🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. B harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

bold
[boʊld]
cesur; cesaretli; cüretkar

Bold örnek cümleler:

  • They took a chance and launched a bold new product line.
    Şansı değerlendirdiler ve cesur bir yeni ürün serisi başlattılar.
  • The chess player made a bold move that surprised his opponent.
    Satranç oyuncusu rakibini şaşırtan cesur bir hamle yaptı.
bomb
[bɒm]
bomba; bomba; patlayıcı

Bomb örnek cümleler:

  • She was scared of the bomb noise.
    Bombanın sesinden korktu.
  • The bomb exploded loudly.
    Bomba yüksek sesle patladı.
bond
[bɒnd]
bağ; bağ; bono

Bond örnek cümleler:

  • They have a strong bond.
    Onların güçlü bir bağı var.
  • The dog has a bond with its owner.
    Köpeğin sahibiyle bir bağı var.
bonds
[bɒndz]
bağlar; tahviller

Bonds örnek cümleler:

  • Dogs are typically loyal animals, forming close bonds with their owners.
    Genellikle köpekler, sahipleriyle yakın bağlar kurarak sadık hayvanlardır.
  • Traveling with friends is indeed a way to create lasting memories and strengthen bonds.
    Arkadaşlarla seyahat etmek, gerçekten kalıcı anılar yaratmanın ve bağları güçlendirmenin bir yoludur.
bone
[boʊn]
kemik; kemik; iskelet

Bone örnek cümleler:

  • He broke his bone while playing soccer.
    Futbol oynarken kemiğini kırdı.
  • The dog chewed on a bone.
    Köpek kemiği çiğniyordu.
bones
[boʊnz]
kemikler; iskeletler; kemikler

Bones örnek cümleler:

  • Calcium is good for your bones.
    Kalsiyum kemikler için iyidir.
  • Calcium helps build strong bones.
    Kalsiyum kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur.
bonus
[ˈboʊ.nəs]
prim; bonus; ödül

Bonus örnek cümleler:

  • The company gave me a bonus.
    Şirket bana bir ikramiye verdi.
  • I received a bonus last month.
    Geçen ay bir prim aldım.
book
[bʊk]
kitap; rezervasyon yapmak

Book örnek cümleler:

  • He draws pictures in his book.
    O, kitabına resimler çizer.
  • I read a book.
    Kitap okudum.
booked
[bʊkt]
rezervasyon yapılmış; sipariş verilmiş

Booked örnek cümleler:

  • She booked her flight early to get a good seat.
    İyi bir koltuk almak için uçuşunu erkenden rezerve etti.
  • She booked a hotel for their vacation next month.
    Gelecek ay tatilleri için bir otel rezervasyonu yaptı.
booking
[ˈbʊkɪŋ]
rezervasyon; rezervasyon yapma

Booking örnek cümleler:

  • Who is in charge of booking the hotel?
    Oteli rezerve etmekten kim sorumlu?
  • Booking early has the advantage of cheaper prices.
    Erken rezervasyon, daha ucuz fiyatlar avantajına sahiptir.
books
[bʊks]
kitaplar; ciltler

Books örnek cümleler:

  • This is a new category of books in the library.
    Bu, kütüphanedeki yeni bir kitap kategorisidir.
  • The books are distributed on the table.
    Kitaplar masanın üzerine dağıtıldı.
book’s
[ˈbʊks]
kitaplar; kitaplar; kitaplar

Book’s örnek cümleler:

  • The book’s cover has a beautiful design.
    Kitabın kapağında güzel bir tasarım var.
  • The book’s content is easy to understand.
    Kitabın içeriği kolay anlaşılır.
boost
[buːst]
destek; teşvik

Boost örnek cümleler:

  • The team’s morale was boosted after the win.
    Takımın morali galibiyetten sonra yükseldi.
  • Exercise can boost your energy.
    Egzersiz enerjinizi artırabilir.
boosted
[ˈbuːs.tɪd]
güçlendirilmiş; artırılmış; desteklenmiş

Boosted örnek cümleler:

  • The team’s morale was boosted after the win.
    Takımın morali galibiyetten sonra yükseldi.
  • Their daily exercise routine boosted energy and focus.
    Günlük egzersiz rutinleri enerji ve odaklanmayı artırdı.
boosting
[ˈbuːs.ɪŋ]
geliştirme; artırma; destekleme

Boosting örnek cümleler:

  • The government is focusing on boosting domestic industries to reduce dependence on imports.
    Hükümet, ithalata olan bağımlılığı azaltmak için yerli sanayileri desteklemeye odaklanıyor.
  • Foreign investment plays a crucial role in boosting the economy of developing countries.
    Yabancı yatırımlar, gelişen ülkelerin ekonomilerini desteklemede önemli bir rol oynar.
boosts
[ˈbuːsts]
güçlendirir; destekler; artırır

Boosts örnek cümleler:

  • Regular physical exercise boosts both health and mood daily.
    Düzenli fiziksel egzersiz, sağlığı ve ruh halini günlük olarak iyileştirir.
  • Maintaining a clean and organized workspace boosts productivity and focus.
    Düzenli ve temiz bir çalışma alanı sürdürmek, verimliliği ve odaklanmayı artırır.
border
[ˈbɔːr.dər]
sınır; sınır; sınır

Border örnek cümleler:

  • The border is between two countries.
    Sınır iki ülke arasında.
  • The house is near the border.
    Ev sınırın yakınında.
borders
[ˈbɔːr.dərz]
sınırlar; sınırlar; sınırlar

Borders örnek cümleler:

  • Many countries require vaccination to enter their borders.
    Birçok ülke, sınırlarına girmek için aşıyı zorunlu tutuyor.
  • With sovereignty comes the responsibility to maintain peace, order, and justice within the nation's borders.
    Egemenlikle birlikte, ülke sınırları içinde barış, düzen ve adaleti sürdürme sorumluluğu da gelir.
boring
[ˈbɔːr.ɪŋ]
sıkıcı; can sıkıcı; monoton

Boring örnek cümleler:

  • The game is boring. I don't like it.
    Bu oyun sıkıcı. Hoşuma gitmedi.
  • This movie is so boring, I want to leave.
    Bu film çok sıkıcı, gitmek istiyorum.
born
[bɔːrn]
dogmuş; doğmuş; doğmuş

Born örnek cümleler:

  • He was born in this city.
    O, bu şehirde doğdu.
  • I was born in the spring.
    İlkbaharda doğdum.
borrow
[ˈbɒr.oʊ]
ödünç almak

Borrow örnek cümleler:

  • He asked for my consent to borrow my book.
    Kitabımı ödünç almak için benden onay istedi.
  • Do you mind if I borrow your book for the weekend?
    Kitabını hafta sonu ödünç almamın bir sakıncası var mı?