🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. K harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

kiss
[kɪs]
öpücük; öpme

Kiss örnek cümleler:

  • She gave him a kiss on the cheek.
    Ona yanağından öptü.
  • The baby kissed her mother's hand.
    Bebek annesinin elini öptü.
kissed
[kɪst]
öptü; öpülmüş

Kissed örnek cümleler:

  • They kissed under the moonlight.
    Ay ışığında öpüştüler.
  • The baby kissed her mother's hand.
    Bebek annesinin elini öptü.
kit
[kɪt]
kit; set; ekipman

Kit örnek cümleler:

  • They packed an emergency kit before the trip.
    Seyahat öncesinde bir acil durum kiti paketlediler.
  • Registration for the conference includes a welcome kit and materials.
    Konferansa kaydı, hoş geldin kiti ve materyalleri içerir.
kitchen
[ˈkɪtʃ.ən]
mutfak; ocak

Kitchen örnek cümleler:

  • The kitchen smells great because of the baking bread.
    Mutfak, pişmiş ekmek nedeniyle harika kokuyor.
  • He cleaned the kitchen after lunch.
    O, öğle yemeğinden sonra mutfağı temizledi.
kitten
[ˈkɪt.ən]
kedi yavrusu; yavru kedi; minik kedi

Kitten örnek cümleler:

  • He tried to save the kitten from the tree.
    O, ağaçtan yavru kediyi kurtarmaya çalıştı.
  • The brave boy rescued the kitten from the tree.
    Cesur çocuk, kediyi ağaçtan kurtardı.
knee
[niː]
diz; diz kapağı

Knee örnek cümleler:

  • She hurt her knee while running.
    Koşarken dizini incitti.
  • He has a pain in his knee.
    Dizi ağrıyor.
knew
[njuː]
biliyordu; bilmişti

Knew örnek cümleler:

  • He knew with certainty that it was going to rain.
    Yağmur yağacağından emindi.
  • She had previously visited the museum and knew the best exhibits.
    O, daha önce müzeyi ziyaret etmişti ve en iyi sergileri biliyordu.
knife
[naɪf]
bıçak; çakı; kama

Knife örnek cümleler:

  • Be careful with the knife.
    Bıçağa dikkat et.
  • She cut the bread with a knife.
    O ekmek bıçağıyla kesti.
knight
[naɪt]
şövalye; savaşçı; süvari

Knight örnek cümleler:

  • She is reading a story about a brave knight.
    O, cesur bir şövalye hakkında bir hikaye okuyor.
  • He played the role of a brave knight in the play.
    O, oyunda cesur şövalye rolünü oynadı.
knocked
[nɒkt]
kapıyı çaldı; vurdu; çarptı

Knocked örnek cümleler:

  • She knocked on the door before entering the room.
    Odadan girmeden önce kapıyı çaldı.
  • The strength of the wind knocked over the old tree during the storm.
    Fırtına sırasında rüzgarın gücü eski ağacı devirdi.
know
[noʊ]
bilmek; anlamak; tanımak

Know örnek cümleler:

  • I know her.
    Ben onu tanıyorum.
  • He knows the answer.
    O cevabı biliyor.
knowing
[ˈnoʊ.ɪŋ]
bilme; farkındalık; anlama

Knowing örnek cümleler:

  • Knowing the local language is a big advantage when traveling.
    Yerel dili bilmek seyahat ederken büyük bir avantajdır.
  • She felt like an alien in a new city, not knowing anyone.
    Yeni bir şehirde kimseyi tanımadığı için kendini yabancı gibi hissetti.
knowledge
[ˈnɒl.ɪdʒ]
bilgi; ilim; erdem

Knowledge örnek cümleler:

  • The city is known for its beautiful parks.
    Şehir güzel parklarıyla bilinir.
  • She has knowledge of English.
    O İngilizce biliyor.
known
[noʊn]
bilinen; tanıdık; kabul edilmiş

Known örnek cümleler:

  • This is the last day of our holiday.
    Bu bizim tatilin son günü.
  • It is a known fact.
    Bu, bilinen bir gerçektir.
knows
[noʊz]
bilir; anlar; tanır

Knows örnek cümleler:

  • She knows the cause.
    O, nedeni biliyor.
  • She knows how to play.
    O çalmayı biliyor.