🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. F harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

feelings
[ˈfiː.lɪŋz]
hisler; duygular; algılar

Feelings örnek cümleler:

  • It's hard to understand his subjective feelings.
    Onun öznel duygularını anlamak zor.
  • His sensitivity to others' feelings is impressive.
    Başkalarının duygularına duyarlılığı etkileyici.
feels
[filz]
hisseder; algılar; anlar

Feels örnek cümleler:

  • He feels bad for the poor cat outside in the cold.
    Soğukta dışarıdaki zavallı kedi için üzülüyor.
  • He feels the burden of responsibility.
    Sorumluluğun yükünü hissediyor.
fees
[fiz]
ücretler; harçlar; telif hakları

Fees örnek cümleler:

  • She has to pay her tuition fees before the semester starts.
    Dönem başlamadan önce harçlarını ödemesi gerekiyor.
  • She has to pay her tuition fees before the semester starts.
    Dönem başlamadan önce harç ücretini ödemesi gerekiyor.
feet
[fit]
ayaklar; tabanlar; fit

Feet örnek cümleler:

  • His height is 6 feet.
    Onun boyu 6 fittir.
  • It's a myth that cats always land on their feet.
    Kediler her zaman dört ayak üstüne düşer inanışı bir mittir.
fell
[fel]
düştü; devrildi; çöktü

Fell örnek cümleler:

  • She fell, thereby injuring her knee.
    Düştü ve böylece dizini incitti.
  • The phone needs repair after it fell.
    Telefon düştükten sonra onarıma ihtiyaç duyuyor.
fellow
[ˈfel.oʊ]
meslektaş; arkadaş; adam

Fellow örnek cümleler:

  • He is my fellow student in the class.
    O benim sınıf arkadaşım.
  • She is a fellow worker at the office.
    O benim iş arkadaşım.
felt
[felt]
hissetti; algıladı; anladı

Felt örnek cümleler:

  • She felt an overwhelming sense of happiness.
    O kendini ezici bir mutluluk içinde hissetti.
  • She felt abnormal after the long trip.
    Uzun yolculuktan sonra kendini anormal hissetti.
female
[ˈfiː.meɪl]
dişi; kadın; dişi hayvan

Female örnek cümleler:

  • The female bird built a nest in the tree.
    Dişi kuş ağaca yuva yaptı.
  • She is the first female player on the team.
    Takımın ilk kadın oyuncusu.
fence
[fens]
çit; bariyer; engel

Fence örnek cümleler:

  • He used an iron rod to fix the fence.
    O, çiti onarmak için demir çubuk kullandı.
  • The dog squeezed between the fence bars to escape.
    Köpek, kaçmak için çit çubukları arasından sıyrıldı.
fertility
[fərˈtɪl.ə.ti]
verimlilik; doğurganlık; bolluk

Fertility örnek cümleler:

  • The fertility of the plant was impressive this year.
    Bu yıl bitkilerin verimliliği etkileyiciydi.
  • The fertility of the soil is important for farming.
    Toprağın verimliliği tarım için önemlidir.
festival
[ˈfes.tə.vəl]
festival; bayram; kutlama

Festival örnek cümleler:

  • There is a big festival this weekend.
    Bu hafta sonu büyük bir festival var.
  • I went to a music festival last year.
    Geçen yıl bir müzik festivaline gittim.
festivals
[ˈfes.tə.vəlz]
festivaller; bayramlar; kutlamalar

Festivals örnek cümleler:

  • Cultural festivals are fun to attend.
    Kültürel festivallere katılmak eğlencelidir.
  • Religious festivals are celebrated joyfully in their town.
    Dinî bayramlar, şehirlerinde sevinçle kutlanır.
fever
[ˈfiː.vər]
ateş; hararet; heyecan

Fever örnek cümleler:

  • She has a fever and is resting in bed.
    Ateşi var ve yatakta dinleniyor.
  • His fever was high, so the doctor gave him some medicine.
    Ateşi yüksekti, bu yüzden doktor ona ilaç verdi.
few
[fjuː]
az; birkaç; az sayıda

Few örnek cümleler:

  • I have a few books.
    Birkaç kitabım var.
  • She has few friends.
    Onun birkaç arkadaşı var.
fewer
[ˈfjuː.ər]
daha az; daha küçük; daha az sayıda

Fewer örnek cümleler:

  • People notice fewer birds in the polluted forest.
    İnsanlar kirli ormanda daha az kuş fark ediyor.
  • The indirect route was longer, but it had fewer cars.
    Dolaylı güzergah daha uzundu ama daha az araba vardı.
fiction
[ˈfɪk.ʃən]
kurgu; edebiyat; hayal gücü

Fiction örnek cümleler:

  • The concept of time travel is popular in many science fiction books and movies.
    Zaman yolculuğu kavramı, birçok bilim kurgu kitabı ve filminde popülerdir.
  • His selection of books for the library included both classics and modern fiction.
    Kütüphane için yaptığı kitap seçimi, hem klasik hem de modern kurgu eserlerini içeriyordu.
fictional
[ˈfɪk.ʃən.əl]
kurgusal; edebi; fantastik

Fictional örnek cümleler:

  • The historical novel combines fictional characters with real events from the 18th century.
    Tarihi roman, 18. yüzyıldan gerçek olaylarla kurgusal karakterleri birleştirir.
  • The novel intricately weaves historical events with fictional narratives, thus providing a compelling read.
    Roman, tarihi olayları kurgusal anlatılarla ustalıkla birleştirerek etkileyici bir okuma sunuyor.
field
[fild]
alan; saha; tarla

Field örnek cümleler:

  • The field was filled with bright yellow flowers.
    Çimenlik parlak sarı çiçeklerle doluydu.
  • The farmer is planting seeds in his field.
    Çiftçi, tarlasına tohum ekiyor.
fields
[fildz]
alanlar; sahalar; tarlalar

Fields örnek cümleler:

  • They watched the train pass by the fields.
    Tarlaların yanından geçen treni izlediler.
  • They work hard labouring in the fields all day.
    Tüm gün tarlalarda sıkı çalışıyorlar.
fierce
[fɪrs]
vahşi; şiddetli; zalim

Fierce örnek cümleler:

  • The competition is fierce in the business sphere today.
    Günümüzde iş dünyasında rekabet çok çetin.
  • The fortress provided protection during the fierce storm.
    Kale, şiddetli fırtına sırasında koruma sağladı.
fifth
[fɪfθ]
beşinci; beşte bir; beş sent

Fifth örnek cümleler:

  • It was the fifth day of the week.
    Bu, haftanın beşinci günüydü.
  • The fifth book is interesting.
    Beşinci kitap ilginç.