🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. L harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

lab
[læb]
laboratuvar; lab; araştırma merkezi

Lab örnek cümleler:

  • We did an experiment in the lab today.
    Bugün laboratuvarda bir deney yaptık.
  • The teacher works in a science lab.
    Öğretmen bir bilim laboratuvarında çalışıyor.
label
[ˈleɪ.bəl]
etiket; işaret; marka

Label örnek cümleler:

  • She put a label on the box to show what's inside.
    Kutunun içinde ne olduğunu göstermek için bir etiket yapıştırdı.
  • The label on the shirt says it is made of cotton.
    Gömlek üzerindeki etiket, pamuktan yapıldığını söylüyor.
labeled
[ˈleɪ.bəld]
etiketlenmiş; işaretlenmiş; markalanmış

Labeled örnek cümleler:

  • Despite being labeled natural, some substances can still have harmful side effects.
    Doğal olarak etiketlenmiş olmalarına rağmen, bazı maddeler hala zararlı yan etkilere sahip olabilir.
  • The puzzle pieces were carefully arranged in the box, each one labeled for easy assembly.
    Yapboz parçaları dikkatlice kutuya yerleştirildi, her biri kolay montaj için etiketlendi.
labor
[ˈleɪ.bər]
emek; iş; çaba

Labor örnek cümleler:

  • There was a division of labor between the team members.
    Ekip üyeleri arasında iş bölümü yapıldı.
  • Some people believe that child labor is a form of exploitation.
    Bazı insanlar çocuk işçiliğinin bir tür sömürü olduğunu düşünüyor.
laboratory
[ˈlæb.rəˌtɔːr.i]
laboratuvar; araştırma merkezi; deney odası

Laboratory örnek cümleler:

  • She works in the laboratory every day to study animals.
    Her gün laboratuvarda hayvanları incelemek için çalışıyor.
  • The laboratory is where scientists do experiments.
    Laboratuvar, bilim insanlarının deney yaptığı yerdir.
labour
[ˈleɪ.bər]
emek; iş; çaba

Labour örnek cümleler:

  • They work hard labouring in the fields all day.
    Tüm gün tarlalarda sıkı çalışıyorlar.
  • He helped with the labour during the move.
    Taşınma sırasında işlere yardım etti.
lack
[læk]
eksiklik; yetersizlik; yokluk

Lack örnek cümleler:

  • The project failed due to a lack of support.
    Proje destek eksikliği nedeniyle başarısız oldu.
  • He couldn’t finish the work because of a lack of time.
    O zamanın yetersizliği nedeniyle işi bitiremedi.
lacked
[lækt]
eksikti; eksikti; yoktu

Lacked örnek cümleler:

  • The suitcase was difficult to carry because it lacked a bearing.
    Bavulun rulmanı olmadığı için taşımak zordu.
  • He lacked motivation to continue working on the project.
    Projeye devam etmek için motivasyonu yoktu.
ladder
[ˈlæd.ər]
merdiven; merdiven; merdiven

Ladder örnek cümleler:

  • He climbed up the ladder to fix the roof.
    Çatıyı tamir etmek için merdivene tırmandı.
  • Be careful not to fall while climbing the ladder.
    Dikkatli ol, merdivene tırmanırken düşme.
lady
[ˈleɪ.di]
hanımefendi; kadın; lady

Lady örnek cümleler:

  • The lady is walking in the park.
    Hanımefendi parkta yürüyor.
  • She is a kind lady.
    O bir nazik hanımefendi.
laid
[leɪd]
koydu; koydu; koydu

Laid örnek cümleler:

  • The foundation was laid yesterday.
    Temel dün atıldı.
  • She laid the towel on the beach to sunbathe.
    Güneşlenmek için havluyu sahile serdi.
lake
[leɪk]
göl; gölet; su birikintisi

Lake örnek cümleler:

  • We swam in the lake.
    Gölde yüzdük.
  • The lake is big.
    Göl büyük.
lakes
[leɪks]
gölleri; göletler; su birikintileri

Lakes örnek cümleler:

  • This region has many lakes.
    Bu bölgede birçok gölet vardır.
  • There is not sufficient fish left in polluted lakes.
    Kirli göllerde yeterince balık kalmadı.
land
[lænd]
ara; toprak; ülke

Land örnek cümleler:

  • They bought a piece of land to build a house.
    Onlar bir ev inşa etmek için bir arazi parçası aldılar.
  • We live on a small land near the river.
    Nehir yakınında küçük bir arazide yaşıyoruz.
landed
[ˈlændɪd]
inen; karaya inmiş; yerleşmiş

Landed örnek cümleler:

  • The airplane landed safely on the ground.
    Uçak, yere güvenle indi.
  • The aircraft landed safely on the runway.
    Uçak pistte güvenli bir şekilde iniş yaptı.
landing
[ˈlændɪŋ]
iniş; karaya inme; yük boşaltma

Landing örnek cümleler:

  • The bird is landing on the tree.
    Kuş ağaca konuyor.
  • The plane is landing.
    Uçak iniş yapıyor.
landmark
[ˈlænd.mɑːrk]
işaret; dönüm noktası; simge

Landmark örnek cümleler:

  • He didn’t want to miss the chance to visit the famous landmark.
    Ünlü simge yapıyı ziyaret etme fırsatını kaçırmak istemedi.
  • The building is over a century old, making it a historic landmark.
    Bina bir asırdan daha eski olup tarihi bir simge haline gelmiştir.
landmarks
[ˈlænd.mɑːrks]
işaretler; dönüm noktaları; simgeler

Landmarks örnek cümleler:

  • Travelers often use landmarks to identify their location in unfamiliar cities.
    Seyahat edenler, genellikle bilinmeyen şehirlerde konumlarını belirlemek için simge yapıları kullanır.
  • Visiting sacred spiritual landmarks can provide profound emotional experiences.
    Kutsal ruhani simge yapıları ziyaret etmek derin duygusal deneyimler sunabilir.
lands
[lændz]
ülkeler; araziler; bölgeler

Lands örnek cümleler:

  • He looked beyond the mountains and dreamed of exploring the lands.
    Dağların ötesine baktı ve toprakları keşfetmenin hayalini kurdu.
  • His imagination took him to faraway lands in his dreams.
    Hayal gücü onu rüyalarında uzak diyarlara götürdü.
landscape
[ˈlænd.skeɪp]
manzara; arazi; peyzaj

Landscape örnek cümleler:

  • The landscape is full of mountains and trees.
    Manzara dağlar ve ağaçlarla dolu.
  • The landscape in the desert is very dry and empty.
    Çöldeki manzara çok kuru ve boş.
landscapes
[ˈlænd.skeɪps]
manzaralar; araziler; peyzajlar

Landscapes örnek cümleler:

  • The landscapes in the paintings look similar, yet each has its own charm.
    Resimlerdeki manzaralar benzer görünüyor, ancak her biri kendi cazibesine sahip.
  • A girl painted beautiful landscapes inspired by the scenery of her hometown.
    Bir kız, memleketinin manzaralarından ilham alarak güzel manzaralar çizdi.