🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. R harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

rituals
[ˈrɪtʃ.u.əlz]
ritüeller; törenler; âdetler

Rituals örnek cümleler:

  • In many ancient civilizations, rituals were performed to honor the gods.
    Birçok antik medeniyette tanrıları onurlandırmak için ritüeller yapılırdı.
  • In many cultures, marriage ceremonies include traditional rituals that have been passed down for generations.
    Birçok kültürde, evlilik törenleri, kuşaklar boyu aktarılan geleneksel ritüelleri içerir.
river
[ˈrɪv.ər]
nehri; akıntı; ırmak

River örnek cümleler:

  • The river flows gently through the village.
    Nehir köyün içinden yavaşça akar.
  • We went swimming in the river during the summer.
    Yazın nehirde yüzerdik.
riverbank
[ˈrɪv.ər.bæŋk]
nehir kıyısı; yamaç; set

Riverbank örnek cümleler:

  • Their environmental initiative restored the polluted riverbank.
    Çevresel girişimleri, kirlenmiş nehir kıyısını restore etti.
  • The archaeologists found traces of ancient civilization near the riverbank.
    Arkeologlar, nehir kıyısında antik bir medeniyetin izlerini buldular.
rivers
[ˈrɪv.ərz]
nehirler; akıntılar; ırmaklar

Rivers örnek cümleler:

  • Factories that make tissue often pollute rivers nearby.
    Tuvalet kağıdı fabrikaları genellikle yakındaki nehirleri kirletir.
  • Rivers in the forest slowly flow through green valleys.
    Ormandaki nehirler, yeşil vadilerden yavaşça akar.
river’s
[ˈrɪv.ərz]
nehrin; akıntının; ırmağın

River’s örnek cümleler:

  • The river’s steady flow provides water for the farms in the nearby villages.
    Nehirin sabit akışı, yakın köylerdeki çiftliklere su sağlar.
  • The river’s constant flow provides water for the nearby farms, even during the dry season.
    Nehirin sürekli akışı, kurak mevsimde bile yakındaki çiftliklere su sağlar.
road
[roʊd]
yol; cadde; patika

Road örnek cümleler:

  • We took the road to the beach.
    Plaja giden yolu tuttuk.
  • The road is very narrow here.
    Buradaki yol çok dar.
roads
[roʊdz]
yollar; caddeler; patikalar

Roads örnek cümleler:

  • The storm caused a lot of destruction to the roads.
    Fırtına yollara büyük zarar verdi.
  • He is an experienced driver who knows the roads well.
    O, yolları iyi bilen deneyimli bir sürücü.
robbery
[ˈrɑːbəri]
soygun; yağma; hırsızlık

Robbery örnek cümleler:

  • She called the police to report a robbery.
    Polise, bir soygun ihbarı yapmak için telefon etti.
  • The victim of the robbery was able to identify the suspect.
    Soygun mağduru şüpheliyi teşhis edebildi.
robot
[ˈroʊbɑːt]
robot; otomat; android

Robot örnek cümleler:

  • A robot helped me carry the bags.
    Robot çantaları taşımama yardımcı oldu.
  • The robot is cleaning the floor.
    Robot zemini temizliyor.
robotics
[ˌroʊˈbɑːtɪks]
robotik; otomasyon; sibernetik

Robotics örnek cümleler:

  • He studied mechanical engineering at university, focusing on robotics.
    Üniversitede makine mühendisliği okudu ve robotik üzerine yoğunlaştı.
  • He gave a talk at the conference about the latest advances in robotics.
    Konferansta robotikteki en son gelişmeler hakkında bir konuşma yaptı.
robots
[ˈroʊbɑːts]
robotlar; otomatlar; androidler

Robots örnek cümleler:

  • Robots are being used to explore Mars.
    Robotlar Mars'ı keşfetmek için kullanılıyor.
  • Scientists are developing robots to assist elderly people.
    Bilim insanları, yaşlılara yardımcı olmak için robotlar geliştiriyor.
rock
[ˌrɑːk]
kaya; taş; rock

Rock örnek cümleler:

  • He found a smooth rock by the river.
    Nehir kenarında pürüzsüz bir taş buldu.
  • The rock is very big.
    Bu kaya çok büyük.
rocket
[ˈrɑːkɪt]
roket; havai fişek; hızlı büyüme

Rocket örnek cümleler:

  • The rocket flies high in outer space.
    Roket uzayda yüksekten uçar.
  • The rocket entered the final stage of its launch successfully.
    Roket, fırlatmanın son aşamasına başarıyla girdi.
rocks
[ˌrɑːks]
kayalar; taşlar; rock’lar

Rocks örnek cümleler:

  • Watch out for slippery rocks while hiking.
    Doğada yürürken kaygan taşlara dikkat edin.
  • The rocks showed signs of an unusual formation.
    Kayalar, alışılmadık bir oluşumun işaretlerini gösterdi.
rocky
[ˈrɑːki]
kayalık; taşlı; istikrarsız

Rocky örnek cümleler:

  • The hikers followed the rocky path uphill.
    Yürüyüşçüler kayalık patikayı yukarı doğru takip etti.
  • The guide explained the types of plants found in the rocky ground of the canyon.
    Rehber, kanyonun kayalık zemininde bulunan bitki türlerini açıkladı.
rode
[ˌroʊd]
bindi; at sürdü; sürdü

Rode örnek cümleler:

  • They rode the tube to the museum in the city center.
    Şehir merkezindeki müzeye metro ile gittiler.
  • He took his bicycle to the park and rode around for hours.
    Bisikletini parka götürdü ve saatlerce sürdü.
role
[ˌroʊl]
rol; işlev; önem

Role örnek cümleler:

  • My role is to set the table for dinner.
    Benim rolüm akşam yemeği için masayı hazırlamak.
  • He played the role of a brave knight in the play.
    O, oyunda cesur şövalye rolünü oynadı.
roles
[ˌroʊlz]
roller; işlevler; önemler

Roles örnek cümleler:

  • The division of roles in the group project helped us work efficiently.
    Grup projesindeki rol dağılımı verimli çalışmamıza yardımcı oldu.
  • The hierarchy in the team helps everyone understand their roles clearly.
    Ekip içindeki hiyerarşi, herkesin rollerini net bir şekilde anlamasına yardımcı olur.
rolled
[ˌroʊld]
yuvarlanmış; sarılmış; dürülmüş

Rolled örnek cümleler:

  • The ball rolled down the stairs.
    Top merdivenden aşağı yuvarlandı.
  • A tear rolled down her eye as she watched the sad movie.
    Üzücü filmi izlerken bir gözyaşı yanağından süzüldü.
romantic
[ˌroʊˈmæntɪk]
romantik; aşık; hayalperest

Romantic örnek cümleler:

  • They had a romantic dinner.
    Romantik bir akşam yemeği hazırladılar.
  • He is a romantic person.
    O romantik bir insan.
roof
[ˌruːf]
çatı; örtü; üst

Roof örnek cümleler:

  • We fixed the roof last week.
    Geçen hafta çatıyı tamir ettik.
  • The roof is leaking.
    Çatı sızdırıyor.