firm [ˈfɜːrm] firma; şirket; işletme Firm örnek cümleler: The chair is firm and comfortable. Sandalye sağlam ve rahat. I prefer a firm pillow when I sleep. Sert bir yastıkla uyumayı tercih ederim.
firmly [ˈfɜːrm.li] sıkıca; kararlılıkla; sağlam bir şekilde Firmly örnek cümleler: He firmly believes in hard work. Sıkı çalışmaya kesin olarak inanıyor. She held the pen firmly in her hand. Elinde kalemi sıkıca tutuyordu.
first [ˈfɜːrst] ilk; başlangıç; ana First örnek cümleler: I am the first in line. Ben sırada ilk kişiyim. This is my first book. Bu benim ilk kitabım.
first-time [ˈfɜːrst taɪm] ilk kez; acemi; ilk deneme First-time örnek cümleler: He created a guide to help first-time users navigate the system. O, yeni kullanıcıların sistemi gezinmesine yardımcı olacak bir kılavuz oluşturdu. The bank offered a low-interest loan specifically designed for first-time homebuyers. Banka, ilk kez ev alacak kişiler için özel olarak tasarlanmış düşük faizli bir kredi teklif etti.
fiscal [ˈfɪs.kəl] mali; finansal; bütçesel Fiscal örnek cümleler: The government is working on a new fiscal plan. Hükümet yeni bir mali plan üzerinde çalışıyor. My fiscal year starts in January. Mali yılım Ocak ayında başlıyor.
fish [ˈfɪʃ] balık; küçük balık; deniz ürünleri Fish örnek cümleler: He caught a big fish today. Bugün büyük bir balık yakaladı. Do you like fish for lunch? Öğle yemeğinde balık sever misin?
fishermen [ˈfɪʃ.ər.mən] balıkçılar; oltacılar; balık avcıları Fishermen örnek cümleler: Fishermen rely on the sea for their livelihood and have deep respect for its power. Balıkçılar geçimlerini denize bağlıdır ve gücüne derin bir saygı duyarlar. The fishermen caught chicken crabs by the coast, which are known for their unique flavor. Balıkçılar, kendine has tadıyla bilinen tavuk yengeçleri sahilde yakaladı.
fishing [ˈfɪʃ.ɪŋ] balıkçılık; olta balıkçılığı; balık avcılığı Fishing örnek cümleler: He went fishing with his grandfather. Dedesiyle balık tutmaya gitti. I like fishing in the lake. Gölde balık tutmayı seviyorum.
fit [ˈfɪt] uygun; yerinde; sağlıklı Fit örnek cümleler: He is fit because he exercises every day. O, her gün spor yaptığı için fit durumda. This shirt fits me perfectly. Bu gömlek bana mükemmel uyuyor.
fitness [ˈfɪt.nəs] forma uygunluk; fiziksel sağlık; uygunluk Fitness örnek cümleler: She became a new user of the fitness tracker. O, fitness takip cihazının yeni kullanıcısı oldu. She followed her fitness plan carefully to meet her health goals. O, sağlık hedeflerine ulaşmak için fitness planını dikkatle takip etti.
fits [ˈfɪts] uyar; karşılık gelir; ayarlar Fits örnek cümleler: The dress fits me perfectly. Elbise bana mükemmel oturdu. This shirt fits me perfectly. Bu gömlek bana mükemmel uyuyor.
five [ˈfaɪv] beş; beşlik; beş tane Five örnek cümleler: I have five books in my bag. Çantamda beş kitap var. He bought five tickets for the concert. Konser için beş bilet aldı.
fix [ˈfɪks] tamir etmek; düzeltmek; sabitlemek Fix örnek cümleler: I will fix your chair before dinner. Akşam yemeğinden önce sandalyeni tamir ederim. I can fix the chair. Sandalyeyi tamir edebilirim.
fixed [ˈfɪkst] sabit; tamir edilmiş; bağlanmış Fixed örnek cümleler: The car is fixed now. Araba şimdi tamir edildi. The picture is fixed on the wall. Resim duvara sabitlenmiş durumda.
fixing [ˈfɪks.ɪŋ] tamirat; düzeltme; sabitleme Fixing örnek cümleler: This tool is very useful for fixing things. Bu araç şeyleri onarmada çok kullanışlıdır. The toolbox is full of tools for fixing things. Alet kutusu, şeyleri onarmak için aletlerle dolu.
fixtures [ˈfɪks.tʃərz] donanımlar; armatürler; ekipmanlar Fixtures örnek cümleler: They installed new light fixtures to brighten up the dark hallway and improve visibility. Onlar karanlık koridoru aydınlatmak ve görünürlüğü artırmak için yeni aydınlatma armatürleri kurdular. They renovated the kitchen completely, updating all the appliances and fixtures for modern use. Onlar mutfağı tamamen yenileyerek tüm cihazları ve donanımları modern kullanım için güncellediler.
flag [ˈflæɡ] bayrak; sancak; flama Flag örnek cümleler: The flag is flying in the wind. Bayrak rüzgârda dalgalanıyor. He waved the flag to signal the start of the race. Yarışın başlangıcını işaret etmek için bayrağı salladı.
flames [ˈfleɪmz] alevler; ateş; parıltılar Flames örnek cümleler: The brave firefighters faced the flames to save lives. Cesur itfaiyeciler, hayatları kurtarmak için alevlerle yüzleşti. The firefighters fight the flames to save lives and property. İtfaiyeciler, hayatları ve mülkleri kurtarmak için alevlerle savaşıyor.
flat [ˈflæt] düz; pürüzsüz; daire Flat örnek cümleler: The tire is flat and needs air. Lastik patlamış ve hava gerekiyor. I live in a flat in the city center. Şehir merkezinde bir dairede yaşıyorum.
flavor [ˈfleɪ.vər] lezzet; aroma; tat Flavor örnek cümleler: This soup has a rich flavor. Bu çorbanın zengin bir tadı var. Add a pinch of salt to the soup for flavor. Çorbaya bir tutam tuz ekleyin, böylece tadını artırır.
flavors [ˈfleɪ.vərz] lezzetler; aromalar; tatlar Flavors örnek cümleler: The chef’s new dish was a wonderful creation of flavors. Şefin yeni yemeği, harika bir lezzet yaratımıydı. The dinner was delicious, with a mix of flavors that I enjoyed. Akşam yemeği lezzetliydi, hoşuma giden tatların bir kombinasyonuyla.