🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. H harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

humanity
[ˌhjuːˈmæn.ɪ.ti]
insanlık; insanseverlik; insan doğası

Humanity örnek cümleler:

  • Acts of kindness show true humanity.
    İyilik hareketleri gerçek insanlığı gösterir.
  • Humanity should care for the planet.
    İnsanlık gezegeni korumalıdır.
humanity's
[ˌhjuːˈmæn.ɪ.tiz]
insanlığın; insanseverliğin; insan doğasının

Humanity's örnek cümleler:

  • Her speech on the importance of preserving humanity's cultural heritage was inspiring.
    İnsanlığın kültürel mirasını korumanın önemi üzerine yaptığı konuşma ilham vericiydi.
  • The ability to transmit knowledge across generations is one of humanity's greatest achievements.
    Nesiller arasında bilgi aktarabilme yeteneği, insanlığın en büyük başarılarından biridir.
humanity’s
[ˌhjuːˈmæn.ɪ.tiz]
insanlığın; insanseverliğin; insan doğasının

Humanity’s örnek cümleler:

  • The search for life on other planets raises questions about humanity’s place in the universe.
    Diğer gezegenlerde yaşam arayışı, insanlığın evrendeki yeri hakkında sorular ortaya koyuyor.
  • The artist’s work invites us to reconsider our perspective on nature and humanity’s role in it.
    Sanatçının eserleri bizi doğa ve içindeki insanlığın rolü üzerine bakış açımızı yeniden düşünmeye davet ediyor.
humans
[ˈhjuː.mənz]
insanlar; insan varlıkları; kişiler

Humans örnek cümleler:

  • Plants make oxygen for humans and animals to use.
    Bitkiler, insanlar ve hayvanlar için oksijen üretir.
  • We learned about the evolution of humans in class.
    Dersimizde insanın evrimini öğrendik.
humble
[ˈhʌm.bəl]
alçakgönüllü; mütevazı; sade

Humble örnek cümleler:

  • Her social status didn’t change her kind and humble nature.
    Sosyal statüsü nazik ve mütevazı doğasını değiştirmedi.
  • Although her performance was outstanding, she remained humble and modest.
    Performansı mükemmel olmasına rağmen, o mütevazı ve alçakgönüllü kaldı.
humor
[ˈhjuː.mər]
mizah; espri; ruh hali

Humor örnek cümleler:

  • He has a good sense of humor.
    Onun iyi bir espri anlayışı var.
  • The political leader's joke, although controversial, reflected his ability to navigate tough conversations with humor.
    Siyasi liderin şakası, tartışmalı olmasına rağmen, zor konuşmaları mizahla yönetme yeteneğini yansıtıyordu.
hundred
[ˈhʌn.drəd]
yüz; yüzlük; pek çok

Hundred örnek cümleler:

  • The ticket costs a hundred dollars.
    Bilet yüz dolar.
  • There are a hundred students in the school.
    Okulda yüz öğrenci var.
hundreds
[ˈhʌn.drədz]
yüzlerce; pek çok; büyük miktar

Hundreds örnek cümleler:

  • The new factory site will create hundreds of jobs in the town.
    Yeni fabrika alanı kasabada yüzlerce iş yaratacak.
  • The protest against the new law gathered hundreds of people in the square.
    Yeni yasaya karşı protesto meydanda yüzlerce insanı topladı.
hung
[ʰʌŋ]
astı; asılı; asılmış

Hung örnek cümleler:

  • She hung the painting on the wall.
    Tabloyu duvara astı.
  • They hung a picture of the Eiffel Tower on the wall.
    Duvara Eyfel Kulesi'nin bir resmini astılar.
hunger
[ˈhʌŋ.ɡər]
açlık; susuzluk; arzu

Hunger örnek cümleler:

  • She felt hunger after the long day.
    Uzun bir günün ardından açlık hissetti.
  • I am feeling hunger now.
    Şu anda açlık hissediyorum.
hungry
[ˈhʌŋ.ɡri]
aç; susamış; istekli

Hungry örnek cümleler:

  • I am hungry.
    Açım.
  • He is very hungry.
    Çok aç.
hunt
[ʰʌnt]
avlanmak; aramak; takip etmek

Hunt örnek cümleler:

  • We will hunt for some food in the forest.
    Ormanda yiyecek avlayacağız.
  • He went to hunt animals with his friends.
    Hayvanları avlamak için arkadaşlarıyla gitti.
hunter
[ˈhʌnt.ər]
avcı; arayıcı; takipçi

Hunter örnek cümleler:

  • The hunter tried to kill a deer, but he missed his shot and decided to go home.
    Avcı, bir geyik öldürmeye çalıştı ama atışı kaçırdı ve eve dönmeye karar verdi.
  • The hunter went out to hunt wild animals in the forest during the early morning hours.
    Avcı, sabahın erken saatlerinde ormanda vahşi hayvanları avlamaya gitti.
hunters
[ˈhʌnt.ərz]
avcılar; arayıcılar; takipçiler

Hunters örnek cümleler:

  • The hunters carried guns for their trip.
    Avcılar, gezi için tüfeklerini yanlarına aldı.
  • The treasure hunters found a valuable artifact buried deep in the jungle.
    Hazine avcıları, ormanın derinliklerine gömülü değerli bir eser buldular.
hunting
[ˈhʌnt.ɪŋ]
avcılık; arama; takip

Hunting örnek cümleler:

  • We went hunting in the forest.
    Ormanda avlanmaya gittik.
  • He is hunting for food.
    Yiyecek için avlanıyor.
hurricane
[ˈhʌr.ɪ.keɪn]
kasırga; fırtına; tayfun

Hurricane örnek cümleler:

  • The rescue dog helped locate people trapped after the hurricane.
    Kurtarma köpeği, kasırga sonrası mahsur kalan insanları bulmada yardımcı oldu.
  • Severe weather warnings were issued before the hurricane arrived.
    Şiddetli hava uyarıları, kasırga gelmeden önce verildi.
hurricanes
[ˈhʌr.ɪ.keɪnz]
kasırgalar; fırtınalar; tayfunlar

Hurricanes örnek cümleler:

  • People who live in coastal areas are prone to hurricanes.
    Kıyı bölgelerinde yaşayan insanlar kasırgalara yatkındır.
  • Early warning systems help prevent casualties during hurricanes.
    Erken uyarı sistemleri, kasırgalar sırasında can kaybını önlemeye yardımcı olur.
hurry
[ˈhʌr.i]
acele; telaş; çabukluk

Hurry örnek cümleler:

  • We need to hurry to catch the bus.
    Otobüsü yakalamak için acele etmeliyiz.
  • She is in a hurry to finish her homework.
    O, ödevini bitirmek için acele ediyor.
hurt
[ʰɝːt]
yaralamak; zarar vermek; incitmek

Hurt örnek cümleler:

  • He hurt his leg while playing football.
    Futbol oynarken bacağını incitti.
  • She hurt my feelings when she didn't invite me to her party.
    Partisine beni davet etmediğinde duygularımı incitti.
hurts
[ʰɝːts]
yaralar; zarar verir; incitir

Hurts örnek cümleler:

  • Stealing is a crime that hurts others.
    Çalma, başkalarına zarar veren bir suçtur.
  • My stomach hurts after eating too much.
    Çok fazla yemek yedikten sonra midem ağrıyor.
husband
[ˈhʌz.bənd]
koca; eş; partner

Husband örnek cümleler:

  • Her husband cooked dinner for the family.
    Kocası aile için akşam yemeği yaptı.
  • She and her husband love traveling together.
    O ve kocası birlikte seyahat etmeyi sever.