İngilizce dili. E harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz
evaluation
[ɪˌvæl.juˈeɪ.ʃən]
değerlendirme; analiz; inceleme
Evaluation örnek cümleler:
The test is an evaluation of knowledge.
Test, bilginin değerlendirilmesidir.
He passed the evaluation easily.
Değerlendirmeyi kolayca geçti.
evaluations
[ɪˌvæl.juˈeɪ.ʃənz]
değerlendirmeler; analizler; incelemeler
Evaluations örnek cümleler:
They conduct monthly evaluations of employee performance.
Aylık olarak çalışan performansı değerlendirmeleri yapıyorlar.
A misdiagnosis can have serious consequences, highlighting the need for thorough medical evaluations.
Hatalı bir teşhis ciddi sonuçlar doğurabilir, bu da kapsamlı tıbbi değerlendirmelerin gerekliliğini vurgulamaktadır.
even
[ˈiː.vən]
hatta; eşit; düz
Even örnek cümleler:
He is even more excited.
O daha da heyecanlı.
It’s even better.
Bu daha da iyi.
evening
[ˈiːv.nɪŋ]
akşam; alacakaranlık; akşam vakti
Evening örnek cümleler:
We had a nice dinner this evening.
Bu akşam güzel bir akşam yemeği yedik.
The sun sets earlier in the evening now.
Güneş artık akşamları daha erken batıyor.
evenings
[ˈiːv.nɪŋz]
akşamlar; alacakaranlıklar; akşam vakitleri
Evenings örnek cümleler:
The sun is low in the sky during winter evenings.
Güneş kış akşamlarında gökyüzünde alçaktır.
She values her personal time and enjoys relaxing in the evenings.
O, kişisel zamanını değerlendirir ve akşamları rahatlamaktan hoşlanır.
evenly
[ˈiː.vən.li]
eşit olarak; dengeli şekilde; eşit şekilde
Evenly örnek cümleler:
Apply the paint evenly to the wall.
Duvarı eşit şekilde boyayın.
The prizes were evenly distributed among the winners.
Ödüller kazananlar arasında eşit olarak dağıtıldı.
event
[ɪˈvɛnt]
etkinlik; olay; durum
Event örnek cümleler:
The parade was a fun event for the whole town.
Geçit töreni, kasaba için eğlenceli bir etkinlikti.
The birthday party was the best event of the year for the kids.
Doğum günü partisi, çocuklar için yılın en iyi etkinliğiydi.
events
[ɪˈvɛnts]
etkinlikler; olaylar; durumlar
Events örnek cümleler:
Many countries join international events each year.
Birçok ülke her yıl uluslararası etkinliklere katılır.
They are discussing the current events in the news.
Haberlerdeki güncel olayları tartışıyorlar.
eventually
[ɪˈvɛn.tʃu.ə.li]
nihayetinde; sonunda; eninde sonunda
Eventually örnek cümleler:
They will arrive eventually.
Onlar sonunda varacak.
He will come eventually.
O sonunda gelecek.
ever
[ˈɛ.vər]
hiç; her zaman; herhangi bir zamanda
Ever örnek cümleler:
Have you ever seen this movie?
Hiç bu filmi gördün mü?
Did you ever meet my cousin?
Hiç kuzenimi tanıdın mı?
ever-changing
[ˈɛ.vər ˈʧeɪn.dʒɪŋ]
sürekli değişen; değişken; hareketli
Ever-changing örnek cümleler:
As technology advances, businesses must find innovative ways to stay competitive and meet the ever-changing needs of their customers.
Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte, işletmeler rekabetçi kalmak ve müşterilerinin sürekli değişen ihtiyaçlarını karşılamak için yenilikçi yollar bulmak zorundadır.
To stay competitive in the market, we need to continue evolving our product offerings and meet the ever-changing demands of consumers.
Pazarda rekabetçi kalmak için ürün tekliflerimizi geliştirmeye ve tüketicilerin sürekli değişen taleplerini karşılamaya devam etmemiz gerekiyor.
ever-evolving
[ˈɛv.ər ɪˈvɒlv.ɪŋ]
sürekli gelişen; sürekli değişen; devamlı gelişen
Ever-evolving örnek cümleler:
Will the ever-evolving advancements in technology eventually surpass human intelligence?
Sürekli gelişen teknolojik ilerlemeler, nihayetinde insan zekasını aşacak mı?
In an ever-evolving job market, maintaining competence in the latest technology and trends is crucial for long-term success.
Sürekli gelişen iş piyasasında, en son teknoloji ve trendlerde yetkinliği sürdürmek uzun vadeli başarı için kritik öneme sahiptir.
every
[ˈɛv.ri]
her; her bir; her şey
Every örnek cümleler:
I eat breakfast every day.
Her gün kahvaltı yaparım.
She plays every afternoon.
Her öğleden sonra oynar.
everybody
[ˈɛv.riˌbɒd.i]
herkes; herkes; herkes
Everybody örnek cümleler:
Everybody needs clean water to survive.
Yaşamak için herkesin temiz suya ihtiyacı vardır.
Everybody can help by recycling plastic.
Plastik geri dönüştürerek herkes yardım edebilir.
everyday
[ˈɛv.riˌdeɪ]
günlük; sıradan; her günkü
Everyday örnek cümleler:
Cooking is an everyday activity for most families.
Pişirme, çoğu aile için günlük bir etkinliktir.
They use everyday tools to fix broken furniture.
Günlük araçları, kırık mobilyaları onarmak için kullanıyorlar.
everyone
[ˈɛv.riˌwʌn]
herkes; herkes; her biri
Everyone örnek cümleler:
The new rules will affect everyone at school.
Yeni kurallar okulda herkesi etkileyecek.
He spoke loudly, thereby waking everyone up.
Yüksek sesle konuştu ve böylece herkesi uyandırdı.
everyone's
[ˈɛv.riˌwʌnz]
herkes; herkes; her biri
Everyone's örnek cümleler:
She caught everyone's attention with her impressive performance on stage.
Sahnedeki etkileyici performansıyla herkesin dikkatini çekti.
She caught everyone's attention with her impressive performance on stage.
Sahnedeki etkileyici performansıyla herkesin dikkatini çekti.
everyone’s
[ˈɛv.riˌwʌnz]
herkes; herkes; her biri
Everyone’s örnek cümleler:
Medical care is essential for everyone’s well-being.
Tıbbi bakım herkesin refahı için gereklidir.
The strange object on the table caught everyone’s attention.
Masanın üzerindeki garip nesne herkesin dikkatini çekti.