🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. C harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

can’t
[kænt]
yapamaz

Can’t örnek cümleler:

  • My keys are missing, I can’t find them anywhere.
    Anahtarlarım kayıp, hiçbir yerde bulamıyorum.
  • I can’t manage to carry all these bags by myself.
    Bunları tek başıma taşımakla başa çıkamıyorum.
capability
[ˌkeɪ.pəˈbɪl.ɪ.ti]
kapasite; olanak; potansiyel

Capability örnek cümleler:

  • This machine has a great capability to perform tasks.
    Bu makine, görevleri yerine getirme konusunda harika bir yeteneğe sahiptir.
  • She has the capability to learn quickly.
    O hızlı öğrenme yeteneğine sahip.
capable
[ˈkeɪ.pə.bəl]
yetenekli

Capable örnek cümleler:

  • She is capable of solving complex problems quickly.
    Karmaşık problemleri hızlıca çözebilecek yeteneğe sahip.
  • He is capable of running long distances without stopping.
    Uzun mesafeleri durmadan koşabilecek kapasitede.
capacity
[kəˈpæs.ɪ.ti]
kapasite

Capacity örnek cümleler:

  • The bus has a seating capacity of 50 people.
    Otobüsün 50 kişilik kapasitesi var.
  • The bottle’s capacity is one liter.
    Şişenin kapasitesi bir litredir.
capital
[ˈkæp.ɪ.təl]
başkent; sermaye; başlıca

Capital örnek cümleler:

  • He visited the capital last year.
    O, geçen yıl başkenti ziyaret etti.
  • They live far from the capital.
    Onlar başkentten uzakta yaşıyorlar.
capitalism
[ˈkæp.ɪ.tə.lɪ.zəm]
kapitalizm; piyasa ekonomisi

Capitalism örnek cümleler:

  • The world suffers because of capitalism.
    Kapitalizm yüzünden dünya acı çekiyor.
  • Capitalism destroys nature.
    Kapitalizm doğayı yok eder.
captain
[ˈkæp.tən]
kaptan; komutan; şef

Captain örnek cümleler:

  • The captain told the passengers to hold onto their seats during the bumpy flight.
    Kaptan, yolculara sarsıntılı uçuş sırasında koltuklarına tutunmalarını söyledi.
  • The captain navigated the vessel through the storm with skill and determination.
    Kaptan, gemiyi fırtınadan ustalık ve kararlılıkla geçirdi.
captivated
[ˈkæp.tɪ.veɪ.tɪd]
büyülenmiş

Captivated örnek cümleler:

  • The violinist produced a rich, clear sound that captivated the audience.
    Keman sanatçısı, izleyiciyi büyüleyen zengin ve net bir ses çıkardı.
  • The pair of musicians played a beautiful duet, creating a harmonious blend of sound that captivated the audience.
    Müzisyen çifti, seyirciyi büyüleyen uyumlu bir ses karışımı oluşturarak güzel bir düet çaldı.
captivating
[ˈkæp.tɪ.veɪ.tɪŋ]
büyüleyici

Captivating örnek cümleler:

  • The performance was so captivating that the audience didn’t miss a single moment.
    Performans o kadar büyüleyiciydi ki, izleyiciler tek bir anı bile kaçırmadı.
  • The author is known to incorporate intricate details into his novels, making them captivating.
    Yazar, romanlarına karmaşık detaylar eklemesiyle tanınır, bu da onları büyüleyici hale getirir.
capture
[ˈkæp.tʃər]
ele geçirme

Capture örnek cümleler:

  • I want to capture the moment.
    Bu anı yakalamak istiyorum.
  • He tried to capture the butterfly.
    Kelebeği yakalamaya çalıştı.
captured
[ˈkæp.tʃərd]
ele geçirilmiş

Captured örnek cümleler:

  • He captured the moment with a photo.
    Anı fotoğrafla yakaladı.
  • She captured the beauty of the sunset in a photo.
    Gün batımının güzelliğini bir fotoğrafta yakaladı.
captures
[ˈkæp.tʃərz]
tutar; yakalamak; kapmak

Captures örnek cümleler:

  • The painting captures the soul of the city’s vibrant culture.
    Resim, şehrin canlı kültürünün ruhunu yakalar.
  • Photography captures special moments in life.
    Fotoğrafçılık hayattaki özel anları yakalar.
capturing
[ˈkæp.tʃər.ɪŋ]
ele geçirme

Capturing örnek cümleler:

  • She is a photographer who loves capturing nature.
    O bir doğa fotoğrafçısıdır.
  • The artist painted a stunning image of the human eye, capturing its depth and beauty.
    Sanatçı, insan gözünün derinliğini ve güzelliğini yakalayan etkileyici bir resim yaptı.
car
[kɑːr]
otomobil

Car örnek cümleler:

  • I fixed my car.
    Arabamı tamir ettim.
  • She drives a car.
    O araba sürüyor.
car's
[kɑrz]
araba; araba; araba

Car's örnek cümleler:

  • The car's dynamics make it easy to drive.
    Arabanın dinamiği, onu kullanımı kolay hale getiriyor.
  • He was able to diagnose the car's problem after checking the engine.
    Motoru kontrol ettikten sonra aracın sorununu teşhis edebildi.
carbon
[ˈkɑːr.bən]
karbon

Carbon örnek cümleler:

  • The black ink is made of carbon.
    Siyah mürekkep karbondan yapılmıştır.
  • Carbon is in the air we breathe.
    Karbon, soluduğumuz havada bulunur.
card
[kɑːrd]
kart

Card örnek cümleler:

  • She gave her friend a birthday card with a heartfelt message.
    Arkadaşına içten bir mesajla doğum günü kartı verdi.
  • He used his credit card to pay for the groceries.
    Bakkaliye ödemek için kredi kartını kullandı.
cards
[kɑrdz]
kartlar; kartlar; kartlar

Cards örnek cümleler:

  • They take credit cards at the store.
    Mağazada kredi kartlarını kabul ediyorlar.
  • They gathered around the table to play cards.
    Onlar kart oynamak için masanın etrafında toplandılar.
care
[kɛr]
bakım

Care örnek cümleler:

  • She takes care of her pet.
    Evcil hayvanına bakıyor.
  • He needs care after the surgery.
    Ameliyattan sonra bakıma ihtiyacı var.
cared
[kɛrd]
baktı; ilgilendi; önem verdi

Cared örnek cümleler:

  • He felt secure knowing his family would be cared for while he was away.
    Uzaktayken ailesine bakılacağını bilerek kendini güvende hissetti.
  • His romantic gestures, including sending flowers every week, showed just how deeply he cared for her.
    Haftalık çiçek göndermek gibi romantik jestleri, ona ne kadar derinden değer verdiğini gösterdi.
career
[kəˈrɪr]
kariyer

Career örnek cümleler:

  • She dreams of a career that lets her travel the world.
    Dünyayı gezmesine olanak tanıyan bir kariyer hayal ediyor.
  • His career as a photographer takes him to beautiful places.
    Fotoğrafçı olarak kariyeri onu güzel yerlere götürüyor.