historic [hɪˈstɔːr.ɪk] tarihi; önemli; çığır açan Historic örnek cümleler: It’s a historic day today. Bugün tarihi bir gün. This is a historic place. Burası tarihi bir yerdir.
historical [hɪˈstɔːr.ɪ.kəl] tarihi; tarihle ilgili; geçmiş Historical örnek cümleler: The museum has many historical artifacts on display. Müze birçok tarihi eser sergiliyor. This book tells a historical story about ancient Egypt. Bu kitap, Antik Mısır hakkında tarihsel bir hikaye anlatıyor.
histories [ˈhɪs.tər.iz] tarihler; kronikler; geçmişler Histories örnek cümleler: I’ve always wanted to travel to places where I can learn about different cultures and histories. Her zaman farklı kültürler ve tarihler hakkında bilgi edinebileceğim yerlere seyahat etmek istedim. She wandered through the dense forest, her mind racing with thoughts of ancient legends and forgotten histories. Güçlü ormanda dolaşıyordu, düşünceleri eski efsaneler ve unutulmuş tarihlerle doluydu.
history [ˈhɪs.tər.i] tarih; kronik; geçmiş History örnek cümleler: I enjoy learning about history in class. Sınıfta tarih öğrenmek hoşuma gidiyor. She loves studying history in school. O okulda tarih öğrenmeyi seviyor.
hit [ˈhɪt] vuruş; isabet; başarı Hit örnek cümleler: He hit the ball with a bat. Topa sopayla vurdu. Be careful not to hit your head again. Başını tekrar çarpmamaya dikkat et.
hitting [ˈhɪt.ɪŋ] vurma; isabet etme; vurma Hitting örnek cümleler: A stroke in tennis is a hitting motion. Teniste vuruş, bir darbe hareketidir. He lost consciousness after hitting his head. Başını vurduktan sonra bilincini kaybetti.
hobbies [ˈhɑː.biz] hobiler; boş zaman aktiviteleri; ilgi alanları Hobbies örnek cümleler: The twins have similar hobbies, like reading and drawing. İkizlerin okuma ve çizim gibi benzer hobileri var. He seems to enjoy learning new skills and exploring different hobbies. Görünüşe göre yeni beceriler öğrenmek ve farklı hobiler keşfetmekten hoşlanıyor.
hobby [ˈhɑː.bi] hobi; boş zaman aktivitesi; ilgi Hobby örnek cümleler: Write a paragraph about your favorite hobby. Favori hobin hakkında bir paragraf yaz. She has an unusual hobby of collecting old keys. Onun eski anahtarları toplamak gibi sıradışı bir hobisi var.
hold [ˈhoʊld] tutmak; elde tutmak; düzenlemek Hold örnek cümleler: I hold the puppy gently in my arms. Yavruyu kollarımda nazikçe tutuyorum. Please hold my bag for a minute. Çantamı bir dakika tutar mısın?
holding [ˈhoʊld.ɪŋ] tutma; sahip olma; düzenleme Holding örnek cümleler: He was holding a cup of coffee in his hand. Elinde bir fincan kahve tutuyordu. She was holding the baby carefully. Bebeği dikkatlice tutuyordu.
holds [ˈhoʊldz] tutar; elde tutar; düzenler Holds örnek cümleler: The red case holds all my pencils. Kırmızı kılıf tüm kalemlerimi tutar. The company holds an annual meeting to discuss progress. Şirket, ilerlemeyi tartışmak için yıllık bir toplantı düzenler.
hole [ˈhoʊl] delik; açıklık; çukur Hole örnek cümleler: There is a hole in the ground. Yerde bir delik var. The shirt has a hole in it. Gömlekte delik var.
holes [ˈhoʊlz] delikler; açıklıklar; çukurlar Holes örnek cümleler: Acid can corrode metal over time, leaving holes or weak spots in its surface. Asit, zamanla metali aşındırabilir, yüzeyinde delikler veya zayıf noktalar bırakabilir. Many theories try to explain the existence of black holes and their role in the universe. Birçok teori, kara deliklerin varlığını ve evrendeki rollerini açıklamaya çalışıyor.
holiday [ˈhɑː.lɪ.deɪ] tatil; resmi tatil; izin Holiday örnek cümleler: I like the Christmas holiday. Noel tatilini seviyorum. We are on holiday this week. Bu hafta tatildeyiz.
holidays [ˈhɑː.lɪ.deɪz] tatiller; resmi tatiller; izinler Holidays örnek cümleler: Toys are in high demand during the holidays. Tatillerde oyuncaklar yüksek talep görüyor. After the holidays, life returned to normal quickly. Tatil sonrası hayat hızla normale döndü.
holy [ˈhoʊ.li] kutsal; ilahi; mukaddes Holy örnek cümleler: This beach is considered holy by many. Bu plaj birçok kişi tarafından kutsal kabul edilir. The ocean waves felt holy and calm. Okyanus dalgaları kutsal ve sakin görünüyordu.
homeless [ˈhoʊm.ləs] evsiz; barınaksız; yurtsuz Homeless örnek cümleler: They started a campaign to help the homeless. Evsizlere yardım için bir kampanya başlattılar. The government made provisions for the homeless in the city. Hükümet, şehirdeki evsizler için önlemler aldı.
homes [ˈhoʊmz] evler; yuvalar; vatanlar Homes örnek cümleler: Immigration helps people find new homes in other countries. Göç, insanların diğer ülkelerde yeni evler bulmasına yardımcı olur. Animals suffer when their homes in the forest are destroyed. Hayvanlar, ormandaki evleri yok edildiğinde acı çeker.
hometown [ˈhoʊm.taʊn] memleket; doğduğu yer; ana şehir Hometown örnek cümleler: She never wanted to leave her hometown. O asla memleketini terk etmek istemedi. He couldn't bear the thought of leaving his hometown. Memleketinden ayrılma düşüncesine katlanamıyordu.
homework [ˈhoʊm.wɜːrk] ev ödevi; görev; okul çalışması Homework örnek cümleler: I appreciate your help with my homework. Ödevime yardım ettiğin için minnettarım. She did her duty by finishing the homework on time. O ödevini zamanında bitirerek görevini yerine getirdi.