🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. H harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

honest
[ˈɒn.ɪst]
dürüst; samimi; gerçekçi

Honest örnek cümleler:

  • He is always honest with his friends.
    Arkadaşlarına karşı her zaman dürüsttür.
  • She gave an honest answer when asked about her opinion.
    Fikrini sorduklarında dürüst bir cevap verdi.
honestly
[ˈɒn.ɪst.li]
dürüstçe; samimiyetle; açıkça

Honestly örnek cümleler:

  • Honestly, I don't know what happened.
    Dürüst olmak gerekirse, ne olduğunu bilmiyorum.
  • Honestly, I think this movie is boring.
    Dürüst olmak gerekirse, bu filmi sıkıcı buluyorum.
honesty
[ˈɒn.ɪs.ti]
dürüstlük; samimiyet; doğruluk

Honesty örnek cümleler:

  • Honesty is a fundamental part of friendship.
    Dürüstlük, dostluğun temel bir parçasıdır.
  • Honesty is a principle that guides his actions.
    dürüstlük, onun eylemlerini yönlendiren bir ilkedir.
honey
[ˈhʌn.i]
bal; tatlılık; sevgilim

Honey örnek cümleler:

  • The bee makes honey in the hive.
    Arı, kovanda bal yapar.
  • She eats honey with her toast in the morning.
    Sabahları tostuyla bal yer.
honor
[ˈɒn.ər]
şeref; onur; saygı

Honor örnek cümleler:

  • The head of the table is reserved for the guest of honor.
    Masa başı, onur konuğu için ayrılmıştır.
  • A ceremony was held to honor the winners.
    Kazananlar onuruna bir tören düzenlendi.
honored
[ˈɒn.ərd]
onurlandırılmış; saygı duyulan; ödüllendirilmiş

Honored örnek cümleler:

  • During the ceremony, they honored the flag with great respect.
    Tören sırasında bayrağa büyük saygı gösterdiler.
  • She met the distinguished guests at the party and felt honored.
    Partide seçkin misafirlerle tanıştı ve onur duydu.
hope
[hoʊp]
umut; beklenti; dilek

Hope örnek cümleler:

  • I hope to see you again very soon.
    Seni yakında tekrar görmek umudundayım.
  • I hope it doesn’t rain tomorrow.
    Umuyorum ki yarın yağmur yağmaz.
hoped
[hoʊpt]
umut etti; bekledi; diledi

Hoped örnek cümleler:

  • His performance exceeded what we had hoped for.
    Performansı beklentilerimizi aştı.
  • With careful planning, they hoped to ensure their prosperity.
    Dikkatli planlamayla, refahlarını güvence altına almayı umdular.
hopeful
[ˈhoʊp.fəl]
umutlu; umut vaat eden; iyimser

Hopeful örnek cümleler:

  • She remained hopeful despite the challenges she faced in her career.
    Mesleğinde karşılaştığı zorluklara rağmen umutlu kalmayı başardı.
  • The random selection of winners in the lottery made everyone hopeful.
    Lotoda kazananların rastgele seçilmesi herkese umut verdi.
hopes
[hoʊps]
umutlar; beklentiler; dilekler

Hopes örnek cümleler:

  • She hopes to acquire a new phone.
    Yeni bir telefon edinmeyi umuyor.
  • She hopes to see her family very soon.
    O, ailesini çok yakında görebilmeyi umuyor.
hoping
[ˈhoʊ.pɪŋ]
umut eden; bekleyen; dileyen

Hoping örnek cümleler:

  • He put his faith in the new plan, hoping it would lead to success.
    Yeni planın başarıya götüreceğini umarak ona inandı.
  • He gazed into the crystal ball, hoping to catch a glimpse of the future.
    Geleceği görebilme umuduyla kristal küreye baktı.
horizon
[həˈraɪ.zən]
ufuk; görüş alanı; perspektif

Horizon örnek cümleler:

  • The sun is setting on the horizon.
    Güneş ufukta batıyor.
  • I can see a mountain on the horizon.
    Ufukta bir dağ görüyorum.
horizons
[həˈraɪ.zənz]
ufuklar; görüş alanları; perspektifler

Horizons örnek cümleler:

  • Traveling abroad is a great way to broaden your horizons and learn about different cultures.
    Yurt dışına seyahat etmek, ufkunu genişletmek ve farklı kültürler hakkında bilgi edinmek için harika bir yoldur.
  • She chose to continue her education abroad, hoping to broaden her horizons and opportunities.
    Yurtdışında eğitimine devam etmeyi seçti, ufkunu ve fırsatlarını genişletmeyi umarak.
horizontal
[ˌhɒr.ɪˈzɒn.təl]
yatay; düz; paralel

Horizontal örnek cümleler:

  • The horizon looks horizontal in the distance.
    Ufuk uzaktan yatay görünür.
  • The sun sets in a horizontal line.
    Güneş yatay bir çizgide batar.
hormone
[ˈhɔːr.moʊn]
hormon; düzenleyici; biyokimyasal ajan

Hormone örnek cümleler:

  • This hormone is important for health.
    Bu hormon sağlık için önemlidir.
  • The hormone controls the body.
    Hormon vücudu kontrol eder.
hormones
[ˈhɔːr.moʊnz]
hormonlar; düzenleyiciler; biyokimyasal ajanlar

Hormones örnek cümleler:

  • Hormones help the body grow.
    Hormonlar vücudun büyümesine yardımcı olur.
  • Scientists study how hormones impact human growth and development.
    Bilim insanları, hormonların insan büyümesi ve gelişimi üzerindeki etkisini araştırıyor.
horse
[hɔːrs]
at; aygır; yarış atı

Horse örnek cümleler:

  • The horse is running fast.
    At hızlı koşuyor.
  • I like to ride a horse.
    At binmeyi severim.
horses
[ˈhɔːrs.ɪz]
atlar; aygırlar; yarış atları

Horses örnek cümleler:

  • He is breeding horses for racing.
    Yarışlar için at yetiştiriyor.
  • She has a horse farm where she trains young horses for competitions.
    Onun genç atları yarışmalara hazırladığı bir at çiftliği var.
hospital
[ˈhɒs.pɪ.təl]
hastane; klinik; sağlık ocağı

Hospital örnek cümleler:

  • He was taken to the hospital after he fell and hurt his leg.
    Düştükten ve bacağını incittikten sonra hastaneye kaldırıldı.
  • The hospital is open 24 hours for emergencies.
    Hastane, acil durumlar için 24 saat açıktır.
hospitality
[ˌhɒs.pɪˈtæl.ɪ.ti]
misafirperverlik; içtenlik; karşılama

Hospitality örnek cümleler:

  • The staff welcomed us with a big smile and great hospitality.
    Personel, bizi kocaman bir gülümseme ve harika bir misafirperverlikle karşıladı.
  • Travelers often say they can’t forget the hospitality of the locals they met.
    Seyahat edenler, tanıştıkları yerel halkın misafirperverliğini unutamadıklarını sık sık söyler.
hospitals
[ˈhɒs.pɪ.təlz]
hastaneler; klinikler; sağlık ocakları

Hospitals örnek cümleler:

  • Proper hygiene in hospitals helps prevent infections.
    Hastanelerde uygun hijyen, enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olur.
  • She invested her wealth in building schools and hospitals for the poor.
    Yoksullar için okullar ve hastaneler inşa etmeye servetini yatırdı.