🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. O harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

options
[ˈɒp.ʃənz]
seçenekler; tercihler; olasılıklar

Options örnek cümleler:

  • They will consider all options before deciding.
    Karar vermeden önce tüm seçenekleri göz önünde bulunduracaklar.
  • The meal comes with additional options like soup or salad.
    Yemek, çorba veya salata gibi ek seçeneklerle gelir.
or
[ɔːr]
veya; ya da; veya başka

Or örnek cümleler:

  • I like apples or bananas.
    Elma ya da muz seviyorum.
  • Are we going to the park or the beach?
    Parkta mı yoksa plajda mı gitmeliyiz?
oral
[ˈɔːr.əl]
sözlü; ağız; verbal

Oral örnek cümleler:

  • He did an oral presentation.
    O bir sözlü sunum yaptı.
  • The teacher gave an oral test.
    Öğretmen sözlü sınav yaptı.
orange
[ˈɔːr.ɪndʒ]
portakal; turuncu; portakal rengi

Orange örnek cümleler:

  • The orange is sweet and juicy.
    Portakal tatlı ve sulu.
  • I like to drink orange juice in the morning.
    Sabahları portakal suyu içmeyi severim.
oranges
[ˈɔːr.ɪndʒɪz]
portakallar; turuncu meyveler; narenciye

Oranges örnek cümleler:

  • For instance, apples and oranges are both fruits.
    Örneğin, elmalar ve portakallar her ikisi de meyvedir.
  • I like mixed fruit salad with apples and oranges.
    Elma ve portakallı karışık meyve salatasını seviyorum.
orbits
[ˈɔːr.bɪts]
yörüngeler; yollar; etki alanları

Orbits örnek cümleler:

  • The satellite orbits the Earth.
    Uydular Dünya etrafında döner.
  • The Earth is round and orbits the sun.
    Dünya yuvarlaktır ve güneşin etrafında döner.
orchestra
[ˈɔːr.kə.strə]
orkestra; müzisyenler; orkestra çukuru

Orchestra örnek cümleler:

  • The orchestra played in perfect harmony, creating a beautiful sound.
    Orkestra mükemmel bir uyum içinde çalarak güzel bir ses yarattı.
  • The orchestra played a moving piece that brought tears to the audience.
    Orkestra, izleyiciyi ağlatan dokunaklı bir parça çaldı.
order
[ˈɔːr.dɚ]
sıra; sipariş; emir

Order örnek cümleler:

  • I will order food.
    Yemek siparişi vereceğim.
  • Please order a pizza.
    Lütfen bir pizza sipariş edin.
ordered
[ˈɔːr.dɚd]
sıralı; sipariş edilmiş; düzenlenmiş

Ordered örnek cümleler:

  • She ordered her usual coffee at the café.
    Kafede her zamanki kahvesini sipariş etti.
  • He ordered a birthday gift online.
    O doğum günü hediyesini çevrimiçi sipariş etti.
orders
[ˈɔːr.dɚz]
sıralar; siparişler; emirler

Orders örnek cümleler:

  • He didn't comply with the teacher’s orders.
    Öğretmenin emirlerine uymadı.
  • We are setting up a new system to manage customer orders.
    Müşteri siparişlerini yönetmek için yeni bir sistem kuruyoruz.
ordinary
[ˈɔːr.dən.er.i]
olağan; sıradan; standart

Ordinary örnek cümleler:

  • Ordinary trees help clean the air around us.
    Sıradan ağaçlar çevremizdeki havayı temizlemeye yardımcı olur.
  • It’s ordinary to see trash in rivers near cities.
    Şehirlerin yakınındaki nehirlerde çöp görmek sıradandır.
organ
[ˈɔːr.ɡən]
organ; enstrüman; vücut parçası

Organ örnek cümleler:

  • The organ helps you breathe.
    Organ nefes almanıza yardımcı olur.
  • The heart is an organ.
    Kalp bir organdır.
organic
[ɔːrˈɡæn.ɪk]
organik; doğal; biyolojik

Organic örnek cümleler:

  • He prefers organic milk because it’s healthier.
    Organik sütü tercih ediyor çünkü daha sağlıklı.
  • The organic farm uses no harmful chemicals.
    Organik çiftlik zararlı kimyasallar kullanmaz.
organism
[ˈɔːr.ɡən.ɪ.zəm]
organizma; canlı varlık

Organism örnek cümleler:

  • An organism is alive.
    Bir organizma canlıdır.
  • A plant is an organism.
    Bir bitki bir organizmadır.
organisms
[ˈɔːr.ɡən.ɪ.zəmz]
organizmalar; canlı varlıklar

Organisms örnek cümleler:

  • The resistance of deep-sea organisms helps them survive in harsh conditions.
    Derin deniz organizmalarının direnci, zorlu koşullarda hayatta kalmalarına yardımcı olur.
  • Carbon is found in all living organisms.
    Karbon, tüm canlı organizmalarda bulunur.
organization
[ˌɔːr.ɡən.əˈzeɪ.ʃən]
örgüt; yapı; kuruluş

Organization örnek cümleler:

  • There is a hierarchy in every organization.
    Her organizasyonda bir hiyerarşi vardır.
  • The organization aims to protect cultural heritage from destruction.
    Organizasyon, kültürel mirası yok olmaktan korumayı amaçlamaktadır.
organizational
[ˌɔːr.ɡən.əˈzeɪ.ʃən.əl]
örgütsel; yapısal

Organizational örnek cümleler:

  • She has an organizational job.
    Onun organizasyonel bir işi var.
  • The organizational chart is clear.
    Organizasyon şeması net.
organizations
[ˌɔːr.ɡən.əˈzeɪ.ʃənz]
örgütler; yapılar; kuruluşlar

Organizations örnek cümleler:

  • Many organizations work to improve animal welfare.
    Birçok kuruluş hayvan refahını iyileştirmek için çalışıyor.
  • She uses her income to support local charities and organizations.
    Gelirini yerel hayır kurumlarını ve organizasyonları desteklemek için kullanıyor.
organization’s
[ˌɔːr.ɡən.əˈzeɪ.ʃənz]
örgütün

Organization’s örnek cümleler:

  • Strategic partnerships with local businesses boosted the organization’s growth.
    Yerel işletmelerle yapılan stratejik ortaklıklar, kuruluşun büyümesini hızlandırdı.
  • The organization’s head spoke about the importance of adapting to global challenges.
    Organizasyonun başkanı, küresel zorluklara uyum sağlamanın önemini anlattı.
organize
[ˈɔːr.ɡə.naɪz]
örgütlemek; düzenlemek; sistemleştirmek

Organize örnek cümleler:

  • Let’s organize the books by color.
    Kitapları renge göre düzenleyelim.
  • I will organize my room.
    Odamı düzenleyeceğim.
organized
[ˈɔːr.ɡə.naɪzd]
örgütlenmiş; düzenlenmiş; sistemleştirilmiş

Organized örnek cümleler:

  • The administration of the office is very organized.
    Ofis yönetimi çok düzenlidir.
  • Regulations are important for keeping things organized.
    Kurallar düzeni sağlamak için önemlidir.