🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. L harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

lovers
[ˈlʌv.ərz]
âşıklar; sevenler; hayranlar

Lovers örnek cümleler:

  • The old rock formation near the river is a popular spot for hikers and nature lovers.
    Nehir yakınındaki eski kaya oluşumu yürüyüşçüler ve doğa severler için popüler bir yerdir.
  • The vinyl album, with its rich sound quality and nostalgic feel, has made a comeback among music lovers.
    Zengin ses kalitesi ve nostaljik hissi ile vinil albüm, müzik severler arasında yeniden popüler oldu.
loves
[lʌvz]
sever; hayran olur; beğenir

Loves örnek cümleler:

  • She loves studying history in school.
    O okulda tarih öğrenmeyi seviyor.
  • She loves to read stories before bed at night.
    O, gece yatağa gitmeden önce hikayeler okumayı çok seviyor.
loving
[ˈlʌv.ɪŋ]
sevgi dolu; şefkatli; özenli

Loving örnek cümleler:

  • He was born into a family of musicians and grew up loving music.
    Müzisyen bir ailede doğdu ve çocukken müziği sevdi.
  • The response to the new movie was mixed, with some people loving it and others disliking it.
    Yeni filme verilen tepki karışıktı: Bazıları onu sevdi, bazıları beğenmedi.
low
[ləʊ]
düşük; zayıf; alçak

Low örnek cümleler:

  • The shelf is too low for tall books.
    Raf, uzun kitaplar için çok alçak.
  • His voice was low, so I couldn’t hear him clearly.
    Onun sesi düşüktü, bu yüzden onu net bir şekilde duyamadım.
lower
[ˈləʊ.ər]
indirmek; azaltmak; alçaltmak

Lower örnek cümleler:

  • Please lower the volume of the TV.
    Lütfen televizyonun sesini kısın.
  • The plane began to lower as it prepared to land.
    Uçak, inişe hazırlanırken alçalmaya başladı.
loyal
[ˈlɔɪ.əl]
sadık; bağlı; vefalı

Loyal örnek cümleler:

  • He remained loyal to his team.
    O, takımına sadık kaldı.
  • She is a loyal friend who always helps.
    O sadık bir arkadaştır ve her zaman yardım eder.
loyalty
[ˈlɔɪ.əl.ti]
bağlılık; sadakat; vefa

Loyalty örnek cümleler:

  • The dog showed loyalty to its owner.
    Kopek, sahibine sadakatini gösterdi.
  • Loyalty is very important in friendship.
    Dostlukta sadakat çok önemlidir.
luck
[lʌk]
şans; talih; kısmet

Luck örnek cümleler:

  • I have good luck today.
    Şansım iyi gidiyor bugün.
  • She is very lucky to win.
    O çok şanslı ki kazandı.
lucky
[ˈlʌk.i]
şanslı; talihli; bahtlı

Lucky örnek cümleler:

  • You are lucky to get a gift.
    Hediye aldığın için şanslısın.
  • He feels lucky to win the prize.
    Ödülü kazandığı için kendini şanslı hissediyor.
luggage
[ˈlʌɡ.ɪdʒ]
bagaj; valiz; eşya

Luggage örnek cümleler:

  • He checked the weight of his luggage before the flight.
    Uçuş öncesinde bagajının ağırlığını kontrol etti.
  • He works at the terminal, loading luggage onto the plane.
    O terminallerde çalışıyor, uçağa bagaj yüklüyor.
lunch
[lʌntʃ]
öğle yemeği; lunch; atıştırmalık

Lunch örnek cümleler:

  • She had a sandwich for lunch.
    Öğle yemeğinde bir sandviç yedi.
  • I eat lunch at noon every day.
    Ben her gün öğlen yemeği yerim.
lung
[lʌŋ]
akciğer; solunum organı; pnömatik

Lung örnek cümleler:

  • My lung hurts.
    Akciğerim ağrıyor.
  • He has strong lungs.
    Onun güçlü akciğerleri var.
lungs
[lʌŋz]
akciğerler; solunum organları; pnömatikler

Lungs örnek cümleler:

  • He has strong lungs.
    Onun güçlü akciğerleri var.
  • Smoking can cause harm to your lungs.
    Sigara içmek, akciğerlerinize zarar verebilir.
lush
[lʌʃ]
gür; sulu; lüks

Lush örnek cümleler:

  • The landscape was breathtaking, with tall mountains and lush green valleys.
    Manzara nefes kesiciydi, yüksek dağlar ve yemyeşil vadilerle.
  • Droughts are an enemy to the beauty of lush forests, drying rivers and killing plants.
    Kuraklık, nehirleri kurutup bitkileri öldürerek yemyeşil ormanların güzelliğine düşman olur.
luxurious
[lʌkˈʃʊr.i.əs]
lüks; görkemli; birinci sınıf

Luxurious örnek cümleler:

  • This fabric has a velvet texture that feels luxurious.
    Bu kumaş, lüks bir his veren kadife dokusuna sahip.
  • The hotel offered a luxurious bed with soft pillows and a cozy blanket.
    Otel, yumuşak yastıklar ve rahat bir battaniye ile lüks bir yatak sundu.
luxury
[ˈlʌk.ʃər.i]
lüks; ihtişam; incelik

Luxury örnek cümleler:

  • This car is a luxury.
    Bu araba bir lükstür.
  • A big house is a luxury.
    Büyük bir ev lükstür.
lying
[ˈlaɪ.ɪŋ]
yatarak; yalan; aldatma

Lying örnek cümleler:

  • She suspects he is lying.
    O, onun yalan söylediğinden şüpheleniyor.
  • The baby was lying in a naked crib with just a blanket.
    Bebek, sadece bir battaniyeyle boş bir beşikte yatıyordu.