🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. B harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

building
[ˈbɪl.dɪŋ]
bina

Building örnek cümleler:

  • A bird nests on the building’s roof.
    Bir kuş binanın çatısına yuva yapar.
  • They found a building.
    Onlar bir bina buldular.
building's
[ˈbɪl.dɪŋz]
kayanaklı

Building's örnek cümleler:

  • The building's framework is made of steel.
    Binanın çerçevesi çelikten yapılmıştır.
  • The building's architecture is very modern.
    Binanın mimarisi çok moderndir.
buildings
[ˈbɪl.dɪŋz]
binalar

Buildings örnek cümleler:

  • They visited the old town for its beautiful buildings.
    Eski şehri, güzel binaları için ziyaret ettiler.
  • We live in an urban area with many buildings and roads.
    Şehirde birçok bina ve yol olan bir bölgede yaşıyoruz.
building’s
[ˈbɪl.dɪŋz]
yapılar; binalar; inşaatlar

Building’s örnek cümleler:

  • A bird nests on the building’s roof.
    Bir kuş binanın çatısına yuva yapar.
  • The building’s structure was damaged in the storm.
    Bina yapısının fırtına sırasında hasar gördü.
builds
[bɪldz]
inşa eder; oluşturur; kurar

Builds örnek cümleler:

  • He works in construction and builds houses.
    O, inşaat sektöründe çalışıyor ve evler inşa ediyor.
  • Integrity is the foundation of leadership, as it builds trust and respect among followers.
    Dürüstlük liderliğin temelidir çünkü takipçiler arasında güven ve saygı oluşturur.
built
[bɪlt]
inşa edilmiş

Built örnek cümleler:

  • A couple of birds built a nest in the tree.
    Bir çift kuş ağaca yuva yaptı.
  • We built the treehouse all by ourselves.
    Ağaç evimizi kendi başımıza inşa ettik.
bulb
[bʌlb]
ampul; lamba; soğan

Bulb örnek cümleler:

  • The light bulb is dead and needs to be replaced.
    Ampul patladı ve değiştirilmesi gerekiyor.
  • The light bulb is a great invention that helps us see at night.
    Ampul, geceleyin görmemize yardımcı olan harika bir icattır.
burden
[ˈbɜː.dən]
yük

Burden örnek cümleler:

  • This job is a heavy burden.
    Bu iş ağır bir yüktür.
  • He feels the burden of responsibility.
    Sorumluluğun yükünü hissediyor.
buried
[ˈbɛr.id]
defnedilmiş; gömülü; defnedilmiş

Buried örnek cümleler:

  • The map showed where the treasure was buried, but no one could find it.
    Harita hazinenin nerede gömülü olduğunu gösteriyordu ama kimse onu bulamadı.
  • They found fossils that were buried millions of years ago in the desert.
    Çöldeki milyonlarca yıl önce gömülmüş fosilleri buldular.
burn
[bɜːn]
yakmak; yanmak; tutuşturmak

Burn örnek cümleler:

  • The fire will burn all night.
    Ateş bütün gece yanacak.
  • Do not touch, or you will burn your hand.
    Dokunma, yoksa elini yakarsın.
burned
[bɜːrnd]
yandı; yakıldı; yakılmış

Burned örnek cümleler:

  • It was a disaster when the food burned.
    Yemek yandığında bu bir felaketti.
  • The food was so hot that it burned my mouth.
    Yemek o kadar sıcaktı ki ağzımı yaktı.
burning
[ˈbɜːn.ɪŋ]
yanan; yanan; yanmakta olan

Burning örnek cümleler:

  • The brave firefighters saved the family from the burning building.
    Cesur itfaiyeciler, aileyi yanan binadan kurtardı.
  • Oxygen is essential for burning, and without it, fire cannot exist.
    Oksijen yanma için gereklidir ve onsuz ateş var olamaz.
burnout
[ˈbɜːn.aʊt]
yorgunluk; tükenmişlik; bitkinlik

Burnout örnek cümleler:

  • The constant pressure to meet deadlines can lead to burnout if not managed carefully.
    Sürekli son teslim tarihlerine yetişme baskısı dikkatlice yönetilmezse tükenmişliğe yol açabilir.
  • Experts recommend travel to places like tropical islands to combat mental fatigue and burnout.
    Uzmanlar, zihinsel yorgunluk ve tükenmişlikle mücadele etmek için tropikal adalar gibi yerlere seyahat etmeyi öneriyor.
burns
[bɜːrnz]
yangınlar; yanıklar; yanıklar

Burns örnek cümleler:

  • The fire burns coal.
    Ateş kömürü yakar.
  • The cigarette burns slowly as he takes a drag.
    Sigara, o içerken yavaşça yanıyordu.
bus
[bʌs]
otobüs

Bus örnek cümleler:

  • I take the bus to school every day.
    Her gün okula otobüsle gidiyorum.
  • The bus is late today.
    Otobüs bugün geç kaldı.
buses
[ˈbʌ.sɪz]
otobüsler; midibüsler; servisler

Buses örnek cümleler:

  • Buses are a common mode of transportation in cities.
    Otobüsler, şehirlerde yaygın bir ulaşım aracıdır.
  • Diesel is often used in big vehicles like trucks and buses.
    Dizel genellikle kamyon ve otobüs gibi büyük araçlarda kullanılır.
business
[ˈbɪz.nɪs]

Business örnek cümleler:

  • Her small business sells tasty cakes.
    Küçük işletmesi lezzetli kekler satıyor.
  • He works in business.
    O iş dünyasında çalışıyor.
businesses
[ˈbɪz.nɪsɪz]
işler

Businesses örnek cümleler:

  • Finance is important for businesses.
    Finans, işletmeler için önemlidir.
  • We like to shop locally to support small businesses.
    Küçük işletmeleri desteklemek için yerel alışveriş yapmayı seviyoruz.
bustling
[ˈbʌs.lɪŋ]
canlı

Bustling örnek cümleler:

  • The photographer aimed to capture the essence of the bustling market.
    Fotoğrafçı, hareketli pazarın özünü yakalamayı amaçladı.
  • The construction site was bustling with workers preparing for the new building project.
    İnşaat alanı, yeni inşaat projesi için hazırlık yapan işçilerle doluydu.
busy
[ˈbɪz.i]
meşgul

Busy örnek cümleler:

  • I am busy today.
    Ben bugün meşgulüm.
  • The street is busy with cars.
    Cadde arabalarla dolu.
but
[bʌt]
ama

But örnek cümleler:

  • I like pizza, but I don't like tomatoes.
    Pizzayı severim, ama domatesi sevmem.
  • She is happy, but tired.
    O mutlu ama yorgun.