🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. G harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

gadgets
[ˈɡædʒ.ɪts]
cihazlar; aletler; gadget'lar

Gadgets örnek cümleler:

  • He spent hours browsing the web for new gadgets.
    Yeni cihazlar aramak için internette saatler geçirdi.
  • Technology is advancing so rapidly that new gadgets become outdated within months.
    Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki yeni cihazlar birkaç ay içinde modası geçiyor.
gain
[ɡeɪn]
kazanç; fayda; artış

Gain örnek cümleler:

  • She worked hard to gain new skills.
    O, yeni beceriler kazanmak için çok çalıştı.
  • Exercising regularly helps you gain strength.
    Düzenli egzersizler güç kazanmaya yardımcı olur.
gained
[ɡeɪnd]
kazanılan; elde edilen; kazanç sağlanan

Gained örnek cümleler:

  • The family gained their wealth from farming.
    Aile zenginliğini çiftçilikten kazandı.
  • The movie gained popularity in many countries.
    Film birçok ülkede popülerlik kazandı.
gaining
[ɡeɪn.ɪŋ]
kazanma; elde etme; kazanç sağlama

Gaining örnek cümleler:

  • The process of gaining citizenship involves taking an exam and an interview.
    Vatandaşlık kazanma süreci, bir sınav ve bir mülakatı içerir.
  • The country became more autonomous after gaining independence from its colonial rulers.
    Ülke, sömürge yöneticilerinden bağımsızlığını kazandıktan sonra daha özerk hale geldi.
gala
[ˈɡæl.ə]
gala; şenlik; kutlama

Gala örnek cümleler:

  • The event organizer asked her to be the host for the charity gala.
    Etkinlik organizatörü ondan hayır amaçlı gala için sunucu olmasını istedi.
  • It is appropriate to wear formal attire to the gala event, reflecting respect for the hosts and the occasion.
    Gala etkinliğine uygun olarak resmi kıyafet giymek, ev sahiplerine ve etkinliğe saygıyı yansıtır.
galaxies
[ˈɡæl.ək.siz]
galaksiler; yıldız sistemleri; kümeler

Galaxies örnek cümleler:

  • Scientists study distant galaxies to learn more about space.
    Bilim insanları uzay hakkında daha fazla bilgi edinmek için uzak galaksileri inceliyorlar.
  • Astronomers observe distant galaxies to study cosmic evolution.
    Gökbilimciler, kozmik evrimi incelemek için uzak galaksileri gözlemler.
galaxy
[ˈɡæl.ək.si]
galaksi; yıldız sistemi; küme

Galaxy örnek cümleler:

  • The galaxy is very big.
    Galaksi çok büyük.
  • We saw a picture of the galaxy in the book.
    Kitapta galaksinin bir resmini gördük.
[ˈɡæl.ər.i]
galeri; sergi; koleksiyon

Gallery örnek cümleler:

  • I have a new interest in photography after visiting the gallery.
    Galeriyi ziyaret ettikten sonra fotoğrafçılığa yeni bir ilgim oldu.
  • The dimension of the artwork makes it stand out in the gallery.
    Sanat eserinin boyutu, galeride öne çıkmasını sağlar.
game
[ɡeɪm]
oyun; maç; müsabaka

Game örnek cümleler:

  • We played a fun game at the park today.
    Bugün parkta eğlenceli bir oyun oynadık.
  • Let's play outside.
    Hadi dışarıda oynayalım.
games
[ɡeɪmz]
oyunlar; maçlar; müsabakalar

Games örnek cümleler:

  • The teacher used fun educational games in class.
    Öğretmen sınıfta eğlenceli eğitim oyunları kullandı.
  • My parents allow me to play video games on weekends.
    Anne babam hafta sonları video oyunları oynamama izin veriyor.
gaming
[ˈɡeɪ.mɪŋ]
oynama; oyun oynama; kumar

Gaming örnek cümleler:

  • Gaming addiction affects many people.
    Oyun bağımlılığı birçok kişiyi etkiler.
  • I bought new hardware for my gaming PC.
    Oyun bilgisayarım için yeni donanım satın aldım.
gap
[ɡæp]
boşluk; aralık; fark

Gap örnek cümleler:

  • The gap is between the two buildings.
    İki bina arasında boşluk var.
  • The gap is big.
    Boşluk büyük.
garage
[ɡəˈrɑːʒ]
garaj; otopark; tamirhane

Garage örnek cümleler:

  • The garage is next to the house.
    Garaj evin yanında.
  • She parked her car in the garage.
    O, arabasını garaja park etti.
garden
[ˈɡɑːr.dn]
bahçe; sebze bahçesi; park

Garden örnek cümleler:

  • We have a small garden behind our house.
    Evimizin arkasında küçük bir bahçemiz var.
  • She grows flowers in her garden.
    Bahçesinde çiçek yetiştiriyor.
gardening
[ˈɡɑːr.dn.ɪŋ]
bahçecilik; peyzaj; bahçe bakımı

Gardening örnek cümleler:

  • She enjoys gardening and grows her own organic herbs and vegetables.
    Bahçıvanlık yapmayı seviyor ve kendi organik otlarını ve sebzelerini yetiştiriyor.
  • Gardening tools can be extremely useful for maintaining a healthy garden.
    Bahçe aletleri, sağlıklı bir bahçe sürdürmek için son derece yararlı olabilir.
gardens
[ˈɡɑːr.dnz]
bahçeler; sebze bahçeleri; parklar

Gardens örnek cümleler:

  • They visited the royal gardens during their trip.
    Gezi sırasında kraliyet bahçelerini ziyaret ettiler.
  • The old castle on the hill is surrounded by beautiful gardens.
    Tepedeki eski kale, güzel bahçelerle çevrilidir.
gas
[ɡæs]
gaz; yakıt; buhar

Gas örnek cümleler:

  • We need gas to cook dinner tonight.
    Bu akşam yemeği pişirmek için gaz lazım.
  • The car ran out of gas on the road.
    Araba, yolda gaz bitince durdu.
gases
[ɡæs.ɪz]
gazlar; yakıtlar; buharlar

Gases örnek cümleler:

  • Factories release gases that cause ice to melt faster.
    Fabrikalar, buzların daha hızlı erimesine neden olan gazlar salar.
  • He studied the molecular behavior of gases.
    Gazların moleküler davranışını inceledi.
gasoline
[ˈɡæs.əl.iːn]
benzin; yakıt; petrol

Gasoline örnek cümleler:

  • He filled the tank with gasoline.
    Depoyu benzinle doldurdu.
  • I need to buy some gasoline for my car.
    Arabam için biraz benzin almam gerekiyor.
gate
[ɡeɪt]
kapı; geçit; giriş

Gate örnek cümleler:

  • The gate is locked, so we can't go through.
    Kapı kilitli, geçemiyoruz.
  • He opened the gate and let the dog out.
    Kapıyı açtı ve köpeği dışarı çıkardı.
gather
[ˈɡæθ.ər]
toplamak; bir araya getirmek; biriktirmek

Gather örnek cümleler:

  • He gathers his books.
    O kitaplarını topluyor.
  • We gather fresh flowers every morning.
    Her sabah taze çiçekler toplarız.