negotiating
[nɪˈɡoʊ.ʃi.eɪ.tɪŋ]
müzakere; görüşme; pazarlık
Negotiating örnek cümleler:
- As a representative of the organization, she was responsible for negotiating the terms of the agreement.Organizasyonun temsilcisi olarak, anlaşma şartlarını müzakere etmekten sorumluydu.
- His aggressive negotiating tactics created tension in the room, making it difficult for others to express their opinions.Onun agresif müzakere taktikleri, odada gerginlik yaratarak başkalarının fikirlerini ifade etmesini zorlaştırdı.