🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. I harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

ignored
[ɪɡˈnɔːrd]
göz ardı edilmiş; ihmal edilmiş; görmezden gelinmiş

Ignored örnek cümleler:

  • She ignored his question completely.
    Onun sorusunu tamamen görmezden geldi.
  • The united front of the political parties has managed to bring attention to crucial issues that were previously ignored.
    Siyasi partilerin birleşik cephesi, önceden göz ardı edilen önemli konulara dikkat çekmeyi başardı.
ignoring
[ɪɡˈnɔːr.ɪŋ]
görmezden gelme; ihmal; göz ardı etme

Ignoring örnek cümleler:

  • The report highlights the obvious risks associated with ignoring climate change.
    Rapor, iklim değişikliğini göz ardı etmenin bariz risklerini vurguluyor.
  • The social cost of ignoring public health issues is immense and affects everyone.
    Toplum sağlığı sorunlarını göz ardı etmenin sosyal maliyeti büyüktür ve herkesi etkiler.
ii
[ˈtuː]
iki; II; ikinci

Ii örnek cümleler:

  • The history teacher explained the events of World War II in detail.
    Tarih öğretmeni, İkinci Dünya Savaşı'nın olaylarını ayrıntılı bir şekilde açıkladı.
  • The history teacher explained the events of World War II in detail.
    Tarih öğretmeni, İkinci Dünya Savaşı’nın olaylarını ayrıntılı bir şekilde açıkladı.
illegal
[ɪˈliː.ɡəl]
yasa dışı; illegal; yasak

Illegal örnek cümleler:

  • They were arrested for illegal parking.
    Yasadışı park nedeniyle tutuklandılar.
  • It is illegal to drive without a license.
    Lisanssız araç kullanmak yasadışıdır.
illness
[ˈɪl.nəs]
hastalık; rahatsızlık; keyifsizlik

Illness örnek cümleler:

  • She stayed home because of her illness.
    O hasta evde kaldı çünkü hastaydı.
  • His illness made him feel very weak.
    Hastalığı onu çok zayıf yaptı.
illnesses
[ˈɪl.nəs.ɪz]
hastalıklar; rahatsızlıklar; keyifsizlikler

Illnesses örnek cümleler:

  • Children are often immune to certain illnesses after getting vaccinated.
    Çocuklar, aşı olduktan sonra genellikle belirli hastalıklara karşı bağışıklık kazanırlar.
  • Tobacco use can lead to serious illnesses.
    Tütün kullanımı ciddi hastalıklara yol açabilir.
illuminated
[ɪˈluː.mɪ.neɪ.tɪd]
aydınlatılmış; bilgilendirilmiş; ışıklandırılmış

Illuminated örnek cümleler:

  • The sight of the city skyline at night, illuminated by thousands of lights, is one of the most iconic views in the world.
    Geceleri binlerce ışıkla aydınlatılmış şehir silüeti, dünyanın en ikonik manzaralarından biridir.
  • The photograph, taken from a high vantage point, reveals the sprawling cityscape below, illuminated by thousands of lights.
    Yüksek bir bakış açısından çekilen fotoğraf, aşağıda uzanan ve binlerce ışıkla aydınlatılan şehir manzarasını ortaya koyuyor.
illusion
[ɪˈluː.ʒən]
yanılsama; aldatma; yanlış anlama

Illusion örnek cümleler:

  • The painting gave the illusion of a bright sunny day.
    Tablo, parlak güneşli bir gün illüzyonu yaratıyordu.
  • It was just an illusion, not a real ghost.
    Bu sadece bir illüzyondu, gerçek bir hayalet değildi.
illustrates
[ˈɪl.ə.streɪts]
resimlendirir; açıklar; gösterir

Illustrates örnek cümleler:

  • The butterfly effect theory illustrates how small changes in initial conditions can lead to vastly different outcomes in complex systems.
    Kelebek etkisi teorisi, başlangıç koşullarındaki küçük değişikliklerin karmaşık sistemlerde tamamen farklı sonuçlara yol açabileceğini gösterir.
  • The butterfly effect theory illustrates how small changes in initial conditions can lead to vastly different outcomes in complex systems.
    Kelebek etkisi teorisi, başlangıç koşullarındaki küçük değişikliklerin karmaşık sistemlerde çok farklı sonuçlara yol açabileceğini açıklar.
image
[ˈɪm.ɪdʒ]
görüntü; resim; imaj

Image örnek cümleler:

  • He drew an image of a cat for the art class.
    Sanat dersi için bir kedi resmi çizdi.
  • The mirror reflected a clear image of her face.
    Ayna, yüzünün net bir görüntüsünü yansıttı.
imagery
[ˈɪm.ɪdʒər.i]
görüntüler; sembolizm; görselleştirme

Imagery örnek cümleler:

