🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. W harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

will
[wɪl]
olacak; irade; vasiyet

Will örnek cümleler:

  • She will help you.
    O sana yardım edecek.
  • I will go to the park.
    Parka gideceğim.
willing
[ˈwɪl.ɪŋ]
istekli; gönüllü; hazır

Willing örnek cümleler:

  • He was willing to share his lunch with a friend.
    Arkadaşıyla yemeğini paylaşmaya hazırdı.
  • She is willing to help with the project after school.
    Okuldan sonra projeye yardım etmeye hazır.
willingness
[ˈwɪl.ɪŋ.nəs]
isteklilik; gönüllülük; heves

Willingness örnek cümleler:

  • He didn't know the answer, but he gave it a try at least to show his willingness to participate.
    Cevabı bilmiyordu ama en azından katılmaya istekli olduğunu göstermek için denedi.
  • His helpful nature and willingness to assist in difficult situations made him a favorite among his colleagues.
    Onun yardımsever doğası ve zor durumlarda yardım etmeye istekliliği, onu meslektaşları arasında favori yaptı.
win
[wɪn]
kazanmak; galip gelmek; elde etmek

Win örnek cümleler:

  • She wants to win the race tomorrow.
    Ertesi gün yarışı kazanmak istiyor.
  • The team worked hard to win the game.
    Takım oyunu kazanmak için çok çalıştı.
wind
[wɪnd]
rüzgar; esinti; hava akımı

Wind örnek cümleler:

  • The wind blew the leaves across the yard.
    Rüzgar yaprakları avlu boyunca uçurdu.
  • A strong wind made it hard to walk along the beach.
    Şiddetli rüzgar sahilde yürümeyi zorlaştırdı.
winding
[ˈwaɪn.dɪŋ]
kıvrımlı; dolambaçlı; yılan gibi

Winding örnek cümleler:

  • The trip to the remote village involved six hours of driving along winding roads.
    Uzak köye yapılan yolculuk, dolambaçlı yollarda altı saat sürdü.
  • To get to the hidden waterfall, you need to follow the winding trail through the forest.
    Gizli şelaleye ulaşmak için ormanın içinden geçen dolambaçlı patikayı takip etmelisiniz.
window
[ˈwɪn.doʊ]
pencere; vitrin; açıklık

Window örnek cümleler:

  • She opened the window to let in some fresh air.
    Pencereyi açarak temiz havanın içeri girmesini sağladı.
  • The window was closed because it was cold outside.
    Pencere kapalıydı çünkü dışarısı soğuktu.
windows
[ˈwɪn.doʊz]
pencereler; vitrinler; açıklıklar

Windows örnek cümleler:

  • The building has a modern style with big windows.
    Bina büyük pencerelere sahip modern bir tarza sahiptir.
  • The software is compatible with both Mac and Windows.
    Yazılım hem Mac hem de Windows ile uyumludur.
winds
[wɪndz]
rüzgarlar; esintiler; hava akımları

Winds örnek cümleler:

  • Severe winds broke tree branches.
    Şiddetli rüzgar ağaçların dallarını kırdı.
  • The house can withstand strong winds.
    Ev güçlü rüzgârlara dayanabilir.
wine
[waɪn]
şarap; üzüm suyu; alkollü içecek

Wine örnek cümleler:

  • I like to drink wine with dinner.
    Akşam yemeğinde şarap içmeyi severim.
  • She drinks a small glass of wine every evening.
    Her akşam bir kadeh şarap içer.
winner
[ˈwɪn.ər]
kazanan; galip; şampiyon

Winner örnek cümleler:

  • She is the winner of the race.
    O yarışın kazananı.
  • He is a winner because he worked hard.
    O, çok çalıştığı için kazanan.
winners
[ˈwɪn.ərz]
kazananlar; galipler; şampiyonlar

Winners örnek cümleler:

  • A ceremony was held to honor the winners.
    Kazananlar onuruna bir tören düzenlendi.
  • The prizes were evenly distributed among the winners.
    Ödüller kazananlar arasında eşit olarak dağıtıldı.
winning
[ˈwɪn.ɪŋ]
kazanan; galip; zafer kazanan

Winning örnek cümleler:

  • She has a winning smile.
    Onun kazanan bir gülümsemesi var.
  • Our team is winning the game.
    Takımımız oyunu kazanıyor.
winter
[ˈwɪn.tər]
kış; kış dönemi; soğuk mevsim

Winter örnek cümleler:

  • Winter is cold and snowy in many parts of the world.
    Kış, dünyanın birçok yerinde soğuk ve karlıdır.
  • We built a snowman during the winter vacation.
    Kış tatilinde bir kardan adam yaptık.
winters
[ˈwɪn.tərz]
kışlar; kış dönemleri; soğuk mevsimler

Winters örnek cümleler:

  • The northern regions experience long winters and short summers.
    Kuzey bölgelerde uzun kışlar ve kısa yazlar yaşanır.
  • Ancient tales describe harsh winters where entire villages had to work together to survive.
    Eski hikayeler, tüm köylerin hayatta kalmak için birlikte çalışmak zorunda olduğu sert kışları anlatır.
wireless
[ˈwaɪər.ləs]
kablosuz; telsiz; radyo

Wireless örnek cümleler:

  • She uses wireless headphones.
    O kablosuz kulaklık kullanıyor.
  • I need a wireless connection.
    Bana kablosuz bir bağlantı gerekiyor.
wires
[waɪərz]
teller; kablolar; ince teller

Wires örnek cümleler:

  • Please connect the wires to the battery.
    Lütfen kabloları bataryaya bağlayın.
  • This machine has a complex system of wires inside.
    Bu makinede içinde karmaşık bir tel sistemi var.
wisdom
[ˈwɪz.dəm]
bilgelik; bilgi; sağduyu

Wisdom örnek cümleler:

  • She shared her wisdom with us.
    O, bilgeliğini bizimle paylaştı.
  • He has great wisdom.
    O büyük bir bilgeye sahiptir.
wise
[waɪz]
bilge; akıllı; sağduyulu

Wise örnek cümleler:

  • It’s wise to study for the test.
    Sınava çalışmak akıllıcadır.
  • He is a wise person.
    O, bilge bir insan.
wisely
[ˈwaɪz.li]
bilgece; akıllıca; sağduyulu olarak

Wisely örnek cümleler:

  • The family avoided debt by spending wisely.
    Aile, paralarını akıllıca harcayarak borçlardan kaçındı.
  • We should divide our time wisely to be productive.
    Üretken olmak için zamanımızı akıllıca bölmeliyiz.
wiser
[ˈwaɪ.zər]
daha bilge; daha akıllı; daha sağduyulu

Wiser örnek cümleler:

  • Despite all the challenges, she remained grateful for the lessons that made her stronger and wiser.
    Tüm zorluklara rağmen, onu daha güçlü ve bilge yapan dersler için minnettardı.
  • In moments of stress, it’s easy to throw caution to the wind, but sometimes it’s wiser to take a step back and think things through.
    Stres anlarında tedbiri elden bırakmak kolaydır, ancak bazen geri adım atmak ve işleri yeniden düşünmek daha akıllıca olabilir.