🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. Q harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

qualifications
[ˌkwɑː.lɪ.fɪˈkeɪ.ʃənz]
nitelikler; yetkinlikler; diplomalar

Qualifications örnek cümleler:

  • She was determined to obtain the qualifications needed for her dream job.
    O, hayalindeki iş için gerekli nitelikleri elde etmeye kararlıydı.
  • The leading candidate for the position has years of experience and strong qualifications.
    Bu pozisyon için önde gelen aday, yılların deneyimine ve güçlü niteliklere sahiptir.
qualified
[ˈkwɑː.lɪ.faɪd]
nitelikli; uygun; yetkin

Qualified örnek cümleler:

  • She is qualified to teach English.
    O İngilizce öğretmek için nitelikli.
  • He is a qualified doctor.
    O nitelikli bir doktordur.
qualities
[ˈkwɑː.lɪ.tiz]
nitelikler; özellikler; vasıflar

Qualities örnek cümleler:

  • Her outstanding leadership qualities helped guide the team through challenging times, ultimately achieving success.
    Olağanüstü liderlik nitelikleri, takımı zorlu zamanlardan geçirerek nihayetinde başarıya ulaştırdı.
  • I have learned that perseverance and determination are key to success, and these qualities are essential in every aspect of life.
    Azim ve kararlılığın başarının anahtarı olduğunu ve bu niteliklerin hayatın her alanında önemli olduğunu öğrendim.
quality
[ˈkwɑː.lɪ.t̬i]
nitelik; özellik; vasıf

Quality örnek cümleler:

  • The quality of this fruit is very good.
    Bu meyvenin kalitesi çok iyi.
  • The quality is good.
    Kalite iyi.
quantum
[ˈkwɑːn.təm]
kuantum; miktar; pay

Quantum örnek cümleler:

  • Quantum means very small.
    Kuantum çok küçük anlamına gelir.
  • Quantum is about tiny things.
    Kuantum çok küçük şeylerle ilgilidir.
quarter
[ˈkwɔːr.t̬ɚ]
çeyrek; üç aylık dönem; süre

Quarter örnek cümleler:

  • They have a quarter of pizza.
    Pizzanın dörtte birine sahipler.
  • I live in the fourth quarter.
    Dördüncü çeyrekte yaşıyorum.
quest
[ˈkwest]
araştırma; çaba; görev

Quest örnek cümleler:

  • Neither the harsh desert winds nor the blazing sun deterred the explorers from their quest for hidden artifacts.
    Ne çölün sert rüzgarları ne de yanan güneş, kâşifleri gizli eserleri arama görevlerinden caydırdı.
  • Despite their diverse backgrounds, the citizens of the nation were united in their quest for justice and equality.
    Farklı kökenlerine rağmen, ülkenin vatandaşları adalet ve eşitlik arayışında birleşti.
question
[ˈkwes.tʃən]
soru; sorun; şüphe

Question örnek cümleler:

  • She answered every question with confidence.
    Öğretmen, öğrencileri konuyu anlamazlarsa soru sormaya teşvik etti.
  • The question was simple, but I still got it wrong.
    Her soruya güvenle cevap verdi.
questioned
[ˈkwes.tʃənd]
sorgulanmış; şüphelenilmiş; tartışmalı

Questioned örnek cümleler:

  • He questioned whether the decision was ethical.
    Kararın etik olup olmadığını sorguladı.
  • He was questioned about the morality of his actions during the trial.
    Duruşma sırasında eylemlerinin ahlaki olup olmadığı soruldu.
questioning
[ˈkwes.tʃə.nɪŋ]
sorgulama; şüphelenme; sorguya çekme

Questioning örnek cümleler:

  • Nowadays, many people are questioning the traditional methods of education, seeking more flexible and innovative learning models.
    Günümüzde birçok insan geleneksel eğitim yöntemlerini sorguluyor ve daha esnek ve yenilikçi öğrenme modelleri arıyor.
  • Beneath the mask of confidence, she harbored doubts about her future, questioning whether she was truly ready for what was ahead.
    Özgüven maskesinin ardında, geleceği hakkında şüpheler barındırıyordu ve gerçekten hazır olup olmadığını sorguluyordu.
questions
[ˈkwes.tʃənz]
sorular; sorunlar; şüpheler

Questions örnek cümleler:

  • The teacher is always willing to answer questions.
    Öğretmen her zaman soruları yanıtlamaya hazırdır.
  • Please contact the office if you have any questions.
    Lütfen sorularınız varsa ofis ile iletişime geçin.
quick
[ˈkwɪk]
hızlı; çevik; çabuk

Quick örnek cümleler:

  • She had a quick snack before the meeting.
    O, toplantıdan önce hızlı bir atıştırmalık yedi.
  • The quick fox jumped over the lazy dog.
    Hızlı tilki tembel köpeğin üzerinden atladı.
quickly
[ˈkwɪk.li]
hızlıca; çevikçe; çabucak

Quickly örnek cümleler:

  • He runs quickly.
    O hızlı koşar.
  • They eat quickly.
    Onlar hızlı yer.
quiet
[ˈkwaɪ.ət]
sessiz; sakin; suskun

Quiet örnek cümleler:

  • Please be quiet during the movie.
    Lütfen film sırasında sessiz olun.
  • The room is very quiet in the morning.
    Oda sabahları çok sessizdir.
quieter
[ˈkwaɪ.ə.t̬ɚ]
daha sessiz; daha sakin; daha suskun

Quieter örnek cümleler:

  • I plan to study in the afternoon when it's quieter.
    Öğleden sonra daha sessiz olduğunda ders çalışmayı planlıyorum.
  • The outer regions of the city are quieter than the center.
    Şehrin dış bölgeleri merkeze göre daha sakindir.
quietly
[ˈkwaɪ.ət.li]
sessizce; sakin bir şekilde; suskun bir şekilde

Quietly örnek cümleler:

  • Let’s talk quietly so we don’t disturb the others.
    Hadi, diğerlerini rahatsız etmemek için sessizce konuşalım.
  • She closed the door quietly so no one would wake up.
    Kapıyı kimse uyanmasın diye sessizce kapattı.
quit
[ˈkwɪt]
terk etmek; bırakmak; ayrılmak

Quit örnek cümleler:

  • She wants to quit smoking.
    Sigara bırakmak istiyor.
  • He quit his job last week.
    Geçen hafta işinden ayrıldı.
quite
[ˈkwaɪt]
oldukça; tamamen; bütünüyle

Quite örnek cümleler:

  • They are quite busy.
    Onlar oldukça meşgul.
  • He is quite happy.
    O Oldukça mutlu.