˈbɒt.əm]
alt; dip; taban

Bottom örnek cümleler:

  • The cat is sitting at the bottom of the stairs.
    Kedi, merdivenlerin dibinde oturuyor.
  • She put the books at the bottom of the shelf.
    Kitapları rafın alt kısmına koydu.
bought
[bɔːt]
satın aldı; aldı; edindi

Bought örnek cümleler:

  • She bought local vegetables at the market.
    Pazardan yerel sebzeler aldı.
  • I bought a magazine about animals today.
    Ben bugün hayvanlarla ilgili bir dergi aldım.
bound
[ˈbaʊnd]
bağlı; sınırlı; yöneltilmiş

Bound örnek cümleler:

  • The book was bound in red leather.
    Kitap kırmızı deriyle ciltlenmişti.
  • The dog is bound by a leash.
    Köpek bir tasma ile bağlı.
boundaries
[ˈbaʊn.dər.iz]
sınırlar; hudutlar; sınırlar

Boundaries örnek cümleler:

  • The territorial boundaries of the country were clearly marked on the map.
    Ülkenin toprak sınırları haritada açıkça belirtilmişti.
  • The court resolved the civil dispute between neighbors over property boundaries.
    Mahkeme, komşular arasındaki mülk sınırlarıyla ilgili medeni anlaşmazlığı çözdü.
bow
[baʊ]
şapka çıkarma; yay; eğilme

Bow örnek cümleler:

  • He learned how to shoot arrows with a bow.
    Yay ile ok atmayı öğrendi.
  • In many cultures, it is the norm to greet others with a handshake or a bow when meeting for the first time.
    Birçok kültürde, ilk karşılaşmada başkalarını el sıkışma veya eğilme ile selamlamak normdur.
box
[bɒks]
kutu; kutu; kutu

Box örnek cümleler:

  • I have a box of toys in my room.
    Odada oyuncak dolu bir kutum var.
  • The box is heavy, so be careful.
    Kutu ağır, bu yüzden dikkatli ol.
boxes
[ˈbɒk.sɪz]
kutular; kutular; kutular

Boxes örnek cümleler:

  • The storage room is full of old furniture and boxes.
    Depolama odası eski mobilya ve kutularla dolu.
  • We used a truck to transport the boxes to the new house.
    Yeni eve kutuları taşımak için bir kamyon kullandık.
boy
[bɔɪ]
erkek çocuk; delikanlı; genç

Boy örnek cümleler:

  • The boy loves to play with his dog.
    Çocuk, köpeğiyle oynamayı seviyor.
  • A boy in a red shirt helped me find the way.
    Kırmızı gömlekli bir çocuk, yolumu bulmamda bana yardımcı oldu.
brain
[breɪn]
beyin; akıl; zeka

Brain örnek cümleler:

  • My brain learns new words every day.
    Beynim her gün yeni kelimeler öğreniyor.
  • They protect the brain.
    Onlar beyni korur.
brainstorming
[ˈbreɪn.stɔːr.mɪŋ]
beyin fırtınası; tartışma; tartışma

Brainstorming örnek cümleler:

  • They needed rest after the intense brainstorming session.
    Yoğun beyin fırtınası oturumundan sonra dinlenmeye ihtiyaçları vardı.
  • The team had a productive brainstorming session yesterday.
    Dün ekip verimli bir beyin fırtınası yaptı.
branch
[bræntʃ]
şube; kol; dal

Branch örnek cümleler:

  • The tree has many branches.
    Ağacın birçok dalı var.
  • She climbed the branch of the tree.
    O ağacın dalına tırmandı.
branches
[ˈbræntʃɪz]
şubeler; kollar; dallar

Branches örnek cümleler:

  • The tree has many branches.
    Ağacın birçok dalı var.
  • Severe winds broke tree branches.
    Şiddetli rüzgar ağaçların dallarını kırdı.
brand
[brænd]
marka; marka; marka

Brand örnek cümleler:

  • I like that brand of shoes.
    Bu ayakkabı markasını seviyorum.
  • This is a famous brand of chocolate.
    Bu, ünlü bir çikolata markasıdır.
brave
[breɪv]
cesur; cesur; yiğit

Brave örnek cümleler:

  • She was brave enough to speak in front of the class.
    O, sınıfın önünde konuşacak kadar cesurdu.
  • The brave boy rescued the kitten from the tree.
    Cesur çocuk, kediyi ağaçtan kurtardı.
bravely
[ˈbreɪv.li]
cesurca; cesaretle; kahramanca

Bravely örnek cümleler:

  • The soldiers were fighting bravely to defend their homeland.
    Askerler, vatanlarını savunmak için cesurca savaştılar.
  • He faced the danger bravely, knowing he had to protect his friends from the wild bear.
    Vahşi ayıdan arkadaşlarını koruması gerektiğini bilerek tehlikeyle cesurca yüzleşti.
bravery
[ˈbreɪ.vər.i]
cesaret; yiğitlik; kahramanlık

Bravery örnek cümleler:

  • The historical figure was known for his bravery and wisdom.
    Tarihi figür, cesareti ve bilgeliğiyle tanınıyordu.
  • The soldier was awarded a medal for bravery during the battle.
    Savaşta gösterdiği cesaretten dolayı askere madalya verildi.
bread
[brɛd]
ekmek; ekmek; ekmek

Bread örnek cümleler:

  • I eat bread every morning.
    Her sabah ekmek yerim.
  • She bought fresh bread today.
    Bugün taze ekmek aldı.