music [ˈmjuː.zɪk] müzik Music örnek cümleler: I like to listen to music every day. Her gün müzik dinlemeyi seviyorum. She listens to music while doing her homework. Ödevini yaparken müzik dinliyor.
musical [ˈmjuː.zɪ.kəl] müzikal; müziksel; müzikle ilgili Musical örnek cümleler: The play was very musical. Oyun çok müzikaldi. She loves watching musical shows. Müzikalleri izlemeyi seviyor.
musician [mjuːˈzɪʃ.ən] müzisyen Musician örnek cümleler: The audience was excited to see the famous musician live. Ünlü müzisyeni canlı izlemek için seyirciler heyecanlıydı. The talented musician played the violin beautifully. Yetenekli müzisyen kemanı güzel bir şekilde çaldı.
musicians [mjuːˈzɪʃ.ənz] müzisyenler Musicians örnek cümleler: She joined a summer program for young musicians. O, genç müzisyenler için bir yaz programına katıldı. They are the most talented musicians in the band. Grubun en yetenekli müzisyenleri onlar.
must [mʌst] zorunda; gerekli Must örnek cümleler: I must go home now. Şimdi eve gitmem gerekiyor. You must wear a helmet when you ride a bike. Bisiklete binerken kask takmalısın.
mutations [mjuːˈteɪ.ʃənz] mutasyonlar; değişimler Mutations örnek cümleler: The scientist studied genetic mutations in plants to learn about their impact on growth. Bilim insanı, büyüme üzerindeki etkilerini öğrenmek için bitkilerdeki genetik mutasyonları inceledi. His groundbreaking research has significantly advanced our understanding of genetic mutations in plants. Çığır açan araştırması, bitkilerdeki genetik mutasyonları anlama konusundaki bilgimizi önemli ölçüde ilerletti.
mutual [ˈmjuː.tʃu.əl] karşılıklı; iki taraflı Mutual örnek cümleler: They have a mutual respect for each other. Birbirlerine karşı karşılıklı saygıları var. We shared a mutual interest in sports. Sporla ilgili karşılıklı bir ilgi paylaşıyoruz.
my [maɪ] benim; benden My örnek cümleler: This is my pen. Bu benim kalemim. I have my bag. Benim çantam var.
myself [maɪˈself] kendim; kendi kendime Myself örnek cümleler: I want to introduce myself to the new teacher. Yeni öğretmene kendimi tanıtmak istiyorum. I taught myself how to play the guitar. Gitarda çalmayı kendi başıma öğrendim.
mysteries [ˈmɪs.tər.iz] gizemler; bilmeceler Mysteries örnek cümleler: I recommend this book to anyone who loves mysteries. Bu kitabı gizemleri seven herkese tavsiye ediyorum. She enjoys reading books, especially mysteries. Kitap okumayı sever, özellikle polisiye romanları.
mysterious [mɪˈstɪə.ri.əs] gizemli; esrarengiz Mysterious örnek cümleler: There was a mysterious sound coming from the attic. Tavan arasından gizemli bir ses geliyordu. The forest looks mysterious at night. Gece orman gizemli görünüyor.
mystery [ˈmɪs.tər.i] gizem; bilmece Mystery örnek cümleler: The reason for her smile is a mystery. Gülümsemesinin nedeni bir gizemdir. The story has an exciting element of mystery. Hikaye heyecan verici bir gizem öğesi içeriyor.
myth [mɪθ] efsane; uydurma Myth örnek cümleler: It's a myth that cats always land on their feet. Kediler her zaman dört ayak üstüne düşer inanışı bir mittir. Some people believe in the myth of the Loch Ness Monster. Bazı insanlar Loch Ness Canavarı mitine inanır.
myths [mɪθs] efsaneler; uydurmalar Myths örnek cümleler: Guides often treat tourists to stories about local myths and legends. Rehberler, turistlere genellikle yerel mitler ve efsaneler hakkında hikayeler anlatır. Many myths about ancient civilizations have been proven wrong by archaeologists. Antik uygarlıklarla ilgili birçok mit arkeologlar tarafından çürütülmüştür.