🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. P harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

permanently
[ˈpɜːr.mə.nənt.li]
kalıcı olarak; sonsuza dek; değişmez bir şekilde

Permanently örnek cümleler:

  • The mark on the wall is permanently there.
    Duvarın üzerindeki iz kalıcı olarak orada duruyor.
  • I will stay here permanently.
    Burada kalıcı olarak kalacağım.
permission
[pərˈmɪʃ.ən]
izin; yetki; erişim

Permission örnek cümleler:

  • He asked for permission to use the computer.
    Bilgisayarı kullanmak için izin istedi.
  • I need permission to leave early.
    Erken ayrılmak için izne ihtiyacım var.
permit
[ˈpɜːr.mɪt]
izin vermek; müsaade etmek; kabul etmek

Permit örnek cümleler:

  • She asked for a permit to leave early.
    Erken ayrılmak için izin istedi.
  • Do you have a permit to park here?
    Burada park etmek için izniniz var mı?
perseverance
[ˌpɜːr.səˈvɪr.əns]
azim; sebat; dayanıklılık

Perseverance örnek cümleler:

  • The guarantee of success often depends on hard work and perseverance.
    Başarının garantisi genellikle sıkı çalışma ve azme bağlıdır.
  • This book taught me the true value of perseverance through challenges.
    Bu kitap, zorluklar karşısında azmin gerçek değerini öğretti.
persevere
[ˌpɜːr.səˈvɪr]
azmetmek; devam etmek; dayanmak

Persevere örnek cümleler:

  • The opportunity for success is available to anyone willing to work hard and persevere.
    Başarı fırsatı, sıkı çalışmaya ve azimle ilerlemeye istekli olan herkes için mevcuttur.
  • Despite the challenges, she held herself with great bearing, inspiring those around her to persevere.
    Zorluklara rağmen, kendini onurlu bir duruşla taşıdı ve çevresindekilere ilham verdi.
persevered
[ˌpɜːr.səˈvɪrd]
azmetti; devam etti; dayandı

Persevered örnek cümleler:

  • Despite the overwhelming odds, they persevered and relied on themselves to achieve their ambitious goals.
    Ezici zorluklara rağmen, kararlılık gösterdiler ve iddialı hedeflerine ulaşmak için kendilerine güvendiler.
  • He persevered in his research until he discovered the underlying mechanisms driving the complex phenomenon.
    Karmaşık olguyu yönlendiren temel mekanizmaları keşfedene kadar araştırmalarına devam etti.
persistence
[ˌpɜːrˈsɪs.təns]
ısrar; sebat; süreklilik

Persistence örnek cümleler:

  • Intelligence alone is not enough; hard work and persistence are also needed.
    Tek başına zeka yeterli değildir; aynı zamanda sıkı çalışma ve azim de gereklidir.
  • Developing practical solutions to complex challenges requires creativity, patience, and persistence.
    Karmaşık zorluklara pratik çözümler geliştirmek yaratıcılık, sabır ve ısrar gerektirir.
persistent
[ˌpɜːrˈsɪs.tənt]
ısrarcı; sebatkâr; sürekli

Persistent örnek cümleler:

  • His persistent attitude helped him succeed.
    Onun ısrarcı tavrı başarılı olmasına yardımcı oldu.
  • The rain was persistent all day.
    Yağmur tüm gün devam etti.
person
[ˈpɜːr.sən]
kişi; birey; şahıs

Person örnek cümleler:

  • The person helped me find my lost keys.
    O kişi bana kaybettiğim anahtarları bulmamda yardım etti.
  • He is a good person.
    O iyi bir insan.
person's
[ˈpɜːr.sənz]
kişinin; bireyin; şahsın

Person's örnek cümleler:

  • Resolving a conflict often requires understanding the other person's point of view.
    Bir çatışmayı çözmek genellikle diğer kişinin bakış açısını anlamayı gerektirir.
  • Hormones can affect many aspects of a person's health, such as energy levels and stress.
    Hormonlar, enerji seviyeleri ve stres gibi birçok sağlık yönünü etkileyebilir.
personal
[ˈpɜːr.sən.əl]
kişisel; özel; bireysel

Personal örnek cümleler:

