🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. V harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

vacation
[veɪˈkeɪ.ʃən]
tatil; izin; dinlenme

Vacation örnek cümleler:

  • My vacation was fun.
    Tatilim eğlenceliydi.
  • We are going on vacation.
    Tatile gidiyoruz.
vacations
[veɪˈkeɪ.ʃənz]
tatiller; izinler; dinlenmeler

Vacations örnek cümleler:

  • She is a travel agent who helps people book vacations.
    O bir seyahat acentesi ve insanlara tatil rezervasyonu yapmalarında yardımcı oluyor.
  • Her collection of shells from the beach reminded her of her vacations by the sea.
    Onun plajdan aldığı deniz kabuğu koleksiyonu, ona deniz kıyısındaki tatillerini hatırlatıyordu.
vaccination
[ˌvæk.səˈneɪ.ʃən]
aşılama; bağışıklık kazandırma; aşı

Vaccination örnek cümleler:

  • The doctor gave me a vaccination.
    Doktor bana aşı yaptı.
  • I got my vaccination yesterday.
    Dün aşımı oldum.
vaccine
[ˈvæk.siːn]
aşı; bağışıklık ilacı; immün preparat

Vaccine örnek cümleler:

  • I got my vaccine yesterday.
    Dün aşımı oldum.
  • The vaccine is important.
    Aşı önemlidir.
vaccines
[ˈvæk.siːnz]
aşılar; bağışıklık ilaçları; immün preparatlar

Vaccines örnek cümleler:

  • Scientists are working to develop better vaccines for the future.
    Bilim insanları, gelecek için daha iyi aşılar geliştirmek için çalışıyorlar.
  • Efficient distribution of vaccines was critical in controlling the outbreak.
    Etkili aşı dağıtımı, salgının kontrol altına alınmasında kritik öneme sahipti.
vacuum
[ˈvæk.juːm]
vakum; boşluk; elektrikli süpürge

Vacuum örnek cümleler:

  • I need to use the vacuum cleaner.
    Süpürgeyi kullanmam gerekiyor.
  • The vacuum is in the closet.
    Elektrikli süpürge dolapta.
valid
[ˈvæl.ɪd]
geçerli; yasal; haklı

Valid örnek cümleler:

  • The reason is valid.
    Sebep geçerlidir.
  • His excuse is valid.
    Onun mazereti geçerlidir.
validity
[vəˈlɪd.ə.ti]
geçerlilik; yasallık; haklılık

Validity örnek cümleler:

  • The scientist's discovery was celebrated later, after further experiments confirmed its validity.
    Bilim insanının keşfi, ek deneyler geçerliliğini doğruladıktan sonra kutlandı.
  • Understanding the amount of variance in the data was crucial for the validity of the statistical analysis.
    İklim değişikliğinin deniz ekosistemleri üzerindeki etkileri üzerine çalışıyor.
valley
[ˈvæl.i]
vadi; ova; çukur

Valley örnek cümleler:

  • Many trees in the unknown valley grew taller than buildings.
    Bilinmeyen vadideki birçok ağaç, binalardan daha uzun büyüdü.
  • The mountains above the valley are covered in snow most of the year.
    Vadinin üzerindeki dağlar yılın büyük bir kısmında karla kaplıdır.
valleys
[ˈvæl.iz]
vadiler; ovalar; çukurlar

Valleys örnek cümleler:

  • Rivers in the forest slowly flow through green valleys.
    Ormandaki nehirler, yeşil vadilerden yavaşça akar.
  • The region is famous for its beautiful mountains and valleys.
    Bölge, güzel dağları ve vadileriyle ünlüdür.
valuable
[ˈvæl.ju.ə.bəl]
değerli; pahalı; faydalı

Valuable örnek cümleler:

  • His advice was valuable and helped me make the right choice.
    Onun tavsiyesi değerliydi ve doğru seçimi yapmama yardımcı oldu.
  • The museum has a collection of valuable paintings.
    Müze, değerli resimlerin bir koleksiyonuna sahiptir.
value
[ˈvæl.juː]
değer; maliyet; önem

Value örnek cümleler:

  • This ring has great value to my family.
    Bu yüzük, ailem için büyük bir değere sahiptir.
  • Do you know the value of hard work?
    Çalışkanlığın değerini biliyor musun?
valued
[ˈvæl.juːd]
değerli; değerlendirilmiş; saygın

Valued örnek cümleler:

  • He valued the interaction he had with the locals during his travels.
    Özellikle seyahatleri sırasında yerel halkla olan etkileşimini çok takdir etti.
  • Equal representation in government ensures that all voices in society are heard and valued.
    Hükümette eşit temsiliyet, toplumdaki tüm seslerin duyulup değer verildiğinden emin olur.
values
[ˈvæl.juːz]
değerler; ilkeler; maliyetler

Values örnek cümleler:

  • She values her privacy and prefers to keep her phone locked.
    O, gizliliğine önem verir ve telefonunu kilitli tutmayı tercih eder.
  • She values her autonomy and enjoys making decisions for herself.
    Kendi özerkliğine değer verir ve kararları kendisi almayı sever.
variable
[ˈver.i.ə.bəl]
değişken; değişebilir; kararsız

Variable örnek cümleler:

  • This is a variable problem.
    Bu değişken bir sorundur.
  • The prices are variable.
    Fiyatlar değişkendir.
variables
[ˈver.i.ə.bəlz]
değişkenler; değişebilirler; kararsızlar

Variables örnek cümleler:

  • To solve the problem accurately, you need to consider all the variables and ensure the calculations are correct.
    Sorunu doğru çözmek için tüm değişkenleri göz önünde bulundurmanız ve hesaplamaların doğru olduğundan emin olmanız gerekir.
  • The scientific study revealed quite significant correlations between the variables, suggesting new avenues for research.
    Bilimsel çalışma, değişkenler arasında oldukça önemli korelasyonlar ortaya koyarak yeni araştırma yolları önerdi.
varied
[ˈver.id]
çeşitli; farklı; değiştirilmiş

Varied örnek cümleler:

  • The animals in the zoo are varied.
    Hayvanat bahçesindeki hayvanlar çeşitlidir.
  • The menu has varied dishes.
    Menüde çeşitli yemekler var.
varies
[ˈver.iz]
değişir; farklılaşır; çeşitlenir

Varies örnek cümleler:

  • Aesthetic beauty is subjective and varies by culture.
    Estetik güzellik özneldir ve kültüre göre değişir.
  • The legal age for voting varies from country to country.
    Seçme yaşı, ülkeden ülkeye değişmektedir.
variety
[vəˈraɪ.ə.ti]
çeşitlilik; yelpaze; tür

Variety örnek cümleler:

  • The market sells a variety of fruits.
    Pazarda çeşitli meyveler satılıyor.
  • There is a variety of books in the library.
    Kütüphanede çeşitli kitaplar var.
various
[ˈver.i.əs]
çeşitli; çok yönlü; birkaç

Various örnek cümleler:

  • There are various colors.
    Varsity renkler var.
  • She likes various foods.
    O, çeşitli yemekleri sever.
vary
[ˈver.i]
değişmek; farklılaşmak; çeşitlenmek

Vary örnek cümleler:

  • The prices of fruit vary by season.
    Meyve fiyatları mevsime göre değişir.
  • The colors of the sunset vary each evening.
    Gün batımının renkleri her akşam değişir.