🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. S harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

singer’s
[ˈsɪŋ.ərz]
şarkıcının; vokalistin; solistin

Singer’s örnek cümleler:

  • The singer’s performance was great.
    Şarkıcının performansı harikaydı.
  • The singer’s voice filled the room with warmth.
    Şarkıcının sesi odayı sıcaklıkla doldurdu.
singing
[ˈsɪŋ.ɪŋ]
şarkı söyleme; vokal; şarkıcılık

Singing örnek cümleler:

  • Birds communicate by singing and chirping.
    Kuşlar şarkı söyleyerek ve cıvıldayarak iletişim kurar.
  • They entered the singing contest at school.
    Okulun şarkı yarışmasına katıldılar.
single
[ˈsɪŋ.ɡəl]
tek; yalnız; bekar

Single örnek cümleler:

  • He didn’t hear a single word she said.
    O, söylediği hiçbir kelimeyi duymadı.
  • I live in a single room in the house.
    Evimde tek odada yaşıyorum.
sings
[ˈsɪŋz]
şarkı söylüyor; mırıldanıyor; ses çıkarıyor

Sings örnek cümleler:

  • A small bird sings in the tree every day.
    Küçük bir kuş her gün ağaçta şarkı söyler.
  • The young bird sings on the green branch.
    Genç kuş yeşil dalda şarkı söyler.
sister
[ˈsɪs.tər]
kız kardeş; abla; arkadaş

Sister örnek cümleler:

  • My sister is very kind.
    Kız kardeşim çok nazik.
  • I have one sister and two brothers.
    Bir kız kardeşim ve iki erkek kardeşim var.
sit
[sɪt]
oturmak; oturmak; bulunmak

Sit örnek cümleler:

  • She asked her dog to sit before giving him a treat.
    Ona, ödül vermeden önce köpeğinin oturmasını istedi.
  • Please sit on the chair while waiting for your turn.
    Lütfen sıranızı beklerken sandalyeye oturun.
site
[ˈsaɪt]
yer; arsa; site

Site örnek cümleler:

  • The site for the festival is by the lake.
    Festival alanı göl kenarında.
  • The picnic site is near the green hill.
    Piknik alanı yeşil tepenin yakınında.
sites
[ˈsaɪts]
yerler; arsalar; siteler

Sites örnek cümleler:

  • There are laws for the preservation of cultural heritage sites.
    Kültürel miras alanlarının korunması için yasalar vardır.
  • If you visit the city, you will certainly love the historic sites.
    Şehri ziyaret ederseniz, kesinlikle tarihi yerleri seveceksiniz.
sitting
[ˈsɪt.ɪŋ]
oturma; toplantı; poz verme

Sitting örnek cümleler:

  • He felt content sitting by the warm fire.
    Sıcak ateşin yanında otururken kendini mutlu hissetti.
  • The children are sitting opposite each other.
    Çocuklar birbirlerinin karşısında oturuyorlar.
situation
[ˌsɪtʃ.uˈeɪ.ʃən]
durum; konum; ortam

Situation örnek cümleler:

  • The situation in the park is calm today.
    Parktaki durum bugün sakin.
  • They are in a tough situation.
    Onlar zor bir durumda.
situations
[ˌsɪtʃ.uˈeɪ.ʃənz]
durumlar; konumlar; ortamlar

Situations örnek cümleler:

  • She is very calm during stressful situations.
    O stresli durumlarda çok sakindir.
  • A diplomatic approach is helpful in tough situations.
    Diplomatik bir yaklaşım zor durumlarda faydalıdır.
six
[sɪks]
altı; altı; altı

Six örnek cümleler:

  • She has six apples in her bag.
    Çantasında altı elma var.
  • We waited for six hours to see him.
    Onu görmek için altı saat bekledik.
size
[ˈsaɪz]
boyut; ebat; hacim

Size örnek cümleler:

  • The size of the room is big and bright.
    Odanın boyutu büyük ve parlak.
  • My shirt size is medium today.
    Gömleğimin bedeni bugün orta.
skeleton
[ˈskel.ɪ.tən]
iskelet; çerçeve; yapı

Skeleton örnek cümleler:

  • The skeleton is made up of many bones.
    İskelet birçok kemikten oluşur.
  • The spine is an important part of the human skeleton.
    Omurga, insan iskeletinin önemli bir parçasıdır.
skies
[skaɪz]
gökler; semalar; yükseklikler

Skies örnek cümleler:

  • The local weather forecast predicts sunny skies for the weekend.
    Yerel hava durumu tahmini hafta sonu için güneşli bir gökyüzü öngörüyor.
  • The invention of the airplane allowed people to explore the skies and reach new places.
    Uçağın icadı, insanların gökyüzünü keşfetmesini ve yeni yerlere ulaşmasını sağladı.
skiing
[ˈskiː.ɪŋ]
kayak; kayak sporu

Skiing örnek cümleler:

  • The thermal jacket is perfect for skiing.
    Termal ceket kayak için mükemmeldir.
  • They enjoyed skiing in the snow during their winter vacation.
    Kış tatillerinde karda kayak yapmanın tadını çıkardılar.
skill
[skɪl]
yetenek; beceri; ustalık

Skill örnek cümleler:

  • He has a skill in drawing.
    Onun çizim yeteneği var.
  • I learned a new skill today.
    Bugün yeni bir beceri öğrendim.
skilled
[skɪld]
nitelikli; yetkin; deneyimli

Skilled örnek cümleler:

  • He is a skilled player on the team.
    O, takımda yetenekli bir oyuncu.
  • The chef is very skilled at cooking.
    Aşçı yemek yapmada çok beceriklidir.
skillfully
[ˈskɪl.fəl.i]
ustalıkla; yetkinlikle; yetenekle

Skillfully örnek cümleler:

  • The chef skillfully mixed the ingredients, creating a dish that combined both sweet and savory flavors in a harmonious way.
    Aşçı, malzemeleri ustalıkla karıştırarak tatlı ve tuzlu tatları uyum içinde birleştiren bir yemek yarattı.
  • In literature, the author skillfully portrays both sides of the protagonist's personality, creating a multifaceted character.
    Edebiyatın içinde, yazar, ana karakterin kişiliğinin her iki yönünü ustaca tasvir eder, çok yönlü bir karakter yaratır.
skills
[skɪlz]
yetenekler; beceriler; ustalıklar

Skills örnek cümleler:

  • Every person has unique talents and skills.
    Her insanın kendine ait benzersiz yetenek ve becerileri vardır.
  • He learned survival skills in the wilderness.
    Vahşi doğada hayatta kalma becerileri öğrendi.
skin
[skɪn]
deri; cilt; kabuk

Skin örnek cümleler:

  • She uses sunscreen to protect her skin from the sun.
    Güneşten korumak için güneş kremi kullanıyor.
  • His skin turned red after being in the sun too long.
    Onun cildi güneşte çok uzun süre kaldıktan sonra kızardı.