🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. H harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

historic
[hɪˈstɔːr.ɪk]
tarihi; önemli; çığır açan

Historic örnek cümleler:

  • It’s a historic day today.
    Bugün tarihi bir gün.
  • This is a historic place.
    Burası tarihi bir yerdir.
historical
[hɪˈstɔːr.ɪ.kəl]
tarihi; tarihle ilgili; geçmiş

Historical örnek cümleler:

  • The museum has many historical artifacts on display.
    Müze birçok tarihi eser sergiliyor.
  • This book tells a historical story about ancient Egypt.
    Bu kitap, Antik Mısır hakkında tarihsel bir hikaye anlatıyor.
histories
[ˈhɪs.tər.iz]
tarihler; kronikler; geçmişler

Histories örnek cümleler:

  • I’ve always wanted to travel to places where I can learn about different cultures and histories.
    Her zaman farklı kültürler ve tarihler hakkında bilgi edinebileceğim yerlere seyahat etmek istedim.
  • She wandered through the dense forest, her mind racing with thoughts of ancient legends and forgotten histories.
    Güçlü ormanda dolaşıyordu, düşünceleri eski efsaneler ve unutulmuş tarihlerle doluydu.
history
[ˈhɪs.tər.i]
tarih; kronik; geçmiş

History örnek cümleler:

  • I enjoy learning about history in class.
    Sınıfta tarih öğrenmek hoşuma gidiyor.
  • She loves studying history in school.
    O okulda tarih öğrenmeyi seviyor.
hit
[ˈhɪt]
vuruş; isabet; başarı

Hit örnek cümleler:

  • He hit the ball with a bat.
    Topa sopayla vurdu.
  • Be careful not to hit your head again.
    Başını tekrar çarpmamaya dikkat et.
hitting
[ˈhɪt.ɪŋ]
vurma; isabet etme; vurma

Hitting örnek cümleler:

  • A stroke in tennis is a hitting motion.
    Teniste vuruş, bir darbe hareketidir.
  • He lost consciousness after hitting his head.
    Başını vurduktan sonra bilincini kaybetti.
hobbies
[ˈhɑː.biz]
hobiler; boş zaman aktiviteleri; ilgi alanları

Hobbies örnek cümleler:

  • The twins have similar hobbies, like reading and drawing.
    İkizlerin okuma ve çizim gibi benzer hobileri var.
  • He seems to enjoy learning new skills and exploring different hobbies.
    Görünüşe göre yeni beceriler öğrenmek ve farklı hobiler keşfetmekten hoşlanıyor.
hobby
[ˈhɑː.bi]
hobi; boş zaman aktivitesi; ilgi

Hobby örnek cümleler:

  • Write a paragraph about your favorite hobby.
    Favori hobin hakkında bir paragraf yaz.
  • She has an unusual hobby of collecting old keys.
    Onun eski anahtarları toplamak gibi sıradışı bir hobisi var.
hold
[ˈhoʊld]
tutmak; elde tutmak; düzenlemek

Hold örnek cümleler:

  • I hold the puppy gently in my arms.
    Yavruyu kollarımda nazikçe tutuyorum.
  • Please hold my bag for a minute.
    Çantamı bir dakika tutar mısın?
holding
[ˈhoʊld.ɪŋ]
tutma; sahip olma; düzenleme

Holding örnek cümleler:

  • He was holding a cup of coffee in his hand.
    Elinde bir fincan kahve tutuyordu.
  • She was holding the baby carefully.
    Bebeği dikkatlice tutuyordu.
holds
[ˈhoʊldz]
tutar; elde tutar; düzenler

Holds örnek cümleler:

  • The red case holds all my pencils.
    Kırmızı kılıf tüm kalemlerimi tutar.
  • The company holds an annual meeting to discuss progress.
    Şirket, ilerlemeyi tartışmak için yıllık bir toplantı düzenler.
hole
[ˈhoʊl]
delik; açıklık; çukur

Hole örnek cümleler:

  • There is a hole in the ground.
    Yerde bir delik var.
  • The shirt has a hole in it.
    Gömlekte delik var.
holes
[ˈhoʊlz]
delikler; açıklıklar; çukurlar

Holes örnek cümleler:

  • Acid can corrode metal over time, leaving holes or weak spots in its surface.
    Asit, zamanla metali aşındırabilir, yüzeyinde delikler veya zayıf noktalar bırakabilir.
  • Many theories try to explain the existence of black holes and their role in the universe.
    Birçok teori, kara deliklerin varlığını ve evrendeki rollerini açıklamaya çalışıyor.
holiday
[ˈhɑː.lɪ.deɪ]
tatil; resmi tatil; izin

Holiday örnek cümleler:

  • I like the Christmas holiday.
    Noel tatilini seviyorum.
  • We are on holiday this week.
    Bu hafta tatildeyiz.
holidays
[ˈhɑː.lɪ.deɪz]
tatiller; resmi tatiller; izinler

Holidays örnek cümleler:

  • Toys are in high demand during the holidays.
    Tatillerde oyuncaklar yüksek talep görüyor.
  • After the holidays, life returned to normal quickly.
    Tatil sonrası hayat hızla normale döndü.
holy
[ˈhoʊ.li]
kutsal; ilahi; mukaddes

Holy örnek cümleler:

  • This beach is considered holy by many.
    Bu plaj birçok kişi tarafından kutsal kabul edilir.
  • The ocean waves felt holy and calm.
    Okyanus dalgaları kutsal ve sakin görünüyordu.
home
[ˈhoʊm]
ev; yuva; vatan

Home örnek cümleler:

  • I am at home.
    Evdeyim.
  • She is at home.
    O evde.
homeless
[ˈhoʊm.ləs]
evsiz; barınaksız; yurtsuz

Homeless örnek cümleler:

  • They started a campaign to help the homeless.
    Evsizlere yardım için bir kampanya başlattılar.
  • The government made provisions for the homeless in the city.
    Hükümet, şehirdeki evsizler için önlemler aldı.
homes
[ˈhoʊmz]
evler; yuvalar; vatanlar

Homes örnek cümleler:

  • Immigration helps people find new homes in other countries.
    Göç, insanların diğer ülkelerde yeni evler bulmasına yardımcı olur.
  • Animals suffer when their homes in the forest are destroyed.
    Hayvanlar, ormandaki evleri yok edildiğinde acı çeker.
hometown
[ˈhoʊm.taʊn]
memleket; doğduğu yer; ana şehir

Hometown örnek cümleler:

  • She never wanted to leave her hometown.
    O asla memleketini terk etmek istemedi.
  • He couldn't bear the thought of leaving his hometown.
    Memleketinden ayrılma düşüncesine katlanamıyordu.
homework
[ˈhoʊm.wɜːrk]
ev ödevi; görev; okul çalışması

Homework örnek cümleler:

  • I appreciate your help with my homework.
    Ödevime yardım ettiğin için minnettarım.
  • She did her duty by finishing the homework on time.
    O ödevini zamanında bitirerek görevini yerine getirdi.