ball [bɔːl] top; bal; bilye Ball örnek cümleler: The ball is on the ground. Top yerde. I have a red ball. Benim kırmızı bir topum var.
balloon [bəˈluːn] balon; balon; hava balonu Balloon örnek cümleler: He gave a blow to the balloon, making it pop. Balona üfledi ve balon patladı. He watched the balloon disappear into the sky. Balonun gökyüzünde kayboluşunu izledi.
ballroom [ˈbɔːl.ruːm] balo salonu; dans pisti; salon Ballroom örnek cümleler: The dancers glided gracefully across the polished wooden floor of the ballroom. Dansçılar, balo salonunun cilalı ahşap zemininde zarifçe süzüldü. The ballroom was filled with elegant guests, each one radiating refinement and grace. Balo salonu, zarafet ve zarafet yayan şık misafirlerle doluydu.
ban [bæn] yasak; engel; kısıtlama Ban örnek cümleler: The school banned phones. Okul, telefonları yasakladı. There is a ban on smoking here. Burada sigara içme yasağı var.
bananas [bəˈnæn.əz] muz Bananas örnek cümleler: I like apples more than bananas. Muzdan çok elmayı severim. I like all fruits except bananas. Bütün meyveleri seviyorum, muzlar hariç.
band [bænd] bando; grup; orkestra Band örnek cümleler: The band played great music. Band harika müzik çaldı. She wore a red band on her wrist. Bileğine kırmızı bir bant takmıştı.
bank [bæŋk] banka; kıyı; set Bank örnek cümleler: He sat by the bank of the river. Nehir kıyısında oturuyordu. The bank of the lake is very steep. Gölün kıyısı çok dik.
banking [ˈbæŋk.ɪŋ] bankacılık; finans; banka işlemleri Banking örnek cümleler: She works in banking and helps people open accounts. Bankacılık sektöründe çalışıyor ve insanlara hesap açmada yardımcı oluyor. I need to go to the banking center to deposit some money. Para yatırmak için bankacılık merkezine gitmem gerekiyor.
bankruptcy [ˈbæŋk.rʌpt.si] iflas; ödeme aczi; çöküş Bankruptcy örnek cümleler: The company went into bankruptcy after losing a lot of money. Şirket, büyük mali kayıpların ardından iflas etti. Bankruptcy can happen when someone owes more money than they can pay back. İflas, birinin geri ödeyebileceğinden daha fazla borcu olduğunda meydana gelebilir.
banks [bæŋks] bankalar; kıyılar; setler Banks örnek cümleler: The sandy banks of the island’s lagoon were perfect for relaxing. Adanın lagününün kumlu kıyıları dinlenmek için mükemmeldi. Long ago, ancient civilizations thrived along the banks of this river. Çok uzun zaman önce, bu nehrin kıyılarında eski uygarlıklar gelişti.
bar [bɑːr] bar; çubuk; kiriş Bar örnek cümleler: I went to the bar. Bara gittim. The bar is open now. Bar şimdi açık.
barely [ˈbɛr.li] zor; neredeyse hiç; azıcık Barely örnek cümleler: I can barely see. Zar zor görebiliyorum. She barely made it on time. O, zar zor zamanında yetişti.
barn [bɑːrn] ahır; ambar; depo Barn örnek cümleler: She walked across the field to reach the barn. Ahırına ulaşmak için tarlayı geçti. In the evening, the sheep return to the barn for the night. Akşam olunca koyunlar geceyi geçirmek için ağıla döner.
barren [ˈbær.ən] çorak; ıssız; verimsiz Barren örnek cümleler: Forests bring rain to nearby regions, preventing them from becoming dry and barren. Ormanlar, yakın bölgelere yağmur getirir ve kurak ve çorak hale gelmelerini önler. Many forests suffer from fires and deforestation, leaving behind barren land and broken ecosystems. Birçok orman yangınlar ve ormansızlaşma nedeniyle zarar görmekte, geride çorak topraklar ve bozulan ekosistemler bırakmaktadır.
barrier [ˈbær.i.ɚ] engel; bariyer; sınır Barrier örnek cümleler: He jumped over the barrier. O, engelin üzerinden atladı. There is a barrier in the road. Yolda bir engel var.
barriers [ˈbær.i.ərz] engeller; bariyerler; mani Barriers örnek cümleler: She faced many barriers to success. O, başarıya giden yolda birçok engelle karşılaştı. Advances in technology continue to break barriers, enabling innovations we never thought possible. Teknolojideki ilerlemeler, asla mümkün olacağını düşünmediğimiz yenilikleri mümkün kılarak engelleri aşmaya devam ediyor.
base [beɪs] temel; dayanak; esas Base örnek cümleler: The base of the statue was made of stone. Heykelin tabanı taştan yapılmıştı. He placed the vase on the base of the table. Vazoyu masanın altına yerleştirdi.
based [beɪst] dayalı; yerleşik; kurulmuş Based örnek cümleler: His ideology is based on helping others. Onun ideolojisi başkalarına yardım etmeye dayanır. They have a professional relationship based on mutual respect. Onlar karşılıklı saygıya dayalı profesyonel bir ilişkiye sahipler.
basement [ˈbeɪs.mənt] bodrum; yeraltı katı; mahzen Basement örnek cümleler: There was a strange noise coming from the basement. Bodrumdan garip bir ses geliyordu. They explored every room in the house except the locked basement. Onlar, kilitli bodrum hariç, evdeki her odayı keşfetti.
basic [beɪ.sɪk] temel; esas; temel Basic örnek cümleler: Learning basic words helps beginners speak. Temel kelimeleri öğrenmek yeni başlayanların konuşmasına yardımcı olur. The basic rules of the game are easy to learn. Oyun kuralları öğrenmesi kolaydır.
basis [ˈbeɪ.sɪs] temel; esas; ilke Basis örnek cümleler: The teacher explained the basis of the math problem. Öğretmen, matematik probleminin temellerini açıkladı. He exercises on a daily basis to stay fit. Her gün formda kalmak için egzersiz yapıyor.