  • Her speech, filled with personal anecdotes and powerful imagery, resonated deeply with the audience.
    Onun konuşması, kişisel anekdotlar ve güçlü imgelerle doluydu ve dinleyiciyi derinden etkiledi.
  • The graphic imagery in the documentary captured the harsh realities of war and its impact on civilians.
    Belgeseldeki grafik görüntüler, savaşın acımasız gerçekliğini ve siviller üzerindeki etkisini yansıttı.
images
[ˈɪm.ɪ.dʒɪz]
görüntüler; resimler; temsiller

Images örnek cümleler:

  • The doctor explained how radiation is used to take X-ray images.
    Doktor, radyasyonun X-ray görüntüleri almak için nasıl kullanıldığını açıkladı.
  • The camera can capture beautiful images.
    Kamera güzel görüntüler yakalayabilir.
imagination
[ɪˌmædʒ.ɪˈneɪ.ʃən]
hayal gücü; fantezi; yaratıcılık

Imagination örnek cümleler:

  • His imagination helped him solve problems.
    Hayal gücü ona sorunları çözmede yardımcı oldu.
  • She has a great imagination.
    Onun harika bir hayal gücü var.
imagine
[ɪˈmædʒ.ɪn]
hayal etmek; düşünmek; fantezi kurmak

Imagine örnek cümleler:

  • Imagine a world where everyone is kind to each other.
    Herkesin birbirine nazik davrandığı bir dünyayı hayal edin.
  • Can you imagine how big the ocean is?
    Okyanusun ne kadar büyük olduğunu hayal edebiliyor musunuz?
imagined
[ɪˈmædʒ.ɪnd]
hayal edilmiş; düşünülmüş; uydurulmuş

Imagined örnek cümleler:

  • She realized that the perfect life she imagined was just an illusion.
    Hayal ettiği mükemmel hayatın sadece bir illüzyon olduğunu fark etti.
  • A few years ago, I would have never imagined taking this path in life, but now it feels like the right choice.
    Birkaç yıl önce, bu yola gireceğimi asla hayal etmezdim, ama şimdi doğru seçim gibi geliyor.
imaging
[ˈɪm.ɪ.dʒɪŋ]
görüntüleme; görselleştirme; tarama

Imaging örnek cümleler:

  • Advanced imaging techniques allow scientists to study the intricate structures of the brain in detail.
    Gelişmiş görüntüleme teknikleri, bilim insanlarının beynin karmaşık yapılarını ayrıntılı bir şekilde incelemesini sağlar.
  • Advanced imaging techniques allow scientists to study the intricate structures of the brain in detail.
    Gelişmiş görüntüleme teknikleri, bilim insanlarının beynin karmaşık yapılarını detaylı bir şekilde incelemelerine olanak tanır.
immediate
[ɪˈmiː.di.ət]
hemen; anında; doğrudan

Immediate örnek cümleler:

  • I have an immediate question for you.
    Sana acil bir sorum var.
  • He needs immediate help.
    Acil yardıma ihtiyacı var.
immediately
[ɪˈmiː.di.ət.li]
hemen; derhal; anında

Immediately örnek cümleler:

  • Please call me immediately after class.
    Ders bittikten hemen sonra beni ara lütfen.
  • The doctor said the injury needed immediate attention.
    Doktor, yaralanmanın derhal müdahale edilmesi gerektiğini söyledi.
immense
[ɪˈmens]
muazzam; devasa; kocaman

Immense örnek cümleler:

  • The mountain was immense and covered with snow.
    Dağ büyüktü ve karla kaplıydı.
  • He felt immense joy after winning the race.
    Yarışı kazandıktan sonra büyük bir sevinç hissetti.
immersive
[ɪˈmɝː.sɪv]
sürükleyici; içine çeken; büyüleyici

Immersive örnek cümleler:

  • Advances in camera technology have revolutionized filmmaking, allowing directors to create more immersive visuals.
    Kamera teknolojisindeki ilerlemeler, sinema yapımında devrim yaratarak yönetmenlerin daha etkileyici görsel efektler yaratmalarına olanak sağladı.
  • Tourists are increasingly seeking unique and immersive experiences that go beyond traditional sightseeing and exploration.
    Turistler, geleneksel gezi ve keşiflerin ötesinde benzersiz ve etkileyici deneyimler arıyorlar.
immigrants
[ˈɪm.ɪ.ɡrənts]
göçmenler; muhacirler; yeni gelenler

Immigrants örnek cümleler:

  • Language integration programs are helping immigrants adapt to their new environment.
    Dil entegrasyon programları, göçmenlerin yeni çevrelerine uyum sağlamalarına yardımcı oluyor.
  • The country’s open-door policy is designed to welcome immigrants seeking a better life.
    Ülkenin açık kapı politikası, daha iyi bir yaşam arayışında olan göçmenleri karşılamak için tasarlanmıştır.