table [ˈteɪ.bəl] masa; tablo; plaka Table örnek cümleler: The food is on the table, ready to eat. Yemek masanın üzerinde, yenmeye hazır. They gathered around the table to play cards. Onlar kart oynamak için masanın etrafında toplandılar.
tablet [ˈtæb.lɪt] tablet; pil; plaka Tablet örnek cümleler: I can't access the game on my tablet now. Şu anda tabletimde oyuna erişemiyorum. She prefers reading books on her electronic tablet. O, elektronik tabletinde kitap okumayı tercih ediyor.
tablets [ˈtæb.lɪts] tabletler; haplar; plakalar Tablets örnek cümleler: This app works well on both phones and tablets. Uygulama hem telefonlarda hem de tabletlerde iyi çalışıyor. Devices like tablets and laptops make working from home more convenient. Tablet ve dizüstü bilgisayarlar gibi cihazlar, evden çalışmayı daha rahat hale getiriyor.
tackle [ˈtæk.əl] teçhizat; mücadele; tackle Tackle örnek cümleler: The whole team united to tackle the urgent community issue. Tüm ekip, acil toplum sorununu çözmek için birleşti. Her speech will inspire young leaders to tackle global challenges. Konuşması, genç liderleri küresel sorunlarla başa çıkmaya teşvik edecek.
tackled [ˈtæk.əld] mücadele etti; tackle yaptı; çözdü Tackled örnek cümleler: They tackled the issue of urban pollution with innovative solutions. Şehir kirliliği sorununu yenilikçi çözümlerle ele aldılar. The hikers gained confidence as they tackled increasingly difficult trails together. Dağcılar, giderek daha zor hale gelen parkurları birlikte aşarak güven kazandılar.
tackling [ˈtæk.lɪŋ] mücadele; tackle; çözüm Tackling örnek cümleler: He took an aggressive approach to solving the problem, tackling it head-on. Sorunu çözmek için agresif bir yaklaşım benimsedi ve baştan itibaren doğrudan üzerine gitti. The implementation of renewable energy solutions on a large scale is crucial for tackling climate change. Yenilenebilir enerji çözümlerinin geniş ölçekte uygulanması, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için çok önemlidir.
tail [teɪl] kuyruk; son; sıra Tail örnek cümleler: The cat's tail was fluffy and long. Kedinin kuyruğu kabarık ve uzundu. The dog wagged its tail happily. Köpek mutlu bir şekilde kuyruğunu salladı.
tailor [ˈteɪ.lər] terzi; dikmek; uyarlamak Tailor örnek cümleler: Understanding the majority’s preferences can help businesses tailor their products to meet customer needs. Çoğunluğun tercihlerini anlamak, işletmelerin ürünlerini müşteri ihtiyaçlarına uyarlamasına yardımcı olabilir. The tailor carefully adjusted the suit to fit him perfectly, ensuring every detail was tailored to his exact preferences. Terzi, takım elbiseyi onun tam tercihine göre mükemmel şekilde uyacak şekilde dikkatlice ayarladı.
tailored [ˈteɪ.lərd] uyarlanmış; dikilmiş; bireysel Tailored örnek cümleler: The psychological assessment was tailored to evaluate the cognitive abilities of each individual. Psikolojik değerlendirme, her bireyin bilişsel yeteneklerini değerlendirmek için uyarlanmıştır. The guide offered helpful suggestions for creating a sustainable lifestyle tailored to individual needs. Rehber, bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanmış sürdürülebilir bir yaşam tarzı yaratmak için yararlı öneriler sundu.
take [teɪk] almak; kabul etmek; ele geçirmek Take örnek cümleler: I take the bus to school. Okula otobüsle gidiyorum. She takes the book. O kitabı alıyor.
taken [ˈteɪ.kən] alınmış; kabul edilmiş; ele geçirilmiş Taken örnek cümleler: He was taken to the hospital after he fell and hurt his leg. Düştükten ve bacağını incittikten sonra hastaneye kaldırıldı. The seat was taken, so she stood by the door. Koltuk doluydu, bu yüzden kapının yanında durdu.
takeoff [ˈteɪkˌɔːf] kalkış; başlangıç; yükseliş Takeoff örnek cümleler: The pilot of the plane gave us instructions before takeoff. Uçağın pilotu kalkıştan önce bize talimat verdi. Pilots must calculate speed and altitude carefully during takeoff and landing to ensure safe operations. Pilotlar, güvenli operasyonlar sağlamak için kalkış ve iniş sırasında hız ve irtifayı dikkatlice hesaplamalıdır.
takes [teɪks] alır; kabul eder; ele geçirir Takes örnek cümleler: She takes a vitamin supplement every day. O her gün vitamin takviyesi alıyor. She takes a shower every morning. O her sabah duş alır.
taking [ˈteɪ.kɪŋ] alma; kabul etme; ele geçirme Taking örnek cümleler: Let's walk instead of taking the bus. Otobüs yerine yürüyelim. He considered the possibility of taking a day off. Bir gün izin alma olasılığını düşündü.
tale [teɪl] masal; hikaye; öykü Tale örnek cümleler: The fairy tale was full of magical creatures. Masallar büyülü yaratıklarla doluydu. The movie tells the tale of a slave who escaped. Film, kaçan bir kölenin hikayesini anlatıyor.
talent [ˈtæl.ənt] yetenek; kabiliyet; hüner Talent örnek cümleler: She has a talent for drawing. Ona çizim yapma yeteneğine sahip. He shows talent in music. O müzikte yetenek gösteriyor.
talented [ˈtæl.ən.tɪd] yetenekli; kabiliyetli; becerikli Talented örnek cümleler: He is a talented artist. O yetenekli bir sanatçı. She is a talented singer. O, yetenekli bir şarkıcı.
talents [ˈtæl.ənts] yetenekler; kabiliyetler; hünerler Talents örnek cümleler: Each individual has unique talents. Her birey benzersiz yeteneklere sahiptir. Every person has unique talents and skills. Her insanın kendine ait benzersiz yetenek ve becerileri vardır.
tales [teɪlz] masallar; hikayeler; öyküler Tales örnek cümleler: She believed in magic and loved reading fairy tales. Magia'ya inanıyordu ve masallar okumayı çok seviyordu. Folk tales are passed down from generation to generation. Halk masalları nesilden nesile aktarılır.
talk [tɔːk] konuşmak; sohbet; tartışma Talk örnek cümleler: They like to talk about their favorite books. Onlar, favori kitapları hakkında konuşmayı seviyorlar. Can I talk to you about something important? Sizinle önemli bir şey hakkında konuşabilir miyim?
talked [tɔːkt] konuştu; sohbet etti; tartıştı Talked örnek cümleler: The group talked quietly in the room. Grup odada sessizce konuştu. He talked about his self and his dreams. Kendinden ve hayallerinden bahsetti.