🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. F harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

finally
[ˈfaɪ.nəl.i]
sonunda; nihayet; kesin olarak

Finally örnek cümleler:

  • We finally arrived at the park.
    Sonunda parka vardık.
  • He finally found his lost keys.
    En sonunda kaybolan anahtarlarını buldu.
finance
[ˈfaɪ.næns]
finans; fonlama; bütçe

Finance örnek cümleler:

  • He studies finance.
    O finans okuyor.
  • I need to manage my finance.
    Mali işlerimi yönetmem gerekiyor.
finances
[ˈfaɪ.næns.ɪz]
finanslar; kaynaklar; araçlar

Finances örnek cümleler:

  • They are doing an audit of the finances.
    Onlar finansal denetim yapıyorlar.
  • He works in accounting and handles the company’s finances.
    O muhasebede çalışıyor ve şirketin finansmanını yönetiyor.
financial
[faɪˈnæn.ʃəl]
finansal; maddi; ekonomik

Financial örnek cümleler:

  • She manages the financial accounts.
    O, mali hesapları yönetiyor.
  • They need financial help.
    Onların mali yardıma ihtiyacı var.
find
[faɪnd]
bulmak; keşfetmek; tespit etmek

Find örnek cümleler:

  • I find my keys.
    Anahtarlarımı buluyorum.
  • He finds his book.
    Kitabını buluyor.
finding
[ˈfaɪn.dɪŋ]
buluş; keşif; sonuç

Finding örnek cümleler:

  • He enjoys finding seashells on the beach.
    Sahilde deniz kabukları bulmaktan hoşlanır.
  • Finding the lost keys made her very happy.
    Kayıp anahtarları bulmak onu çok mutlu etti.
findings
[ˈfaɪn.dɪŋz]
buluşlar; keşifler; sonuçlar

Findings örnek cümleler:

  • The findings of the study suggest a link between diet and heart health.
    Araştırmanın bulguları, diyet ile kalp sağlığı arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir.
  • She presented her findings at a scientific conference attended by experts.
    O, uzmanların katıldığı bir bilimsel konferansta bulgularını sundu.
finds
[faɪndz]
bulur; keşfeder; tespit eder

Finds örnek cümleler:

  • She finds a coin.
    O bir madeni para buluyor.
  • He finds his book.
    Kitabını buluyor.
fine
[faɪn]
iyi; ince; ceza

Fine örnek cümleler:

  • It’s a fine day today, isn’t it?
    Bugün güzel bir gün, değil mi?
  • He received a fine for parking illegally.
    Yasadışı park için ceza aldı.
finest
[ˈfaɪ.nɪst]
en iyi; en ince; mükemmel

Finest örnek cümleler:

  • The tea plantation stretched for miles, producing some of the finest blends in the region.
    Çay plantasyonu kilometrelerce uzanıyordu ve bölgedeki en iyi karışımlardan bazılarını üretiyordu.
  • The vineyard produces some of the finest wine in the region, known for its bold flavors and complex aroma.
    Bağ, cesur tatları ve karmaşık aromasıyla tanınan bölgedeki en iyi şaraplardan bazılarını üretiyor.
finger
[ˈfɪŋ.ɡər]
parmak; işaret parmağı; işaretçi

Finger örnek cümleler:

  • I hurt my finger.
    Parmağımı incittim.
  • She has a small finger.
    Onun küçük bir parmağı var.
finish
[ˈfɪn.ɪʃ]
bitiş; kaplama; tamamlama

Finish örnek cümleler:

  • I will finish it.
    Ben bunu bitireceğim.
  • We must finish the work before lunch.
    Yemekten önce işi bitirmeliyiz.
finished
[ˈfɪn.ɪʃt]
bitmiş; tamamlanmış; işlenmiş

Finished örnek cümleler:

  • I finished my homework.
    Ödevimi bitirdim.
  • She finished the book in one day.
    Bir günde kitabı bitirdi.
finishes
[ˈfin.ɪʃɪz]
bitişler; kaplamalar; tamamlamalar

Finishes örnek cümleler:

  • She is an efficient worker who finishes tasks quickly.
    O, hızlı bir şekilde görevleri tamamlayan verimli bir çalışandır.
  • Whoever finishes the test first can leave early.
    Testi ilk bitiren erken ayrılabilir.
finishing
[ˈfɪn.ɪ.ʃɪŋ]
finiş

Finishing örnek cümleler:

  • Let’s take a break after finishing this chapter.
    Bu bölümü bitirdikten sonra bir ara verelim.
  • She did her duty by finishing the homework on time.
    O ödevini zamanında bitirerek görevini yerine getirdi.
fire
[ˈfaɪər]
ateş

Fire örnek cümleler:

  • The campfire was small but bright in the dark night.
    Ateş küçük ama karanlık gecede parlaktı.
  • He saw smoke and called the fire department.
    O dumanı gördü ve itfaiyeyi aradı.
firefighter
[ˈfaɪərˌfaɪ.tər]
itfaiyeci; yangın söndürücü; kurtarıcı

Firefighter örnek cümleler:

  • The firefighter worked hard to save the trapped family.
    İtfaiyeci, sıkışmış aileyi kurtarmak için çok çalıştı.
  • His job as a firefighter is both challenging and rewarding.
    İtfaiyeci olarak işi hem zorlu hem de ödüllendiricidir.
firefighters
[ˈfaɪərˌfaɪ.tərz]
itfaiyeciler; yangın söndürücüler; kurtarıcılar

Firefighters örnek cümleler:

  • The fire was controlled after firefighters worked for hours.
    Yangın, itfaiyecilerin saatler süren çalışmasından sonra kontrol altına alındı.
  • The firefighters fight the flames to save lives and property.
    İtfaiyeciler, hayatları ve mülkleri kurtarmak için alevlerle savaşıyor.
fireplace
[ˈfaɪərˌpleɪs]
şömine; ocak; soba

Fireplace örnek cümleler:

  • The fire in the fireplace kept us warm.
    Şöminedeki ateş bizi sıcak tuttu.
  • Wood is often used as fuel for a fireplace.
    Ağaç genellikle şömine için yakıt olarak kullanılır.
fires
[ˈfaɪərz]
yangınlar; ateşler; alevler

Fires örnek cümleler:

  • Fires are an enemy of the beautiful forests.
    Ateş, güzel ormanların düşmanıdır.
  • Many forests suffer from fires and deforestation, leaving behind barren land and broken ecosystems.
    Birçok orman yangınlar ve ormansızlaşma nedeniyle zarar görmekte, geride çorak topraklar ve bozulan ekosistemler bırakmaktadır.
fireworks
[ˈfaɪərˌwɜːrks]
havai fişek; roket; piroteknik

Fireworks örnek cümleler:

  • They celebrated their independence with fireworks.
    Bağımsızlıklarını havai fişeklerle kutladılar.
  • It’s a tradition to celebrate New Year with fireworks.
    Yeni Yılı havai fişeklerle kutlamak bir gelenektir.