🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. O harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

obesity
[oʊˈbiː.sə.t̬i]
obezite; aşırı kilo

Obesity örnek cümleler:

  • Eating too much fat can lead to health problems like obesity and heart disease.
    Çok fazla yağ yemek, obezite ve kalp hastalığı gibi sağlık sorunlarına yol açabilir.
  • A deeper understanding of nutrition is crucial for addressing global health challenges like obesity.
    Beslenme hakkında daha derin bir anlayış, obezite gibi küresel sağlık sorunlarının ele alınması için çok önemlidir.
object
[ˈɑːb.dʒekt]
nesne; eşya; amaç

Object örnek cümleler:

  • The ball is a round object that kids love to play with.
    Top, çocukların oynamayı sevdiği yuvarlak bir nesnedir.
  • He found a shiny object on the ground near the park.
    Parkın yakınında yerde parlak bir nesne buldu.
objective
[əbˈdʒek.tɪv]
nesnel; hedef; görev

Objective örnek cümleler:

  • Their objective is to win the competition this year.
    Onların amacı bu yıl yarışmayı kazanmaktır.
  • Her main objective is to finish the project by next week.
    Temel hedefi projeyi gelecek haftaya kadar tamamlamaktır.
objectives
[əbˈdʒek.tɪvz]
hedefler; görevler; niyetler

Objectives örnek cümleler:

  • She spoke directly to the team to clarify the objectives.
    Ekiple doğrudan konuşarak hedefleri netleştirdi.
  • The team is fully committed to achieving its objectives for the year.
    Takım, bu yılki hedeflerine ulaşmaya tamamen kararlıdır.
objects
[ˈɑːb.dʒekts]
nesneler; eşyalar; amaçlar

Objects örnek cümleler:

  • Use caution when handling sharp objects.
    Keskin nesnelerle çalışırken dikkatli olun.
  • The scientist explained how gravity affects objects.
    Bilim insanı, yerçekiminin nesneleri nasıl etkilediğini açıkladı.
obligation
[ˌɑːb.lɪˈɡeɪ.ʃən]
yükümlülük; görev; borç

Obligation örnek cümleler:

  • She feels an obligation to care.
    O kendini ilgilenmek zorunda hissediyor.
  • He has an obligation to help.
    Onun yardım etme zorunluluğu var.
observation
[ˌɑːb.zɚˈveɪ.ʃən]
gözlem; yorum; açıklama

Observation örnek cümleler:

  • The observation was clear.
    Gözlem açıktı.
  • I made an observation.
    Gözlem yaptım.
observe
[əbˈzɝːv]
gözlemlemek; fark etmek; izlemek

Observe örnek cümleler:

  • He likes to observe animals at the zoo.
    Hayvanat bahçesinde hayvanları gözlemlemeyi sever.
  • We observe birds flying over the lake.
    Gölde uçan kuşları gözlemliyoruz.
observed
[əbˈzɝːvd]
gözlemlenmiş; fark edilmiş; izlenmiş

Observed örnek cümleler:

  • The facts in the report do not correspond with what we observed.
    Rapordaki veriler, bizim gözlemlerimizle örtüşmüyor.
  • She observed the increasing demand for renewable energy solutions.
    O, yenilenebilir enerji çözümleri için artan talebi gözlemledi.
observing
[əbˈzɝːv.ɪŋ]
gözlemleme; izleme; yorum

Observing örnek cümleler:

  • Observing animal behavior in the wild helps scientists understand their needs and habits.
    Vahşi doğada hayvan davranışını gözlemlemek, bilim insanlarının onların ihtiyaçlarını ve alışkanlıklarını anlamalarına yardımcı olur.
  • Observing the world from the outside often provides a clearer perspective on internal dynamics.
    Dışarıdan dünyayı gözlemlemek genellikle iç dinamiklere daha net bir bakış sağlar.
obstacle
[ˈɑːb.stə.kəl]
engel; bariyer; mani

Obstacle örnek cümleler:

  • The mountain was an obstacle for the hikers.
    Dağ, yürüyüşçüler için bir engeldi.
  • They overcame the obstacle together as a team.
    Ekip olarak birlikte engelin üstesinden geldiler.
obstacles
[ˈɑːb.stə.kəlz]
engeller; bariyerler; maniler

Obstacles örnek cümleler:

  • The sensor in the car detects obstacles.
    Arabadaki sensör engelleri algılar.
  • With determination, he overcame the obstacles.
    Kararlılıkla engelleri aştı.
obtain
[əbˈteɪn]
elde etmek; sağlamak; kazanmak

Obtain örnek cümleler:

  • He wants to obtain a new passport for his trip.
    Yeni seyahati için yeni bir pasaport almak istiyor.
  • She worked hard to obtain the highest grade in her class.
    Sınıfında en yüksek notu almak için çok çalıştı.
obvious
[ˈɑːb.vi.əs]
açık; belirgin; aşikâr

Obvious örnek cümleler:

  • It’s obvious that she is excited about the trip.
    Yolculuk hakkında heyecanlı olduğu açık.
  • The answer to the question was obvious to everyone.
    Sorunun cevabı herkes için açıktı.
obviously
[ˈɑːb.vi.əs.li]
açıkça; belirgin bir şekilde; aşikâr olarak

Obviously örnek cümleler:

  • He was obviously happy when he got the gift.
    Bu hediye aldığında açıkça mutluydu.
  • The road was obviously too slippery to drive on.
    Şehir yolu açıkça sürüş için çok kaygandı.
occasion
[əˈkeɪ.ʒən]
vesile; fırsat; olay

Occasion örnek cümleler:

  • On this occasion, they gave gifts to all the children.
    Bu vesileyle tüm çocuklara hediyeler verdiler.
  • We met on a special occasion.
    Özel bir vesileyle bir araya geldik.
occasionally
[əˈkeɪ.ʒən.əl.i]
ara sıra; zaman zaman; nadiren

Occasionally örnek cümleler:

  • I occasionally go for walks.
    Bazen yürüyüşe çıkarım.
  • He occasionally plays basketball.
    Bazen basketbol oynar.
occur
[əˈkɝː]
meydana gelmek; olmak; gerçekleşmek

Occur örnek cümleler:

  • Problems occur when there is a lack of communication.
    Problemler, iletişim eksikliği olduğunda meydana gelir.
  • Rain may occur later in the evening.
    Gecenin ilerleyen saatlerinde yağmur olabilir.
occurred
[əˈkɝːd]
meydana gelmiş; olmuş; gerçekleşmiş

Occurred örnek cümleler:

  • The road was closed due to an accident that had previously occurred.
    Önceden meydana gelen bir kaza nedeniyle yol kapalıydı.
  • The changes occurred gradually over several years.
    Değişiklikler birkaç yıl boyunca kademeli olarak gerçekleşti.
occurrence
[əˈkɝː.əns]
olay; vaka; gerçekleşme

Occurrence örnek cümleler:

  • Earthquakes are a natural occurrence.
    Depremler doğal bir olaydır.
  • Rain is a common occurrence here.
    Yağmur burada yaygın bir olaydır.
occurs
[əˈkɝːz]
meydana gelir; olur; gerçekleşir

Occurs örnek cümleler:

  • Heat transfer occurs when energy moves from a warmer object to a cooler one.
    Isı transferi, enerji daha sıcak bir nesneden daha soğuk bir nesneye geçtiğinde meydana gelir.
  • Desertification occurs when soil loses its nutrients, making it unsuitable for farming or vegetation.
    Çölleşme, toprak besinlerini kaybettiğinde meydana gelir ve bu, tarım veya bitki örtüsü için uygun olmayan bir hale getirir.