🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. L harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

laughed
[læft]
güldü; kahkaha attı; kıkırdadı

Laughed örnek cümleler:

  • She laughed at the joke he made.
    Onun şakasına güldü.
  • The timing of the joke was perfect, and everyone laughed.
    Şakanın zamanlaması mükemmeldi ve herkes güldü.
laughing
[ˈlæf.ɪŋ]
gülen; kahkaha atan; kıkırdayan

Laughing örnek cümleler:

  • The kids are outside running and laughing.
    Çocuklar dışarıda koşup gülüyorlar.
  • We couldn’t stop laughing after hearing the joke.
    Şakayı duyduktan sonra gülmekten kendimizi alamadık.
laughter
[ˈlæf.tər]
kahkaha; gülme; kıkırdama

Laughter örnek cümleler:

  • His laughter was contagious, and everyone joined in.
    Kahkahası bulaşıcıydı ve herkes ona katıldı.
  • The sound of laughter filled the room during the party.
    Parti sırasında kahkahaların sesi odayı doldurdu.
launch
[lɔːntʃ]
fırlatma; başlangıç; piyasaya sürme

Launch örnek cümleler:

  • She launched the app on her phone.
    O telefonunda uygulamayı başlattı.
  • He will launch the boat into the water.
    O tekneyi suya indirecek.
launched
[lɔːntʃt]
fırlatılmış; başlatılmış; piyasaya sürülmüş

Launched örnek cümleler:

  • She launched the app on her phone.
    O telefonunda uygulamayı başlattı.
  • They took a chance and launched a bold new product line.
    Şansı değerlendirdiler ve cesur bir yeni ürün serisi başlattılar.
launching
[ˈlɔːntʃ.ɪŋ]
fırlatma; piyasaya sürme; başlangıç

Launching örnek cümleler:

  • The company's earnings grew after launching the new product.
    Şirketin kazancı, yeni ürünü piyasaya sürdükten sonra arttı.
  • Hard work and focus helped her succeed in launching her startup.
    Sıkı çalışma ve odaklanma, onun girişimini başarıyla başlatmasına yardımcı oldu.
laundry
[ˈlɔːn.dri]
çamaşır; çamaşırhane; yıkama

Laundry örnek cümleler:

  • This washing machine makes doing laundry much easier.
    Bu çamaşır makinesi, çamaşır yıkamayı çok daha kolay hale getiriyor.
  • Please separate the laundry into light and dark colors.
    Lütfen çamaşırları açık ve koyu renklere ayırın.
lava
[ˈlɑː.və]
lav; magma; volkanik kaya

Lava örnek cümleler:

  • The heat from the volcano melted rocks and created a stream of lava.
    Volkanın sıcaklığı kayaları eritti ve bir lav akışı yarattı.
  • The hot lava flowing from the volcano created a dramatic and dangerous landscape.
    Yanardağdan akan sıcak lav, dramatik ve tehlikeli bir manzara yarattı.
law
[lɔː]
kanun; hukuk; yasama

Law örnek cümleler:

  • The law is important.
    Hukuk önemlidir.
  • They learned about law in class.
    Sınıfta hukuk hakkında öğrendiler.
laws
[lɔːz]
kanunlar; kurallar; yasalar

Laws örnek cümleler:

  • The country has strict laws on nuclear weapons.
    Ülkenin nükleer silahlarla ilgili katı yasaları var.
  • The parliament meets every Monday to discuss laws.
    Parlamento her Pazartesi günü yasaları tartışmak için toplanır.
lawyer
[ˈlɔɪ.ər]
avukat; hukukçu; vekil

Lawyer örnek cümleler:

  • He is a lawyer.
    O bir avukat.
  • My uncle is a lawyer.
    Amcam avukat.
lay
[leɪ]
koymak; yaymak; yerleştirmek

Lay örnek cümleler:

  • She will lay down now.
    Şimdi uzanacak.
  • I lay on the bed.
    Yatakta uzanıyordum.
layer
[ˈleɪ.ər]
katman; tabaka; seviye

Layer örnek cümleler:

  • I added another layer of paint to the wall.
    Duvara bir kat daha boya sürdüm.
  • She wore a layer of clothing to stay warm.
    Soğuk kalmak için bir kat kıyafet giydi.
layers
[ˈleɪ.ərz]
katmanlar; tabakalar; seviyeler

Layers örnek cümleler:

  • The cake has several layers of frosting.
    Pasta, birkaç katlı krema tabakasına sahiptir.
  • The geological layers in the canyon reveal millions of years of history.
    Kanyondaki jeolojik katmanlar milyonlarca yıllık tarihi açığa çıkarıyor.
layout
[ˈleɪ.aʊt]
yerleşim; plan; düzen

Layout örnek cümleler:

  • The map provided an accurate layout of the hiking trail.
    Harita, yürüyüş parkurunun doğru bir düzenini sağladı.
  • The city is designed on a grid layout, with streets crossing at right angles.
    Şehir, sokakların dik açılarla kesiştiği bir ızgara düzeninde tasarlanmıştır.
lead
[liːd]
yönlendirmek; liderlik etmek; öncülük etmek

Lead örnek cümleler:

  • She wants to lead the group in the project.
    Projede grubu yönetmek istiyor.
  • A good teacher can lead students to success.
    İyi bir öğretmen öğrencileri başarıya ulaştırabilir.
leader
[ˈliː.dər]
lider; önder; rehber

Leader örnek cümleler:

  • The teacher is our leader during the trip.
    Öğretmen, gezi sırasında bizim liderimizdir.
  • She wants to become a leader one day.
    O bir gün lider olmak istiyor.
leader's
[ˈliː.dəz]
liderin; liderin; liderin

Leader's örnek cümleler:

  • The leader's decision to impose strict restrictions on the citizens led to protests and unrest.
    Liderin vatandaşlara sıkı kısıtlamalar getirme kararı protestolara ve huzursuzluklara yol açtı.
  • The leader's anger during the speech was a response to years of perceived injustice and corruption.
    Liderin konuşması sırasında gösterdiği öfke, yıllarca süren algılanan adaletsizlik ve yolsuzluğa bir tepkiydi.
leaders
[ˈliː.dərz]
liderler; önderler; rehberler

Leaders örnek cümleler:

  • Good leaders lead their teams well.
    İyi liderler takımlarını iyi yönetir.
  • Many companies rely on executive leaders to set goals.
    Birçok şirket, hedefleri belirlemek için yöneticilere güvenir.
leadership
[ˈliː.dər.ʃɪp]
liderlik; önderlik; rehberlik

Leadership örnek cümleler:

  • He was chosen for leadership because of his skills.
    Yeteneklerinden dolayı liderlik için seçildi.
  • She showed great leadership during the project.
    Proje sırasında büyük liderlik gösterdi.
leader’s
[ˈliː.dərz]
liderin; önderin; rehberin

Leader’s örnek cümleler:

  • The leader’s vision for the company inspired employees to work toward a shared goal.
    Liderin şirketle ilgili vizyonu, çalışanları ortak bir hedef için çalışmaya teşvik etti.
  • The leader’s speech focused on the power of motivation and its impact on achieving collective goals.
    Liderin konuşması, motivasyonun gücüne ve kolektif hedeflere ulaşma üzerindeki etkisine odaklandı.