🎁 Arkadaşlarını davet et ve Pro’yu ücretsiz al 🎁

İngilizce dili. Y harfiyle başlayan kelimeler — cümle içinde kullanım örnekleri, transkripsiyon ve telaffuz

yard
[jɑːrd]
avlu; yarda; arazi

Yard örnek cümleler:

  • The wind blew the leaves across the yard.
    Rüzgar yaprakları avlu boyunca uçurdu.
  • Her strong dog pulls the rope in the yard.
    Güçlü köpeği bahçede ipi çeker.
year
[jɪr]
yıl; sene; dönem

Year örnek cümleler:

  • This year, we plant a big vegetable garden.
    Bu yıl büyük bir sebze bahçesi ekeriz.
  • Last year, I saw a fox in the forest.
    Geçen yıl ormanda bir tilki gördüm.
years
[ˈjɪrz]
yıllar; yıl; yaş

Years örnek cümleler:

  • The house has increased in value over the years
    Ev, yıllar içinde değer kazandı.
  • The evolutionary process takes many years.
    Evrim süreci uzun yıllar alır.
yellow
[ˈjeloʊ]
sarı; açık sarı; parlak sarı

Yellow örnek cümleler:

  • She wore a yellow dress to the party.
    Partide sarı bir elbise giydi.
  • The yellow flowers are blooming in the garden.
    Sarı çiçekler bahçede açıyor.
yes
[ˈjes]
evet; tabii ki; aynı fikirde

Yes örnek cümleler:

  • Yes, I would love to visit Paris!
    Evet, Paris'i ziyaret etmek isterim!
  • He said yes to the trip with his friends.
    Arkadaşlarıyla tatile gitmeyi kabul etti.
yesterday
[ˈjestərdeɪ]
dün; dünkü gün; önceki akşam

Yesterday örnek cümleler:

  • He was here yesterday to deliver the package.
    O dün paketi teslim etmek için buradaydı.
  • We played outside yesterday.
    Dün dışarıda oynadık.
yet
[ˈjet]
henüz; şimdiye kadar; yine de

Yet örnek cümleler:

  • I haven't finished yet.
    Henüz bitirmedim.
  • She is not ready yet.
    O hala hazır değil.
yield
[ˈjiːld]
teslim olmak; üretmek; vermek

Yield örnek cümleler:

  • The farm yields many crops every year.
    Çiftlik her yıl birçok mahsul verir.
  • The tree yields fruit in the summer.
    Ağaç yazın meyve verir.
yields
[ˈjiːldz]
teslim olmalar; sonuçlar; getiriler

Yields örnek cümleler:

  • The tree yields fruit in the summer.
    Ağaç yazın meyve verir.
  • The farm yields many crops every year.
    Çiftlik her yıl birçok mahsul verir.
yoga
[ˈjoʊɡə]
yoga; egzersiz; meditasyon

Yoga örnek cümleler:

  • Yoga helps improve flexibility in the body.
    Yoga vücudun esnekliğini geliştirmeye yardımcı olur.
  • I saw her doing yoga in the park this morning.
    Bu sabah onu parkta yoga yaparken gördüm.
york
[ˈjɔːrk]
York; şehir; yer

York örnek cümleler:

  • He lives in New York.
    O, New York'ta yaşıyor.
  • The flight to New York was delayed.
    New York uçuşu ertelendi.
you
[ˈjuː]
sen; siz; sana

You örnek cümleler:

  • This is for you.
    Bu senin için.
  • How are you?
    İyi misiniz?
young
[ˈjʌŋ]
genç; ergen; yeni

Young örnek cümleler:

  • The young cat is playful.
    Genc kedi oyuncudur.
  • She has a young brother.
    Onun küçük bir kardeşi var.
younger
[ˈjʌŋɡər]
daha genç; küçük; daha ergen

Younger örnek cümleler:

  • My brother is younger than me.
    Erkek kardeşim benden daha genç.
  • They redesigned their logo to appeal to a younger audience.
    Genç bir kitleye hitap etmek için logolarını yeniden tasarladılar.
your
[ˈjʊr]
senin; sizin; senin

Your örnek cümleler:

  • This is your book.
    Bu senin kitabın.
  • Is this your dog?
    Bu senin köpeğin mi?
yours
[ˈjʊrz]
senin; sizin; sana ait

Yours örnek cümleler:

  • This book is yours.
    Bu kitap senin.
  • Is this pen yours?
    Bu kalem senin mi?
yourself
[ˌjʊrˈself]
kendin; kendi; kendine

Yourself örnek cümleler:

  • Dress yourself warmly for the cold day.
    Soğuk gün için sıcak giyin.
  • Be yourself when you meet new friends.
    Yeni arkadaşlarla tanışırken kendin ol.
youth
[ˈjuːθ]
gençlik; gençlik dönemi; genç olma

Youth örnek cümleler:

  • The youth in the town are very active.
    Şehirdeki gençler çok aktif.
  • She is involved in youth activities at school.
    Okulda gençlik faaliyetlerine katılıyor.
you’ll
[juːl]
sen yapacaksın; siz yapacaksınız; yapacaksın

You’ll örnek cümleler:

  • You should hurry, otherwise you’ll be late.
    Acele etmelisin, yoksa geç kalacaksın.
  • You’ll get a reward if you finish reading this long and interesting book by tomorrow.
    Yarın bu uzun ve ilginç kitabı bitirirsen ödül kazanacaksın.
you’re
[ˈjʊr]
sensin; sizsiniz; sensin

You’re örnek cümleler:

  • That’s a nice dress you’re wearing!
    Bu, giydiğin güzel bir elbise!
  • The museum is worth a visit if you’re in the area.
    Bölgedeyseniz müze ziyaret etmeye değer.
you’ve
[ˈjuːv]
senin var; sizin var; senin var

You’ve örnek cümleler:

  • I really appreciate the effort you’ve put into this project.
    Bu projeye koyduğun emeği gerçekten takdir ediyorum.
  • Once you’ve finished reading the instructions, we can start the game.
    Talimatları okumanız bittiğinde oyuna başlayabiliriz.