🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. D harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

diversity
[dɪˈvɜː.sɪ.ti]
çeşitlilik; farklılık; çeşitlilik

Diversity örnek cümleler:

  • The park has a lot of diversity in the animals it hosts.
    Parkta barındırılan hayvanlar açısından büyük çeşitlilik var.
  • Diversity makes our classroom interesting.
    Çeşitlilik, sınıfımızı ilginç kılar.
divide
[dɪˈvaɪd]
bölmek; ayırmak; sınırlamak

Divide örnek cümleler:

  • Let’s divide the cake.
    Hadi pastayı bölelim.
  • They divide the money equally.
    Parayı eşit olarak bölüyorlar.
divided
[dɪˈvaɪ.dɪd]
bölünmüş; ayrılmış; paylaşılmış

Divided örnek cümleler:

  • The book is divided into three parts, and this is the third.
    Kitap üç bölüme ayrılmıştır, ve bu üçüncüsüdür.
  • The city is divided into several sectors for easy navigation.
    Şehir kolay gezinme için birkaç sektöre ayrılmıştır.
divine
[dɪˈvaɪn]
ilahi; kutsal; tanrısal

Divine örnek cümleler:

  • In theology, sin is not just an individual wrongdoing but a disruption of the harmony between humanity and the divine.
    Teolojide günah, sadece bireysel bir hata olarak değil, insanlık ile ilahi olan arasındaki uyumun bozulması olarak görülür.
  • The spiritual significance of ancient monuments reveals the connection between humanity and the divine throughout history.
    Antik anıtların ruhani önemi, tarih boyunca insanlık ve kutsal arasındaki bağlantıyı ortaya koyar.
diving
[ˈdaɪ.vɪŋ]
dalış; su altı faaliyetleri

Diving örnek cümleler:

  • She took a deep breath before diving in.
    Dalma öncesinde derin bir nefes aldı.
  • They practiced proper diving techniques to explore the coral reef safely.
    Mercan resifini güvenli bir şekilde keşfetmek için uygun dalış tekniklerini uyguladılar.
division
[dɪˈvɪʒ.ən]
bölüm; ayrım; bölünme

Division örnek cümleler:

  • We need to talk about the division of tasks.
    Görev dağılımını konuşmamız gerekiyor.
  • The division of the pizza was fair.
    Pizza paylaşımı adildi.
divorce
[dɪˈvɔːs]
boşanma; ayrılık; kopuş

Divorce örnek cümleler:

  • Divorce can be difficult for children to understand.
    Boşanma, çocuklar için anlaması zor olabilir.
  • My parents went through a divorce last year.
    Ailem geçen yıl boşandı.
dizzy
[ˈdɪz.i]
baş dönmesi; sersem; şaşkın

Dizzy örnek cümleler:

  • He took the wrong dose and felt dizzy.
    Yanlış dozu aldı ve başı döndü.
  • The motion of the boat made us feel dizzy.
    Teknenin hareketi bizi sersemletti.
dna
[ˌdiː.enˈeɪ]
DNA; genetik kod; kalıtım materyali

Dna örnek cümleler:

  • A gene is part of DNA.
    Bir gen DNA'nın bir parçasıdır.
  • The DNA sequence determines genetic traits.
    DNA dizisi genetik özellikleri belirler.
do
[duː]
yapmak; yerine getirmek; gerçekleştirmek

Do örnek cümleler:

  • I do my homework.
    Ev ödevimi yapıyorum.
  • Do you like ice cream?
    Dondurma sever misin?
dock
[dɒk]
dok; iskele; liman

Dock örnek cümleler:

  • The boat is against the dock.
    Tekne iskeleye yaslanmış durumda.
  • She tied the boat to the dock to make it secure.
    O, teknesini güvence altına almak için iskeleye bağladı.
doctor
[ˈdɒk.tər]
doktor; hekim; tabip

Doctor örnek cümleler:

  • She wants to become a doctor when she grows up.
    Büyüdüğünde doktor olmak istiyor.
  • He went to see the doctor about his sore throat.
    Boğaz ağrısı nedeniyle doktora gitti.
doctors
[ˈdɒk.tərz]
doktorlar; hekimler; tıp uzmanları

Doctors örnek cümleler:

  • Doctors operate in clean rooms daily.
    Doktorlar her gün temiz odalarda ameliyat yapar.
  • Doctors study the disease to find a cure.
    Doktorlar hastalığı tedavi bulmak için inceliyor.
doctor’s
[ˈdɒk.tərz]
doktorun; hekimin; tıbbi

Doctor’s örnek cümleler:

  • The doctor’s advice was helpful for managing her condition effectively.
    Doktorun tavsiyesi, durumunu etkili bir şekilde yönetmesine yardımcı oldu.
  • The doctor’s groundbreaking research has influenced medical practices worldwide.
    Doktorun devrim niteliğindeki araştırmaları dünya çapında tıbbi uygulamaları etkiledi.
document
[ˈdɒk.jə.mənt]
belge; dosya; kayıt

Document örnek cümleler:

  • The document is confidential and cannot be shared.
    Belge gizlidir ve paylaşılamaz.
  • She signed the official document at the city hall.
    Belediyede resmi belgeyi imzaladı.
documentary
[ˌdɒk.jəˈmɛn.tər.i]
belgesel; kayıt; kronik

Documentary örnek cümleler:

  • The documentary shared interesting insights into the lives of marine animals.
    Belgesel, deniz hayvanlarının yaşamına dair ilginç içgörüler paylaştı.
  • I watched a documentary on television about the history of space exploration.
    Uzay araştırmalarının tarihi hakkında televizyonda bir belgesel izledim.
documenting
[ˈdɒk.jə.men.tɪŋ]
belgeleme; kaydetme; yazma

Documenting örnek cümleler:

  • Centuries ago, explorers traveled to these islands, documenting their discoveries in detailed journals.
    Yüzyıllar önce kâşifler bu adalara seyahat etmiş, bulgularını ayrıntılı günlüklerde belgelemmiştir.
  • The task of documenting travel experiences through photography or writing can preserve memories for a lifetime.
    Seyahat deneyimlerini fotoğraf veya yazı yoluyla belgelemek, anıları bir ömür boyu saklayabilir.
documents
[ˈdɒk.jə.mənts]
belgeler; dosyalar; kayıtlar

Documents örnek cümleler:

  • The post arrived late because of the storm, delaying important documents.
    Fırtına nedeniyle posta gecikti ve önemli belgeler gecikti.
  • The immigration process can take a long time and requires many documents.
    Göç süreci uzun sürebilir ve birçok belge gerektirir.
does
[dʌz]
yapar; gerçekleştirir; yürütür

Does örnek cümleler:

  • It does not matter if we are late.
    Geç kalmamız önemli değil.
  • Does this plan seem okay to you?
    Bu plan sana uygun görünüyor mu?
doesn't
[ˈdʌz.ənt]
yapmaz; gerçekleştirmez; yürütmez

Doesn't örnek cümleler:

  • His disability doesn't stop him from working hard.
    Onun engeli, sıkı çalışmasını engellemez.
  • My dog is very territorial and doesn't like strangers.
    Köpeğim çok bölgesel ve yabancılardan hoşlanmıyor.
doesn’t
[ˈdʌz.ənt]
yapmaz; gerçekleştirmez; yürütmez

Doesn’t örnek cümleler:

  • It doesn’t necessarily have to be expensive.
    Bu mutlaka pahalı olmak zorunda değil.
  • The electric car is quiet and doesn’t use gas.
    Elektrikli araba sessizdir ve benzin kullanmaz.