basket [ˈbæsk.ɪt] sepet; sepetlik; kap Basket örnek cümleler: This thing in my basket is a red apple. Sepetimdeki bu şey kırmızı bir elma. The basket has many fruits, including apples. Sepette elma dahil birçok meyve var.
basketball [ˈbæs.kɪtˌbɔːl] basketbol; basketbol topu; oyun Basketball örnek cümleler: He occasionally plays basketball. Bazen basketbol oynar. He is a talented athlete who loves basketball. O, basketbolu seven yetenekli bir sporcudur.
bath [bæθ] banyo; küvet; sauna Bath örnek cümleler: She took a bath in the evening. O akşam banyosunu yaptı. I love a warm bath after work. İşten sonra sıcak bir banyo yapmayı seviyorum.
bathroom [ˈbæθˌruːm] banyo; tuvalet; lavabo Bathroom örnek cümleler: The bathroom is clean. Banyo temiz. She is in the bathroom. O banyoda.
batteries [ˈbæt.ər.iz] piller; aküler; bataryalar Batteries örnek cümleler: The remote control works if you change the batteries. Uzak kumanda, pil değiştirirseniz çalışır. I forgot to bring extra batteries for the camera. Kamera için ekstra pilleri getirmeyi unuttum.
battery [ˈbæt.ər.i] pil; akü; güç kaynağı Battery örnek cümleler: I need to charge my battery. Pili şarj etmem gerekiyor. My phone’s battery is low. Telefonumun bataryası düşük.
battle [ˈbæt.əl] savaş; mücadele; çarpışma Battle örnek cümleler: The battle between the two teams was exciting. İki takım arasındaki savaş heyecan vericiydi. They fought in a battle to win the game. Oyunu kazanmak için bir savaşta savaştılar.
battlefield [ˈbæt.əlˌfiːld] savaş alanı; çarpışma alanı; arena Battlefield örnek cümleler: The soldier was ordered to withdraw from the battlefield. Askerin savaş alanından çekilmesi emredildi. The brave soldier risked his life to protect his comrades during the intense battlefield conflict. Cesur asker, yoğun savaşta yoldaşlarını korumak için hayatını riske attı.
battles [ˈbæt.əlz] savaşlar; mücadeleler; çarpışmalar Battles örnek cümleler: The medieval period was full of battles, kings, and knights. Ortaçağ dönemi savaşlar, krallar ve şövalyelerle doluydu. After years of legal battles, the defendant was finally discharged from all charges, restoring his reputation. Yıllarca süren yasal mücadelelerin ardından sanık nihayet tüm suçlamalardan aklandı ve itibarı iade edildi.
be [bi] olmak; var olmak; haline gelmek Be örnek cümleler: He can be my friend. O benim arkadaşım olabilir. This is going to be fun. Bu eğlenceli olacak.
beach [biːtʃ] plaj; sahil; kıyı Beach örnek cümleler: The beach is very crowded today. Plaj bugün çok kalabalık. We went to the beach to swim. Yüzmek için sahile gittik.
beaches [ˈbiː.tʃɪz] plajlar; kıyılar; sahiller Beaches örnek cümleler: The city is famous for its beautiful beaches. Şehir, güzel plajlarıyla ünlüdür. The island’s beaches are covered in trash from factories. Ada çamlıkları, fabrikaların atıklarıyla kaplıdır.
beams [biːmz] ışınlar; kirişler; parıltılar Beams örnek cümleler: The bridge is built with strong steel beams. Köprü, güçlü çelik kirişlerle inşa edilmiştir. The crane will lift heavy beams to construct the new skyscraper. Vinç, yeni gökdeleni inşa etmek için ağır kirişleri kaldıracak.
bear [bɛər] ayı; katlanmak; dayanmak Bear örnek cümleler: The bear was very big and scary. Ayı çok büyük ve korkutucuydu. I saw a bear in the forest. Ormanda bir ayı gördüm.
bearing [ˈbɛər.ɪŋ] yatak; yön; ilişki Bearing örnek cümleler: She had a calm bearing, which made everyone feel at ease. Sakin duruşu herkesin rahat hissetmesini sağlıyordu. The suitcase was difficult to carry because it lacked a bearing. Bavulun rulmanı olmadığı için taşımak zordu.
bears [bɛərz; bɪərz] ayılar; taşımak; dayanmak Bears örnek cümleler: Polar bears need ice to survive, but it’s disappearing. Kutup ayılarının hayatta kalmak için buza ihtiyacı var, ancak buzlar kayboluyor. Bears protect their territory from other animals. Ayılar, bölgelerini diğer hayvanlardan korur.
beat [biːt] vuruş; ritim; darbe Beat örnek cümleler: I will beat him in the race. Yarışta onu yeneceğim. She beat the drum loudly. O, yüksek sesle davulu çaldı.
beats [biːts] ritimler; vuruşlar; geçiyor Beats örnek cümleler: The heart beats fast. Kalp hızlı atıyor. A human heart beats very fast sometimes. İnsan kalbi bazen çok hızlı atar.
beautiful [ˈbjuː.tɪ.fəl] güzel; harika; muhteşem Beautiful örnek cümleler: She wore a beautiful dress to the party. Partiye güzel bir elbise giydi. The sunset is beautiful tonight. Bugün akşam güneş batışı güzel.
beautifully [ˈbjuː.tɪ.fəl.i] güzel bir şekilde; harika bir şekilde Beautifully örnek cümleler: The stage was beautifully decorated for the play. Sahne, oyun için güzelce dekore edilmişti. The singer performed beautifully during the concert last night. Şarkıcı dün geceki konserde harika bir performans sergiledi.
beauty [ˈbjuː.ti] güzellik; çekicilik; cazibe Beauty örnek cümleler: She captured the beauty of the sunset in a photo. Gün batımının güzelliğini bir fotoğrafta yakaladı. The beauty of the mountains amazed them. Dağların güzelliği onları büyüledi.