  • This is my personal book.
    Bu, benim kişisel kitabım.
  • He gave me a personal letter.
    O, bana kişisel bir mektup verdi.
personalities
[ˌpɜːr.səˈnæl.ə.tiz]
kişilikler; karakterler; bireysellikler

Personalities örnek cümleler:

  • There is a contrast in their personalities.
    Kişiliklerinde bir tezat var.
  • Their personalities are compatible, making them great friends.
    Onların kişilikleri uyumlu, bu da onları harika arkadaş yapıyor.
personality
[ˌpɜːr.səˈnæl.ə.ti]
kişilik; karakter; bireysellik

Personality örnek cümleler:

  • His personality is very friendly and outgoing.
    Onun kişiliği çok dost canlısı ve dışa dönüktür.
  • She has a kind personality.
    Onun nazik bir kişiliği var.
personalized
[ˈpɜːr.sən.əl.aɪzd]
kişiselleştirilmiş; bireyselleştirilmiş; uyarlanmış

Personalized örnek cümleler:

  • The impact of personalized medicine is transforming how diseases are diagnosed and treated, tailoring solutions to individual needs.
    Kişiselleştirilmiş tıbbın etkisi, hastalıkların teşhis ve tedavi yöntemlerini dönüştürüyor, çözümleri bireysel ihtiyaçlara göre uyarlıyor.
  • It is becoming increasingly clear that the future of education lies in the integration of digital tools and personalized learning techniques.
    Eğitimdeki geleceğin, dijital araçlar ve kişiselleştirilmiş öğrenme tekniklerinin entegrasyonunda yattığı giderek daha net hale geliyor.
personally
[ˈpɜːr.sən.əl.i]
kişisel olarak; bireysel olarak; doğrudan

Personally örnek cümleler:

  • He said it personally.
    O bunu şahsen söyledi.
  • She personally helped me.
    O bana şahsen yardım etti.
personnel
[ˌpɜːr.səˈnel]
kadrolar; personel; çalışanlar

Personnel örnek cümleler:

  • She works in the personnel department.
    İnsan kaynakları departmanında çalışıyor.
  • The personnel are very helpful.
    Personel çok yardımcı.
person’s
[ˈpɜːr.sənz]
kişinin; bireyin; şahsın

Person’s örnek cümleler:

  • Education plays a central role in shaping a person’s future and opportunities in life.
    Eğitim, bir kişinin geleceğini ve hayatındaki fırsatlarını şekillendirmede merkezi bir rol oynar.
  • A person’s personality can significantly influence how they are perceived in social and professional contexts.
    Bir kişinin kişiliği, sosyal ve profesyonel bağlamlarda nasıl algılandığını önemli ölçüde etkileyebilir.
perspective
[ˌpɜːrˈspɛk.tɪv]
bakış açısı; perspektif; görüş

Perspective örnek cümleler:

  • He gave me his perspective on the problem.
    Bana problemiyle ilgili bakış açısını verdi.
  • Let’s look at it from a different perspective.
    Hadi bunu başka bir açıdan görelim.
perspectives
[ˌpɜːrˈspɛk.tɪvz]
bakış açıları; perspektifler; görüşler

Perspectives örnek cümleler:

  • Her thought process is always creative and brings unique perspectives.
    Onun düşünme süreci her zaman yaratıcıdır ve benzersiz bakış açıları getirir.
  • We value diversity in the workplace and encourage different perspectives.
    İş yerinde çeşitliliğe değer veriyoruz ve farklı bakış açılarını teşvik ediyoruz.
pests
[ˈpɛsts]
haşereler; parazitler; zararlı böcekler

Pests örnek cümleler:

  • They worked hard to rid the house of pests.
    Evi haşerelerden kurtarmak için çok çalıştılar.
  • Some chemicals used in farming can kill pests but also harm the environment.
    Tarımda kullanılan bazı kimyasallar zararlıları öldürebilir, ancak çevreye de zarar verebilir.
pet
[ˈpɛt]
evcil hayvan; sevilen hayvan; favori

Pet örnek cümleler:

  • She has a pet dog.
    Onun bir köpeği var.
  • My pet is very friendly.
    Evcil hayvanım çok dost canlısıdır.