building [ˈbɪl.dɪŋ] bina Building örnek cümleler: A bird nests on the building’s roof. Bir kuş binanın çatısına yuva yapar. They found a building. Onlar bir bina buldular.
building's [ˈbɪl.dɪŋz] kayanaklı Building's örnek cümleler: The building's framework is made of steel. Binanın çerçevesi çelikten yapılmıştır. The building's architecture is very modern. Binanın mimarisi çok moderndir.
buildings [ˈbɪl.dɪŋz] binalar Buildings örnek cümleler: They visited the old town for its beautiful buildings. Eski şehri, güzel binaları için ziyaret ettiler. We live in an urban area with many buildings and roads. Şehirde birçok bina ve yol olan bir bölgede yaşıyoruz.
building’s [ˈbɪl.dɪŋz] yapılar; binalar; inşaatlar Building’s örnek cümleler: A bird nests on the building’s roof. Bir kuş binanın çatısına yuva yapar. The building’s structure was damaged in the storm. Bina yapısının fırtına sırasında hasar gördü.
builds [bɪldz] inşa eder; oluşturur; kurar Builds örnek cümleler: He works in construction and builds houses. O, inşaat sektöründe çalışıyor ve evler inşa ediyor. Integrity is the foundation of leadership, as it builds trust and respect among followers. Dürüstlük liderliğin temelidir çünkü takipçiler arasında güven ve saygı oluşturur.
built [bɪlt] inşa edilmiş Built örnek cümleler: A couple of birds built a nest in the tree. Bir çift kuş ağaca yuva yaptı. We built the treehouse all by ourselves. Ağaç evimizi kendi başımıza inşa ettik.
bulb [bʌlb] ampul; lamba; soğan Bulb örnek cümleler: The light bulb is dead and needs to be replaced. Ampul patladı ve değiştirilmesi gerekiyor. The light bulb is a great invention that helps us see at night. Ampul, geceleyin görmemize yardımcı olan harika bir icattır.
burden [ˈbɜː.dən] yük Burden örnek cümleler: This job is a heavy burden. Bu iş ağır bir yüktür. He feels the burden of responsibility. Sorumluluğun yükünü hissediyor.
buried [ˈbɛr.id] defnedilmiş; gömülü; defnedilmiş Buried örnek cümleler: The map showed where the treasure was buried, but no one could find it. Harita hazinenin nerede gömülü olduğunu gösteriyordu ama kimse onu bulamadı. They found fossils that were buried millions of years ago in the desert. Çöldeki milyonlarca yıl önce gömülmüş fosilleri buldular.
burn [bɜːn] yakmak; yanmak; tutuşturmak Burn örnek cümleler: The fire will burn all night. Ateş bütün gece yanacak. Do not touch, or you will burn your hand. Dokunma, yoksa elini yakarsın.
burned [bɜːrnd] yandı; yakıldı; yakılmış Burned örnek cümleler: It was a disaster when the food burned. Yemek yandığında bu bir felaketti. The food was so hot that it burned my mouth. Yemek o kadar sıcaktı ki ağzımı yaktı.
burning [ˈbɜːn.ɪŋ] yanan; yanan; yanmakta olan Burning örnek cümleler: The brave firefighters saved the family from the burning building. Cesur itfaiyeciler, aileyi yanan binadan kurtardı. Oxygen is essential for burning, and without it, fire cannot exist. Oksijen yanma için gereklidir ve onsuz ateş var olamaz.
burnout [ˈbɜːn.aʊt] yorgunluk; tükenmişlik; bitkinlik Burnout örnek cümleler: The constant pressure to meet deadlines can lead to burnout if not managed carefully. Sürekli son teslim tarihlerine yetişme baskısı dikkatlice yönetilmezse tükenmişliğe yol açabilir. Experts recommend travel to places like tropical islands to combat mental fatigue and burnout. Uzmanlar, zihinsel yorgunluk ve tükenmişlikle mücadele etmek için tropikal adalar gibi yerlere seyahat etmeyi öneriyor.
burns [bɜːrnz] yangınlar; yanıklar; yanıklar Burns örnek cümleler: The fire burns coal. Ateş kömürü yakar. The cigarette burns slowly as he takes a drag. Sigara, o içerken yavaşça yanıyordu.
bus [bʌs] otobüs Bus örnek cümleler: I take the bus to school every day. Her gün okula otobüsle gidiyorum. The bus is late today. Otobüs bugün geç kaldı.
buses [ˈbʌ.sɪz] otobüsler; midibüsler; servisler Buses örnek cümleler: Buses are a common mode of transportation in cities. Otobüsler, şehirlerde yaygın bir ulaşım aracıdır. Diesel is often used in big vehicles like trucks and buses. Dizel genellikle kamyon ve otobüs gibi büyük araçlarda kullanılır.
business [ˈbɪz.nɪs] iş Business örnek cümleler: Her small business sells tasty cakes. Küçük işletmesi lezzetli kekler satıyor. He works in business. O iş dünyasında çalışıyor.
businesses [ˈbɪz.nɪsɪz] işler Businesses örnek cümleler: Finance is important for businesses. Finans, işletmeler için önemlidir. We like to shop locally to support small businesses. Küçük işletmeleri desteklemek için yerel alışveriş yapmayı seviyoruz.
bustling [ˈbʌs.lɪŋ] canlı Bustling örnek cümleler: The photographer aimed to capture the essence of the bustling market. Fotoğrafçı, hareketli pazarın özünü yakalamayı amaçladı. The construction site was bustling with workers preparing for the new building project. İnşaat alanı, yeni inşaat projesi için hazırlık yapan işçilerle doluydu.
busy [ˈbɪz.i] meşgul Busy örnek cümleler: I am busy today. Ben bugün meşgulüm. The street is busy with cars. Cadde arabalarla dolu.
but [bʌt] ama But örnek cümleler: I like pizza, but I don't like tomatoes. Pizzayı severim, ama domatesi sevmem. She is happy, but tired. O mutlu ama yorgun.