🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. S harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

seldom
[ˈsel.dəm]
nadiren; seyrek; ara sıra

Seldom örnek cümleler:

  • She seldom goes to the movies.
    Nadiren sinemaya gider.
  • They seldom visit us, but we understand.
    Nadiren bizi ziyaret ederler, ama biz anlıyoruz.
select
[sɪˈlekt]
seçmek; ayırmak; öne çıkarmak

Select örnek cümleler:

  • You can select any color for the walls.
    İstediğiniz rengi seçebilirsiniz.
  • Please select a gift from the table.
    Lütfen masadan bir hediye seçin.
selected
[sɪˈlek.tɪd]
seçilmiş; ayrılmış; öne çıkarılmış

Selected örnek cümleler:

  • She was selected to join the dance team.
    Dans ekibine katılmak için seçildi.
  • He selected a blue shirt from the closet.
    Gardıroptan mavi bir gömlek seçti.
selection
[sɪˈlek.ʃən]
seçim; ayırma; koleksiyon

Selection örnek cümleler:

  • The store has a selection of fruits and vegetables.
    Mağaza, geniş bir meyve ve sebze seçkisi sunuyor.
  • She made her selection from the colorful flowers.
    Renkli çiçekler arasından seçimini yaptı.
self
[self]
kendisi; benlik; kişi

Self örnek cümleler:

  • She looked at herself in the mirror.
    Aynada kendine baktı.
  • He talked about his self and his dreams.
    Kendinden ve hayallerinden bahsetti.
self-discovery
[ˌself.dɪˈskʌv.ər.i]
öz keşif; kendini tanıma; öz araştırma

Self-discovery örnek cümleler:

  • The path to self-discovery is often enhanced by traveling to distant and unfamiliar places.
    Öz farkındalık yolu, genellikle uzak ve bilinmeyen yerlere yapılan yolculuklarla güçlenir.
  • The novel explores the concept of freedom through the protagonist's journey of self-discovery.
    Roman, kahramanın kendini keşfetme yolculuğu aracılığıyla özgürlük kavramını inceliyor.
self-driving
[ˌselfˈdraɪ.vɪŋ]
kendi kendine sürüş; otonom; otomatik pilot

Self-driving örnek cümleler:

  • He admired the innovation of self-driving cars and their potential for safer roads.
    Sürücüsüz arabaların yeniliğine ve daha güvenli yollar için potansiyeline hayrandı.
  • Advances in auto technology, including self-driving cars, have sparked debates about safety, regulation, and the future of transportation.
    Otomotiv teknolojisindeki ilerlemeler, otonom araçlar da dahil olmak üzere, güvenlik, düzenleme ve ulaşımın geleceği hakkında tartışmalara yol açtı.
self-improvement
[ˌself.ɪmˈpruːv.mənt]
kendi kendine iyileştirme; öz geliştirme; kişisel büyüme

Self-improvement örnek cümleler:

  • People often talk about overcoming vices in self-improvement books.
    İnsanlar kişisel gelişim kitaplarında kötü alışkanlıkların üstesinden gelmekten bahseder.
  • Each day, I try to learn something new to make my journey of self-improvement more fulfilling.
    Her gün kendimi geliştirme yolculuğumu daha tatmin edici hale getirmek için yeni bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.
sell
[sel]
satmak; ticaret yapmak; pazarlamak

Sell örnek cümleler:

  • They sell fresh fruits at the market.
    Pazar yerinde taze meyve satıyorlar.
  • He wants to sell his old bicycle.
    Eski bisikletini satmak istiyor.
seller
[ˈsel.ər]
satıcı; tüccar; perakendeci

Seller örnek cümleler:

  • He is a seller.
    O bir satıcı.
  • She is a seller of fruits.
    O meyve satıyor.
sellers
[ˈsel.ərz]
satıcılar; tüccarlar; perakendeciler

Sellers örnek cümleler:

  • A broker negotiates deals between buyers and sellers in many industries.
    Bir komisyoncu, birçok sektörde alıcılar ve satıcılar arasında anlaşmalar müzakere eder.
  • Economic systems often rely on trust between buyers, sellers, and institutions to function efficiently.
    Ekonomik sistemler, alıcılar, satıcılar ve kurumlar arasında güvene dayanarak verimli bir şekilde çalışır.
selling
[ˈsel.ɪŋ]
satma; ticaret; pazarlama

Selling örnek cümleler:

  • Commerce involves buying and selling things.
    Ticaret, ürün alım satımını içerir.
  • A broker is someone who helps people with buying or selling things.
    Bir komisyoncu, insanlara bir şeyler alıp satmalarında yardımcı olan kişidir.
sells
[selz]
satıyor; ticaret yapıyor; pazarlıyor

Sells örnek cümleler:

  • The bakery sells three cookies per box.
    İçinde üç kurabiye olan kutu satıyorlar.
  • He is a trader who sells goods in the market.
    O, pazarda mal satan bir tüccardır.
semester
[sɪˈmes.tər]
yarıyıl; dönem; akademik süre

Semester örnek cümleler:

  • She has to pay her tuition fees before the semester starts.
    Dönem başlamadan önce harç ücretini ödemesi gerekiyor.
  • Students will receive their grades at the end of the semester.
    Öğrenciler dönem sonunda notlarını alacaklar.
seminar
[ˈsem.ɪ.nɑːr]
seminer; sempozyum; konferans

Seminar örnek cümleler:

  • Attendance at the seminar is mandatory for all new employees.
    Seminere katılım tüm yeni çalışanlar için zorunludur.
  • A considerable number of students attended the seminar on career planning.
    Önemli sayıda öğrenci kariyer planlama seminerine katıldı.
send
[send]
göndermek; yollamak; iletmek

Send örnek cümleler:

  • Can you send me the photo you took yesterday?
    Geçen gün çektiğin fotoğrafı bana gönderebilir misin?
  • She decided to send a letter to her grandmother.
    O, büyükannesine bir mektup göndermeye karar verdi.
sending
[ˈsen.dɪŋ]
gönderme; yollama; iletme

Sending örnek cümleler:

  • She kissed the letter before sending it away.
    Göndermeden önce mektubu öptü.
  • I need to change the label on this package before sending it.
    Göndermeden önce bu paketin etiketini değiştirmem gerekiyor.
senior
[ˈsiː.ni.ɚ]
kıdemli; yaşlı; üst düzey

Senior örnek cümleler:

  • The senior citizen walked to the park.
    Yaşlı vatandaş parka yürüdü.
  • He is a senior student in high school.
    O, lise son sınıf öğrencisidir.
sensation
[senˈseɪ.ʃən]
duygu; sansasyon; his

Sensation örnek cümleler:

  • I had a strange sensation in my stomach.
    Karnımda garip bir his vardı.
  • The sensation of cold water felt refreshing.
    Soğuk su hissi ferahlatıcıydı.
sense
[sens]
duyu; anlam; his

Sense örnek cümleler:

  • I have a strong sense of smell.
    Güçlü bir koku alma duyum var.
  • He has a good sense of humor.
    Onun iyi bir espri anlayışı var.
senses
[ˈsen.sɪz]
duyular; hisler; algılar

Senses örnek cümleler:

  • The music will stimulate your senses.
    Müzik duyularınızı harekete geçirir.
  • We perceive the world through our senses.
    Dünyayı duyularımız aracılığıyla algılarız.