technique [tekˈniːk] teknik; yöntem; prosedür Technique örnek cümleler: She learned a new technique to paint. Ona yeni bir resim tekniği öğrendi. The technique of drawing is easy to understand. Çizim tekniği anlaması kolaydır.
techniques [tekˈniːks] teknikler; yöntemler; prosedürler Techniques örnek cümleler: The artist’s creation is a blend of modern techniques and traditional themes. Sanatçının eseri, modern teknikler ve geleneksel temaların bir karışımıdır. The team practiced survival techniques before going on the hiking expedition. Ekip, yürüyüş keşif gezisinden önce hayatta kalma tekniklerini uyguladı.
technological [ˌtek.nəˈlɑː.dʒɪ.kəl] teknolojik; teknik; yenilikçi Technological örnek cümleler: The technological waste polluted the river badly. Teknolojik atıklar nehri ciddi şekilde kirletti. Old technological tools were dumped in the forest, harming plants. Eski teknolojik araçlar ormanda terk edildi ve bitkilere zarar verdi.
technologies [tekˈnɑː.lə.dʒiz] teknolojiler; teknik araçlar; yenilikler Technologies örnek cümleler: The rise of civilization brought new technologies. Medeniyetin yükselişi yeni teknolojiler getirdi. New technologies have significantly reduced the time needed to complete tasks. Yeni teknolojiler, görevleri tamamlamak için gereken süreyi önemli ölçüde azalttı.
technology [tekˈnɑː.lə.dʒi] teknoloji; teknik; yenilik Technology örnek cümleler: They study technology in class. Onlar sınıfta teknolojiyi inceliyorlar. He uses technology daily. O, teknolojiyi günlük olarak kullanıyor.
teenagers [ˈtiːnˌeɪ.dʒɚz] gençler; ergenler; delikanlılar Teenagers örnek cümleler: The new brand of clothing has become very popular among teenagers. Yeni giyim markası gençler arasında çok popüler hale geldi. The influence of social media on teenagers has grown significantly in recent years. Sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisi son yıllarda önemli ölçüde arttı.
teeth [tiːθ] dişler; çentikler; köpek dişleri Teeth örnek cümleler: She needs dental care to fix her teeth. Dişlerini düzeltmek için diş tedavisine ihtiyacı var. Too much sugar can be harmful to your teeth. Çok fazla şeker dişlerinize zarar verebilir.
telephone [ˈtel.ɪ.foʊn] telefon; iletişim; cihaz Telephone örnek cümleler: He has a telephone. Onun bir telefonu var. I use the telephone. Ben telefonu kullanıyorum.
telescope [ˈtel.ɪ.skoʊp] teleskop; dürbün; optik Telescope örnek cümleler: We track stars using this telescope. Bu teleskopla yıldızları izliyoruz. She looked at the moon through the telescope. Teleskopla ayı teleskopla izledi.
television [ˈtel.ɪ.vɪ.ʒən] televizyon; TV; yayın Television örnek cümleler: The television is on in the living room. Oturma odasında televizyon açık. She loves watching cartoons on television. Televizyonda çizgi film izlemeyi çok seviyor.
tell [tel] anlatmak; söylemek; bildirmek Tell örnek cümleler: Can you tell me a funny story? Bana komik bir hikaye anlatabilir misin? He will tell the teacher about the lost book. O, kaybolan kitap hakkında öğretmene bilgi verecek.
telling [ˈtel.ɪŋ] anlatma; bildirme; hikâye etme Telling örnek cümleler: The book discusses the morality of telling the truth. Kitap, doğruyu söylemenin ahlaki yönünü tartışıyor. He felt guilty for telling a lie, which he thought was a sin. Yalan söylediği için suçlu hissetti, çünkü bunu bir günah olarak görüyordu.
tells [telz] anlatır; söyler; bildirir Tells örnek cümleler: The book tells the story of the birth of the city. Kitap şehrin doğuş hikayesini anlatıyor. This book tells a historical story about ancient Egypt. Bu kitap, Antik Mısır hakkında tarihsel bir hikaye anlatıyor.
temperature [ˈtem.pɚ.ə.tʃɚ] sıcaklık; ateş; derece Temperature örnek cümleler: The temperature is very low. Sıcaklık çok düşük. Check the temperature of the water. Suyun sıcaklığını kontrol edin.
temperatures [ˈtem.pɚ.ə.tʃɚz] sıcaklıklar; ateşler; dereceler Temperatures örnek cümleler: The thermometer shows a range of temperatures. Termometre bir sıcaklık aralığı gösterir. The materials used in construction can withstand high temperatures. Yapıda kullanılan malzemeler yüksek sıcaklıklara dayanabilir.
temple [ˈtem.pəl] tapınak; şakak; kutsal yer Temple örnek cümleler: We visited a temple in the city. Şehirde bir tapınağı ziyaret ettik. The temple was very old. Tapınak çok eskiydi.
temples [ˈtem.pəlz] tapınaklar; şakaklar; kutsal yerler Temples örnek cümleler: Many people admire the architecture of ancient Greek temples. Birçok kişi antik Yunan tapınaklarının mimarisine hayran kalır. Many tourists are interested in exploring the ancient temples of the region. Birçok turist bölgedeki antik tapınakları keşfetmekle ilgileniyor.
temporarily [ˈtem.pəˌrer.əl.i] geçici olarak; kısa süreli; geçici bir süre Temporarily örnek cümleler: She is temporarily staying with a friend. Geçici olarak bir arkadaşında kalıyor. The store is temporarily closed for repairs. Mağaza onarım için geçici olarak kapalıdır.
temporary [ˈtem.pəˌrer.i] geçici; kısa süreli; geçici bir süre Temporary örnek cümleler: We are living in a temporary house while ours is being built. Evimiz yapılırken geçici bir evde yaşıyoruz. This is a temporary solution to the problem. Bu, soruna geçici bir çözümdür.
ten [ˈten] on; onluk Ten örnek cümleler: There are ten apples in the basket. Sepette on elma var. The boy turned ten years old today. Oğlan bugün on yaşına girdi.
tend [ˈtend] eğilim göstermek; yönelmek; bakmak Tend örnek cümleler: I tend to drink coffee in the morning to wake up. Sabahları uyanmak için kahve içmeye eğilimliyim. Children tend to copy what they see adults doing. Çocuklar, büyüklerin yaptıklarını görerek taklit etme eğilimindedir.