🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. G harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

graphic
[ˈɡræf.ɪk]
grafik; görsel; resimli

Graphic örnek cümleler:

  • The graphic shows the changes in temperature.
    Grafik, sıcaklık değişimlerini gösteriyor.
  • She drew a graphic of the house for her project.
    Projesi için evin bir grafik çizimini yaptı.
graphics
[ˈɡræf.ɪks]
grafikler; görüntüler; görselleştirme

Graphics örnek cümleler:

  • She studied graphics in college.
    Üniversitede grafik okudu.
  • The graphics in the game are amazing.
    Oyundaki grafikler harika.
grasp
[ɡræsp]
kavramak; anlamak; tutmak

Grasp örnek cümleler:

  • Understanding the historical context of the event helped the students grasp its importance.
    Olayın tarihsel bağlamını anlamak, öğrencilerin onun önemini kavramasına yardımcı oldu.
  • The teacher emphasized that reading between the lines is often necessary to grasp the true meaning.
    Öğretmen, gerçek anlamı kavrayabilmek için bazen satır aralarını okumanın gerekli olduğunu vurguladı.
grass
[ɡræs]
çimen; ot; yeşillik

Grass örnek cümleler:

  • The grass is green in the summer.
    Yazın çimen yeşildir.
  • She spread the blanket on the grass for a picnic.
    Piknik için battaniyeyi çimenlerin üzerine serdi.
grateful
[ˈɡreɪt.fəl]
minnettar; müteşekkir; memnun

Grateful örnek cümleler:

  • She is grateful for the gift.
    O hediyeye minnettar.
  • We are grateful for your kindness.
    Senin nezaketin için minnettarız.
gratitude
[ˈɡræt.ɪ.tuːd]
minnettarlık; şükran; teşekkür

Gratitude örnek cümleler:

  • He used words to express his gratitude.
    Minnettarlığını ifade etmek için kelimeler kullandı.
  • She decided to accept the gift with gratitude.
    O, hediyeyi minnettarlıkla kabul etmeye karar verdi.
grave
[ɡreɪv]
mezar; kabir; gömü

Grave örnek cümleler:

  • The grave is located near the church.
    Mezar kilisenin yakınında bulunuyor.
  • He visited the grave of his grandfather.
    O, dedesinin mezarını ziyaret etti.
gravity
[ˈɡræv.ɪ.ti]
yerçekimi; çekim; ağırlık

Gravity örnek cümleler:

  • Gravity pulls things to the ground.
    Yerçekimi nesneleri yere çeker.
  • The apple fell because of gravity.
    Elma yerçekimi nedeniyle düştü.
grazing
[ˈɡreɪ.zɪŋ]
otlatma; otlama; mera kullanımı

Grazing örnek cümleler:

  • The sheep are grazing in the field.
    Koyunlar tarlada otluyor.
  • The cattle are grazing in the field.
    Sığırlar tarlada otluyor.
great
[ɡreɪt]
büyük; muhteşem; harika

Great örnek cümleler:

  • He is a great friend.
    O harika bir arkadaş.
  • I had a great time.
    Harika vakit geçirdim.
greater
[ˈɡreɪ.tər]
daha büyük; daha muhteşem; daha önemli

Greater örnek cümleler:

  • The sum of the parts was greater than expected.
    Parçaların toplamı beklentilerden daha büyüktü.
  • The earthquake’s scale of damage was far greater than expected.
    Depremin verdiği hasarın boyutu beklenenden çok daha fazlaydı.
greatest
[ˈɡreɪ.tɪst]
en büyük; en muhteşem; en iyi

Greatest örnek cümleler:

  • Winning the race was her greatest achievement.
    Yarışı kazanmak onun en büyük başarısıydı.
  • The pleasure of traveling to new places is one of life’s greatest joys.
    Yeni yerlere seyahat etmenin keyfi, hayatın en büyük zevklerinden biridir.
greatly
[ˈɡreɪt.li]
büyük ölçüde; çok; güçlü bir şekilde

Greatly örnek cümleler:

  • She greatly enjoyed the movie with her friends.
    Arkadaşlarıyla filmi çok beğendi.
  • His help greatly improved the situation.
    Yardımı durumu büyük ölçüde iyileştirdi.
greed
[ɡriːd]
açgözlülük; hırs; bencillik

Greed örnek cümleler:

  • Greed is considered a vice in many cultures.
    Açgözlülük birçok kültürde kötü alışkanlık olarak görülür.
  • The story teaches that greed can lead to sin and regret.
    Bu hikaye, açgözlülüğün günaha ve pişmanlığa yol açabileceğini öğretir.
green
[ɡriːn]
yeşil; zümrüt; yeşim

Green örnek cümleler:

  • The grass is green in the summer.
    Yazın çimen yeşildir.
  • She bought a green dress for the party.
    Parti için yeşil bir elbise aldı.
greenery
[ˈɡriː.nər.i]
yeşillik; bitki örtüsü; yapraklar

Greenery örnek cümleler:

  • The area surrounding the river is known for its lush greenery, attracting tourists from all over the world.
    Nehrin çevresindeki alan, yoğun yeşilliğiyle tanınır ve dünyanın dört bir yanından turistleri çeker.
  • The soft light of dawn slowly illuminated the valley, revealing the lush greenery and sparkling river below.
    Sabahın yumuşak ışığı vadinin üstünü yavaşça aydınlattı ve aşağıdaki yemyeşil doğa ile parıldayan nehri ortaya çıkardı.
greenhouse
[ˈɡriːn.haʊs]
sera; cam ev; bahçe evi

Greenhouse örnek cümleler:

  • The plants are growing inside the greenhouse.
    Bitkiler sera içinde büyüyor.
  • We have a small greenhouse in our backyard.
    Bahçemizde küçük bir sera var.
greet
[ɡriːt]
selamlamak; karşılamak; hoş geldiniz demek

Greet örnek cümleler:

  • He took a step forward to greet her.
    O, ona selam vermek için bir adım öne gitti.
  • It's the norm to greet everyone in the morning.
    Burada sabahları herkesle selamlaşmak normdur.
greeted
[ɡriː.tɪd]
selamladı; karşıladı; hoş geldiniz dedi

Greeted örnek cümleler:

  • She greeted me with warmth and a big smile.
    Beni sıcaklık ve kocaman bir gülümsemeyle karşıladı.
  • The shopkeeper greeted every customer with a smile and warm conversation.
    Mağaza sahibi her müşteriyi gülümseme ve sıcak bir sohbetle karşıladı.
greeting
[ˈɡriː.tɪŋ]
selam; tebrik; karşılama

Greeting örnek cümleler:

  • The prince kissed the princess's hand in greeting.
    Prens selamlamak için prensesin elini öptü.
  • The restaurant owner stood at the counter greeting customers.
    Restoran sahibi, tezgâhta durup müşterileri karşılıyordu.
grew
[ɡruː]
büyüdü; gelişti; büyüdü

Grew örnek cümleler:

  • His confidence grew after successfully navigating the city.
    Şehirde başarılı bir şekilde yönlendikten sonra güveni arttı.
  • Many trees in the unknown valley grew taller than buildings.
    Bilinmeyen vadideki birçok ağaç, binalardan daha uzun büyüdü.